Adı:
İ-Nesli
Baskı tarihi:
Eylül 2018
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752566347
Kitabın türü:
Çeviri:
Okhan Gündüz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
1995 ve takip eden yıllarda dünyaya geldiler. Cep telefonlarıyla büyüdüler, henüz liseye başlamadan Instagram sayfaları vardı. İnternetin olmadığı bir zaman dilimini hatırlamıyorlar bile. Kendilerinden önce gelen nesillerden çok farklılar. Her dört kişiden biri bu nesle mensup.

Evet, artık devir, İnternet Nesli’nin devri.

Jean Twenge’nin 11 milyon kişi üzerinde onlarca yıldır yürüttüğü kapsamlı araştırmalar, aydınlatıcı mülakatlar ve derinlemesine analizler; i-Nesli’nin zamanı değerlendirme biçimini, davranış tarzını; din, cinsellik ve siyasete ilişkin şaşırtıcı tutumlarını gözler önüne seriyor.

İşin vahimi, Twenge’nin tabiriyle, bu çocuklar son se­nelerin en kötü psikolojik krizi ile karşı karşıyalar. 2011’den itibaren kaygı, depresyon ve intihar oranları patlamış durum­da. Ve 2011-2012, ABD’de akıllı telefonların yaygınlaşmaya başladığı tarih. Twenge, “Daha önceki araştırmalarımda buna benzer bir durum görmedim,” diyor.

Sosyal medya ve mesajlaşma diğer iletişim biçimlerinin ve eğlence tarzlarının yerini alıyor. Özellikle kızlar sosyal medya üzerinden bir fark edilme, beğenilme çabası içindeler, erkeklerse daha ziyade oyunlarla vakit geçiriyorlar.

Ekran zamanı şüphe götürmeyen bir kesinlikle, önceki nesillerle kıyaslanma­yacak şekilde insanları hasta ediyor. Twenge “bu süreç artık ‘dalga’ değil, olsa olsa ‘tsuna­mi’dir” diyor. Jean Twenge bu değerli araştırması ile biz­lere sadece bir buzdağının ucunu gösteriyor. Evet, hiç şüphe yok ki insanlık tarihinin en tehlikeli, en sin­sice, küresel çapta yayılma gösteren salgın hastalığı ile karşı karşıyayız. İnsanlık bir hayatta kalma mücadelesi vere­cek gibi.

İlk hedefimizin bir “durum tespiti” olması, yani önlem alma sürecinin, bütün Türkiye’yi tarayan epidemiyolojik bir yaklaşımla başlaması lazım. Ne kadar çabuk teşhis koyup çareler üretmeye başlarsak zararı o kadar azaltmış oluruz.
Nereye gidiyor bu gençlik? Sahi geleceğimiz kimlere emanet? Eyvah! Bu gidişat hiç hayra alamet değil! Vah vaah! Zamane gençleri de pek bozuldu… Sürekli duyduğumuz, zaman zaman da kullandığımız serzeniş ifadeleri değil mi bunlar? Peşin peşin söylemeliyim; ben bunların çoğuna katılmıyorum.

Ama bu kitapta da genel olarak böyle bir eleştiri havası hakim, her ne kadar gençliğin bazı meziyetlerine de değinilse de durum böyle. Kitaptan paylaştığım 80 kadar alıntıda bu karanlık tablo hemen göze çarpmakta.

Öncelikle kitabın etrafında döndüğü temel düşünceleri kısaca özetlemek, daha sonra bu düşünceler üzerine konuşmak daha iyi olacak. Hadi başlayalım öyleyse…

