Adı:
Hayatın Bilgeliği
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
103
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054922833
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Wisdom of Life
Çeviri:
Merve Şener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alter Yayıncılık
Alman filozof. Felsefe tarihi`nde irrasyonalist ve karamsar olarak bilinir. Felsefesinin ilkesel bir kavramı irade kavramıdır. Dünyanın özü ve gerçekliği irade iken, fenomenlerden oluşan dünya, tasarımdan başka bir şey değildir. İrade, Schopenhauer felsefesinde kendini bir zorunluluk olarak gösterir, ki onun düşüncesindeki kötümserliğin ve karamsarlığın kaynağı da bu iradedir. İnsan, tamamen kurtulamayacak olsa da istencin/iradenin emrine boyun eğerek acı ve kederden kurtulabilir. Bu noktada Schopenhauer`ın düşüncelerinin belirli ölçüde, kaderciliğin ağır bastığı Doğu felsefelerine yakınlaştığı iddia edilebilir. Schopenhauer`a göre; birbirlerini en çok teshir edenler (büyüleyenler) birbirlerini en çok tamamlayanlardır. İrade kavramı ile içgüdüsel bir anlatıyı ifade eder. İrade kavramı fiziksel ve sosyal yapımızı şekillendiriyor gibi gözükse de Doğadan, yani özümüzden gelen bir enerjidir. Bu enerji yaşamı, toplumsalı, adaletsizliği döngüsel olarak sürdüren güçtür. İnsan bu enerjiden kaçamaz, içseldir ve doğanın bir parçası olan insan yaşarken aslında cinsel ve yaşamsal enersiyle bir yeni anlamlandırmalar silsilesi ile İrade`ye hizmet eder. İrade; yaşamı sağlayan bir enerjidir. İnsanın kontrolsuz biçimde gelişen irade içinde hareketi; uygarlıkları, acıları, kötülüğü doğurmuştur. Çünkü irade hep ister, yaşam için talep eder. Birey iradenin kontrolündeki yaşam problemleri içinde iradenin karşısına merhamet ve acı duygusunu koyaraktan bir nebze de olsa dışına çıkabilir ve birey olarak kendini gerçekleştirebilir. Dünyanın düzenini sağlayan bu idea ve doğa fenemonenleri bütünün enerjinin dışına çıkmak; insana acı verir, güçlü bir münzevi yaşam gücü ve karşı direnç ile gerçeğin karşısında yaşanabiliniz...
Öncelikle kitabı çok sevdiğimi söylemeliyim. Bir Schopenhauer kitabı için inceleme yazma haddini kendimde görmeyerek ilk inceleme yazısını da yazmış olma sorumluluğunu alıyorum.Açıkçası Schopenhauer okurken her zaman yaşadığım sorun olan,bir cümleyi bazen birkaç kez okuma durumu beni bazen zorlasa da onun dil ve anlatımındaki derinliğinden kaynaklandığının hep farkında olmuşumdur.Çünkü tuhaftır ki, aslında onun dili ve üslubu gerçekten çok sade ve anlaşılır olmasına rağmen ve bunu cümlelerinde görmenize rağmen,iş anlamlandırmaya geldiğinde “bir dk ya, ne demek istedi bu cümlede hmm” diye, kendi kendinize düşünüp cümleyi yeniden okuma ihtiyacı hissettiriyor size..Aslında mecbur ediyor diyelim.İşte tam da bu noktada kendi eksikliğinizin yeniden farkında oluyorsunuz,daha pişecek çok yolum var deyip o cümleleri tekrar tekrar okuyorsunuz.Schopenhauer’in tatlı tokatları diyorum ben bu duruma..

Kitabın içeriğine gelince,insan varoluşunu temel alarak değindiği konuları bölümler ve başlıklar halinde sunuyor size.Kişinin varoluşuna dair mutluluğunun temelinde ya da temelsizliğinde yatan nedenleri tüm kişilik kavramı üzerinde değerlendirirken tek başına “kişi,kişilik” kavramlarını da ele alarak ilk bölümünde başlangıç yapıyor.Kişinin ne olduğu,kim olduğu,nelere sahip olduğu ve başkalarının gözündeki kişinin değerlendirmesini yaparken,bizim günlük hayatta yaşadığımız,düşündüğümüz ya da sorguladığımız tüm kişilik sorunlarının masaya yatırılması gibi bir bölüm okuduğunuzun farkında vardırıyor size.Aristotales, Sokrates,Goethe,Seneca gibi pek çok düşünürden de çokça alıntılar yaparak zengin bir anlatı sunuyor kitabın tamamında.

