Euripides’in, MÖ 412’de sahnelenen Helena adlı tragedyası, (orijinal adıyla Έλένη) Atina’da Dionysia şenlikleri sırasında sahnelenmiş olmalıdır. Oyunu daha iyi anlayabilmek için, o dönemin Atina’sına ve Antik Yunan dünyasına göz atmak faydalı olacaktır.
M.Ö. 412 Peleponnesos savaşlarının olduğu bir zamana denk gelir, özellikle Atina bu savaşlardan çok etkilenmiş, bitap ve harap haldedir. Bu, Euripides’in, oyunda sürekli karşımıza çıkan ve vurgusu yapılan savaş karşıtı tutumunu anlayabilmemizi sağlar.
Oyun, bilinen mitolojik hikayeyi biraz daha değiştirerek ve farklı şekilde anlatır. Bilinen mitolojik hikayenin aksine, oyunda Helena hiçbir zaman kocasına ihanet ederek Paris ile Troya’ya kaçmamıştır. Paris ile kaçan kişi, tanrıçaların güzellik yarışmasında elmayı Afrodite’ye kaptırdığı için kızgın olan Hera’nın, Helena’nın suretliyle yarattığı bir görüntüdür. Yani tüm bu savaş bir “hayal”uğruna çıkmış, (oyunun devamında, Helena suretindeki esir göğe yükselerek bulutlara karışır ve yok olur.) yoktan yere Troya yerle bir olmuş ve sürüyle asker ölmüştür.
Aynı zamanda oyunda, bilinen mitolojik efsaneden ve anlatılan diğer varyasyonlardan farklı olarak, esasen mağdur olmasına rağmen suçlanan Helena karakteri bu sefer masumdur ve başına gelenleri, tüm o kötü sözleri ve lanetlemeleri hak etmemektedir. Çünkü o tüm savaş boyunca ve sonrasında da Mısır’da, kral Proteus’un sarayında, sadakatle kocasını beklemiştir ve kocasına hiçbir zaman ihanet etmemiştir. Tüm o savaş ve yıkım boşuna olmuştur, hepsi tanrıların bir oyunudur. Fakat Tanrıların bu oyunu yüzünden pek çok insan derin acılar çekmek zorunda bırakılır. Askerler ölür, şehirler yıkılır, Menelaos gibi pek çok kişi dostlarını ve müttefiklerini, Helena gibi pek çok kişi de ailelerini kaybeder.
İşte sonraki tragedya