Allah bana ikinci şans verse de, bu seriyi satın aldığım güne götürse. Keşke, keşke ya, keşke götürse! Allah kahretsin, ya her sayfanın sonunda ben neden cinnet geçirmek zorundayım? Bu kitabı nasıl okumam gerektiğini anlamadım. Beynimi çıkarıp başka bir kabın içine geçici olarak koyup o şekilde mi okusam, yoksa hızlı oku, sindirme zahmetine bile girme, yeter ki bitsin diye mi okusam? Çok arada kaldım.
Bilsem böyle bir seri olduğunu, kuran çarpsın almazdım. Cidden okuyacak kitabım kalmasa bile, gidip almazdım ya.
Ne diyeceğimi bilemiyorum, harbi ne diyeceğimi bilemiyorum. Dilimin ucuna bir sürü kelime geliyor ama cümle olmuyor, hislerimi yeterince dökemiyor bu cümleler.
Şaka gibi sinir krizi geçiriyorum ya, sinir krizi geçiriyorum ramazan ayında.
2 kitap boyunca tek olan şey, Nurşan'ın peşinden koşmalar. Bizim kızın dakika başı kendisini suçlama tripleri, yalnız kaldığında Korhan sövme çubuğunu fullüyor ama yanına gelince sarmaş dolaş takılıyorlar. Burama kadar geldi ya, burama kadar geldi. Anneyi bile gitti, affetti, anne kız takılıyorlar, şaka mı yapıyorsunuz siz.
23 yıl boyunca bu kadın neredeydi? Psikolojisi bozukmuş filan geçeceksin onları. Bu kadın senin yanında hiçbir zaman olmadı, sen şimdi nasıl yakın olabiliriz diyebiliyorsun? Nasıl hala o kadınla aynı ortamda bulunup kahve yudumlayabiliyorsun?
Yumuşama nedeni de Korhancık.
Bu baba neymiş ya böyle, bu kitaba tüm karakterleri birbirleriyle barıştıracak bir karakter lazımmış, o kişi de Allah'ın belası babamızmış. Adamın tek görevi bu, biri herkesi barıştırmak, ikincisi Korhan'ın geçmişinde yer edinen kötü karakter olması. Korhan yapıyor, yapıyor, ediyor, ediyor, bırakıyor, sıvıyor her şeyi yapıyor ve biz onu babamızın yaptıkları yüzünden her defasında 'babam onun ağzına sıçtı' diyerek alttan alıp