Sonraki bölümlerde ise alt başlıklar halinde Saygınlık,Gurur,Mevkii,Onur ve Ün konularını açık ve net bir dille ifade ederken,kendi perspektifinden size sunduğu düşündürücü bir algı yaratama çabasının etkisine girmiş oluyorsunuz.Bu algı,toplumsal varlıklar olan bizlerin bu sistem içinde neyi nasıl konumlandırdığımızı,kişi olarak neleri nasıl istediğimizi,bizi rahatsız eden eleştirel durumların kişiliğimiz üzerinde yarattığı baskıların varoluşumuza nasıl etki ettiği üzerinde durduğu noktaların aslında kendimizle de bir yüzleşme olduğunu bize hissettiriyor.

Üzerinde sıkça durduğu ‘başkaları ne der’ konusu, geçmişten günümüze demek ki hiç değişmeyen bir bakış açısı olmuş, dedirtiyor bize her seferinde.Çünkü bu hapishaneden kurtulamıyor oluşumuzun varoluşumuza olduğu kadar,tüm ilişkilerimizde ve yaşamımızda olumsuz ve fakat etkin bir rol oynadığı gerçeği ile de yeniden yüzleştiriyor bizi.Toplumsal olarak etki alanı geniş bir düşüncenin edilgen kölesi olmak gibi..Okurken rahatsız edici ve zarar verici olduğunu hissediyorsunuz,verdiği örnek alıntılarla yahut kendi söylemlerinin iğneleyici üslubuyla.Çünkü insan doğasına tamamen ters olan bu tutumların kişinin tüm gelişim serüvenine,varoluşuna hiçbir katkısı olmayacağı gibi kişiyi başka bir şeye,başka bir kimliğe dönüştüreceği bilincini de ısrarla anlatmaya çalışırken kişinin “kendi” olabildiği ölçüde kendine olan saygısı ve toplumdaki saygınlığı,hayattan alabileceği zevkler,ilişkiler,mutluluk,bilgelik gibi kavramların altını da çizmiş oluyor.Bu nedenle kişilerin ruhsal anlamda zengin olmaları gerektiğinin önemine değiniyor sıkça.Kendi kendine yetebilme,kendi varoluşundan her anlamda mutluluk duyabilme,içsel zenginliğinin ruhsal doluluğunu yaşama hazzı ve zihinsel uğraşıların üzerinde kafa yoran kimselerin diğer geçici hazların peşinde koşanlara göre nasıl daha fazla mutlu olabileceğinin ve ulaşacağı doyumun eşsiz olacağının derinlemesine açıklamalarını yaparak sunduğu farkındalığı üst düzeye çıkarıyor.

İnce bir kitap olmasına rağmen insanı çokça zenginleştiren bir kitap ve altını çizebileceğiniz epey fazla satırın olması,daha sonraları elinize alıp herhangi bir sayfayı açtığınızda size yeniden kendini hatırlatacak satırlarla bakışmanızı sağlaması açısından da verimli bir kitap olduğunu söyleyebilirim.İnsan okuduğu hiçbir şeyi unutmak istemiyor, hele de böylesine varlığımıza ve hayatımıza tesiri olmasını istediğimiz bilgelik konularıyla ruhunuzu doyurmak istiyorsanız..