Öncelikle İ-Nesli ifadesi 1995 ve sonrasında dünyaya gelip internetli bir hayat yaşayan genç kuşağı niteleyen bir yakıştırma. Gerçi Amerika merkezli düşündüğümüzde 1995 sınırı geçerli. Başka bir ülke için 2000 veya başka bir alt sınır da belirlenebilir. Bu farklılıklar bir tarafa, yazarımız yaptığı araştırmalar sonucunda gençlerin artık daha yavaş büyüdüğü, gerçekte oldukları yaştan 4-5 yaş geriden gelen bir gelişim gösterdikleri sonucuna ulaşmış (#36807328). Bu duruma yol açan en önemli etken de yazara göre yetişkinlerin korumacı tutumları (#36958236). Netice olarak, son derece hassas ve dayanıksız zayıf bir gençlik çıkıyor karşımıza (#36958074). Öyle ki kar tanesi nesli, pısırıklar nesli gibi sert eleştirilere yer veriliyor kitapta (#36894419). Telefonlarına gömülmüş gençlere dikkat çekiliyor sonra (#36816510). Gençliğin internet ve sosyal medya ile imtihanı uzunca ele alınıyor. İnsanlarla iletişimlerinin zayıflamasından (#37170549) ve ileride insanların yüz ifadelerinden bile anlamayan bir kitle ile karşılaşabileceğimizden bahsediliyor (#36851051). Diğer sorumlulukların ihmal edilmesinden (#36806482), sanal beğenilerin ne kadar önemsendiğinden, internetteki sahte hesapların onlar için nasıl bir tehdit oluşturduğundan (#36845823), yalıtılmışlıklarından, yalnızlaşmalarından, sosyal medyanın gençlerde intihar eğilimini artırmasından (#36852522), teknoloji ve uyuşturucu bağımlılığından ve güvensizlik paranoyasından söz ediliyor sonra. Bu güvensizliğin gençleri farklı düşüncelerle yüzleşmekten bile korkar hale getirdiğinin altı çiziliyor önemle (#36919256). Bir grup üniversite öğrencisinin karşıt bir görüş karşısında düşüncesini savunmak yerine ağlamaya başlaması gibi komik ve aynı zamanda içler acısı bir örnek veriliyor bu konuda. Kaygılı bir nesilden dem vuruluyor sonrasında (#36852276).
Buna rağmen gelecekleri, geçim sıkıntıları ve iş imkanları konusundaki kaygıları haklı görülüyor ve bu konudaki gerçekçilikleri övülüyor. Aynı zamanda bireyciliklerinin önemli olduğu öne çıkarılıyor. Dini fikirler, siyasi görüşler, cinsel yönelimler vs. gibi konularda insanlara saygının, insan haklarının gençler için ne kadar önemli olduğundan; modaya uymama çabalarından ve farklı olmaya çalışmalarından bahsediliyor… Bu örnekler çoğaltılabilir elbette ama genel bir fikir vermesi açısından bu kadarı yeterli bence.

Yukarıda sıralanan genel içerik hakkında kendi düşüncelerime geçmeden önce şunları da eklemek istiyorum. Kitabın ABD merkezli araştırmalar sonucunda oluşturulduğunun gözden kaçırılmaması gerek. Çok sayıda tablo, grafik kullanılmış kitapta ama bunların Türkiye için ne kadar geçerli olduğu tartışılır. Her kitapta olduğu gibi bu kitabı okurken de cümle aralarına soru işaretleri serpiştirerek okumak önemli. ‘Acaba böyle midir? Bizim toplumumuz için ne kadar geçerlidir bunlar?’ gibi sorular eşlik etmeli okuduklarımıza. Genel olarak bu gibi konularda nisbeten derin bir bakış kazandıracağını söyleyebilirim bu kitabın. Tavsiye de ederim.

Hadi gelelim meselemize. Gerçekten durum bu kadar mı vahim? Doğruluk payı olmakla birlikte yazılan, çizilen, söylenen kötümser ifadelerin tamamına katılmıyorum ben. Milattan önce de vardı böyle söylemler. Bundan bin sene sonra da olacak. Orhun kitabelerinde de gençlikten yakınılıyordu, dedelerimiz ninelerimiz de gençlikten dert yanıyor, yarın da böyle olacak... Bu değişmedi ama değişen bir şey var: Zaman. Onlarca yeni uyarıcıyla büyüyor yeni nesil. Teknolojik gelişmeler, onlarca büyüleyici uygulamalar, farklı tehlikeler… Biz sadece karanlık tarafı görme eğilimindeyiz. Pırıl pırıl gençler yokmuş gibi davranıyoruz hemen genellemelere giderek. Çeşitli spor dallarında başarılar elde eden, dergiler çıkaran, kitaplar yazan, robotlar geliştiren, yardım faaliyetlerine koşan, matematik şampiyonu olan, kodlamada dahi olan ya da tüm bu başarılar bir tarafa güzel kalpli, iyi yürekli, insan gibi insan niceleri… Demek ki gençlik bir yerlere de gitmiyormuş. Biraz anlaşılmaya, biraz iyi örneklere, biraz da desteğe ihtiyaç duyanları var…