Keyifli okumalar dilerim…
"Bu dünyayı,tıpkı ilk geldiğimizde onu bulduğumuz gibi aptal ve kötü bir biçimde terkedeceğiz."demiş Voltaire peki bunu neye istinaden söylemiş tabi ki Eudaemonology yani hayatı mutlu şekilde sürdürebilme sanatı.Kitabın ana düşüncesi zaten insanın içinde yaşadığı dünyası,ilk olarak kendisini kavrayış yani kabul edişine bağlıdır,bu yüzden yaşam insanların kafalarının farklılıklarına göre biçimlenir.Tüm kitap insanın kendini olduğu gibi kabul edişine ve varoluşunda asıl mutluluğun maddiyattan ziyade maneviyatta gizli olduğunu anlatıyor. Bende diyorum ki:" Varoluşumun kaynağı Sanatımda gizlidir."Zaten genel olarak bilinen şeyleri farklı yazarların sözleri ile bütünleştirerek eleştirel bir dille fikirlerini okuyucuya nakşediyor.Bence anlaşılması en kolay felsefe kitaplarından biri anlatımı akıcı ve okurken hiç sıkılmıyorsun:) Şimdi yeni bir Schopenhaoeur eserine başlama zamanı :)
Voltaire derk ki:
''Bu dünyayı, tıpkı ilk geldiğimizde onu bulduğumuz gibi aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.''
Arthur Schopenhauer
Sayfa 8 - Alter yayınları
İç dünyası zengin olan bir insan ,her şeyden önce acı çekmemeye ,kendini ihmal etmemeye ,sakinliğe yani kendi başına kalmaya yönelecektir.Alçakgönüllü ve engellenmiş sakin bir yaşam arayacaktır.Yani ismi lazım olmayan belirli insanlarla tanıştıktan sonra doğrudan yalnızlığı tercih edeceklerdir.
"Bu dünyayı,tıpkı ilk geldiğimizde onu bulduğumuz gibi aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz."
"Hele ki özellikle çok büyük bir kişi hakkında yersiz konuşan yarım düzine koyun kafalının söylediklerini duyduğumuz an, başkalarının bizim için düşündükleri anlamını yitirir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayatın Bilgeliği
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
103
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054922833
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Wisdom of Life
Çeviri:
Merve Şener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alter Yayıncılık
Alman filozof. Felsefe tarihi`nde irrasyonalist ve karamsar olarak bilinir. Felsefesinin ilkesel bir kavramı irade kavramıdır. Dünyanın özü ve gerçekliği irade iken, fenomenlerden oluşan dünya, tasarımdan başka bir şey değildir. İrade, Schopenhauer felsefesinde kendini bir zorunluluk olarak gösterir, ki onun düşüncesindeki kötümserliğin ve karamsarlığın kaynağı da bu iradedir. İnsan, tamamen kurtulamayacak olsa da istencin/iradenin emrine boyun eğerek acı ve kederden kurtulabilir. Bu noktada Schopenhauer`ın düşüncelerinin belirli ölçüde, kaderciliğin ağır bastığı Doğu felsefelerine yakınlaştığı iddia edilebilir. Schopenhauer`a göre; birbirlerini en çok teshir edenler (büyüleyenler) birbirlerini en çok tamamlayanlardır. İrade kavramı ile içgüdüsel bir anlatıyı ifade eder. İrade kavramı fiziksel ve sosyal yapımızı şekillendiriyor gibi gözükse de Doğadan, yani özümüzden gelen bir enerjidir. Bu enerji yaşamı, toplumsalı, adaletsizliği döngüsel olarak sürdüren güçtür. İnsan bu enerjiden kaçamaz, içseldir ve doğanın bir parçası olan insan yaşarken aslında cinsel ve yaşamsal enersiyle bir yeni anlamlandırmalar silsilesi ile İrade`ye hizmet eder. İrade; yaşamı sağlayan bir enerjidir. İnsanın kontrolsuz biçimde gelişen irade içinde hareketi; uygarlıkları, acıları, kötülüğü doğurmuştur. Çünkü irade hep ister, yaşam için talep eder. Birey iradenin kontrolündeki yaşam problemleri içinde iradenin karşısına merhamet ve acı duygusunu koyaraktan bir nebze de olsa dışına çıkabilir ve birey olarak kendini gerçekleştirebilir. Dünyanın düzenini sağlayan bu idea ve doğa fenemonenleri bütünün enerjinin dışına çıkmak; insana acı verir, güçlü bir münzevi yaşam gücü ve karşı direnç ile gerçeğin karşısında yaşanabiliniz...

Kitabı okuyanlar 18 okur

  • İzzettin
  • Onur öz
  • HAYRİYE KİPER
  • Göksel Göktürk
  • Ayça
  • Sir
  • Musti demiryürek
  • Berkay Acarer
  • salaskafa
  • Enmor Âtman

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.3 (3)
9
%9.1 (1)
8
%27.3 (3)
7
%27.3 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%9.1 (1)
1
%0