Diğer bir konu da şu: Ortada bir tehlike olduğu doğru ama sadece gençler için mi? Sanki yetişkinlerimiz, yaşlılarımız çok farklı. Yetişkinler arasında, gelişen teknolojiyle, akıllı telefonlarla ve yeni uygulamalarla aldatmalar, ahlak zafiyetleri, insan ilişkilerinde kopukluklar yaygınlaşmadı mı? Otobüslerde, metroda elinden telefon düşmeyen, başını Facebook’tan, İnstagram’dan kaldırmayan dedeleri, teyzeleri görmeye başladık mesela. Biri okeye dönerken heyecanla, diğeri şekerleri patlatıyor şevkle. Öyle ki yanında oturan ve inmek için yol vermesini bekleyen genci fark edemiyorlar bile. Bu yetişkinler nereye gidiyor, ne olacak bizim halimiz diye düşünenimiz ne kadar az…

Yanlış giden bir şeyler olduğu aşikar. Ama biz bu sorunun neresindeyiz? Belki de sorunun bir parçasıyız. Ya da çözüm için neler yapıyoruz? Mesela örnek olabiliyor muyuz telefonuyla bütünleşen çocuğumuza. Kendini yetiştirmeyen, okumayan, ömründe eline bir kitap alıp iki satır okumamış ebeveynlerin suçu yok mu? Ya da insanlara pencereler açması gereken ama bundan çok uzak kalan eğitim sistemimizin..?

Sorulacak o kadar çok soru, düşünülecek o kadar çok mevzu, aranacak o kadar çok çözüm var ki…

Ben sizi bu sorularla başbaşa bırakıyorum. Bu konuyla ilgili fikrinizi yorum olarak paylaşırsanız diyalog şeklinde daha çeşitli açılardan bu konulara yaklaşma imkanı bulabiliriz.

Son olarak okuyup değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ediyorum.
Hayırlı, mutlu günler dilerim...
İnsanın bazen kendini kötü hissetmesi gerektiğini çocukların da öğrenmesi gerekiyor. Biz yaşayarak öğreniriz. Özellikle de kötü deneyimlerden...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İ-Nesli
Baskı tarihi:
Eylül 2018
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752566347
Kitabın türü:
Çeviri:
Okhan Gündüz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
1995 ve takip eden yıllarda dünyaya geldiler. Cep telefonlarıyla büyüdüler, henüz liseye başlamadan Instagram sayfaları vardı. İnternetin olmadığı bir zaman dilimini hatırlamıyorlar bile. Kendilerinden önce gelen nesillerden çok farklılar. Her dört kişiden biri bu nesle mensup.

Evet, artık devir, İnternet Nesli’nin devri.

Jean Twenge’nin 11 milyon kişi üzerinde onlarca yıldır yürüttüğü kapsamlı araştırmalar, aydınlatıcı mülakatlar ve derinlemesine analizler; i-Nesli’nin zamanı değerlendirme biçimini, davranış tarzını; din, cinsellik ve siyasete ilişkin şaşırtıcı tutumlarını gözler önüne seriyor.

İşin vahimi, Twenge’nin tabiriyle, bu çocuklar son se­nelerin en kötü psikolojik krizi ile karşı karşıyalar. 2011’den itibaren kaygı, depresyon ve intihar oranları patlamış durum­da. Ve 2011-2012, ABD’de akıllı telefonların yaygınlaşmaya başladığı tarih. Twenge, “Daha önceki araştırmalarımda buna benzer bir durum görmedim,” diyor.

Sosyal medya ve mesajlaşma diğer iletişim biçimlerinin ve eğlence tarzlarının yerini alıyor. Özellikle kızlar sosyal medya üzerinden bir fark edilme, beğenilme çabası içindeler, erkeklerse daha ziyade oyunlarla vakit geçiriyorlar.

Ekran zamanı şüphe götürmeyen bir kesinlikle, önceki nesillerle kıyaslanma­yacak şekilde insanları hasta ediyor. Twenge “bu süreç artık ‘dalga’ değil, olsa olsa ‘tsuna­mi’dir” diyor. Jean Twenge bu değerli araştırması ile biz­lere sadece bir buzdağının ucunu gösteriyor. Evet, hiç şüphe yok ki insanlık tarihinin en tehlikeli, en sin­sice, küresel çapta yayılma gösteren salgın hastalığı ile karşı karşıyayız. İnsanlık bir hayatta kalma mücadelesi vere­cek gibi.

İlk hedefimizin bir “durum tespiti” olması, yani önlem alma sürecinin, bütün Türkiye’yi tarayan epidemiyolojik bir yaklaşımla başlaması lazım. Ne kadar çabuk teşhis koyup çareler üretmeye başlarsak zararı o kadar azaltmış oluruz.

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Orhan Akay
  • Sırra Kadem Kâtibi
  • Büşra keleş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0