Adı:
İstanbul
Baskı tarihi:
Haziran 2010
Sayfa sayısı:
347
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750818110
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Ünlü İtalyan yazar Edmondo de Amicis’in 1870’lerde büyük bir heyecanla geldiği ve aynı duygularla kitabını yazdığı İstanbul, bu şehir üzerine yazılmış en güzel ve etkileyici kitaplardan biridir. Amicis’in müthiş gözlem gücüyle ruhunu okumaya çalıştığı İstanbul, yayımlandığı günden beri pek çok yazar ve ressam için de esin kaynağı olmuş. Tuhaflığı, güzelliğinden fazla bu şehrin insanlarına ve alışkanlıklarına, iskelelerinden kuşlarına, camilerinden sokak aralarına, çeşmelerinden meydanlarına, İstanbul’un her yerine tutkulu bir merakla, hayranlıkla bakmış Amicis. Aşkla ışığına bağlandığı İstanbul’un geleceğiyle ilgili olarak kaygı duymadan da edememiş...
İtalyanca aslından ilk kez ve eksiksiz yapılan bu çeviriye, Cesare Biseo’nun gravürlerinin de tamamı eklenmiştir.
400 syf.
"Ah şu İstanbul! Her şey onun için..."

Asıl adı Constantinopoli olan kitabın yazarı Edmondo De Amicis 1874'te yaptığı İstanbul seyahati üzerine eserini kaleme alıyor ve 1877' de yayınlıyor. Bir nevi günce türünde yazılan kitap mistik anlatımı ve İstanbul'u geniş bir perspektiften ele alması itibariyle, ayrıca son derece güçlü tasviriyle başyapıt olmaya şayan bir nitelik taşıyor. Bunun yanında eserin bir İstanbul rehberi olmak durumunu göz ardı etmemeli.

De Amicis'in popülaritesi yüksek olan, ününün yayılmasındaki asıl büyük etken Çocuk Kalbi adlı günce türündeki bir diğer eseridir. Başarısını bu kitap borçludur, denebilir. İstanbul adlı eseri ona binaen daha geri planda kalmış görünüyor.

Yazar, İstanbul'a deniz yoluyla geliyor. Çocukluğundan beri hayalini kurduğu İstanbul'a girer girmez gördüğü manzara karşısında mest oluyor. Onun tesiriyle cümlelere döktüğü o büyük atmosfer sizi de sarıyor ve bu düş gibi yolculuğa sizi de ortak ediyor. Bu anlatımla birlikte İstanbul, onu uzaktan takip eden bizler için bir hülyaya dönüşüyor. Bize içinde olduğumuz uzak bir şehirden haber verirken onunla birleşip yaşadığı duygulara karşı, tüm o övgü dolu, İstanbul'u yere göğe sığdıramayan, yücelttikçe yücelten sözler karşısında içinizden ister istemez geçiriyorsunuz: "Acaba o İstanbul yeryüzünün cenneti miydi?" Ya da "Cennet istanbul'muydu?" ve benzeri düşüncelerle hem kitaptasınız hem de iç aleminizde dolaşıyor gibisiniz.
"Duygularımız daha büyük bir güzelliği kaldıramazdı." İstanbul'un - o eski Istanbul'un, zira o dönemin İstanbul'u ile şimdiki İstanbul'u karşılaştırmamız doğru olmaz. Çok fazla farklılıklar var. Bir defa o zamanda farklı ırkların ve dinlerin oluşturduğu bir bütün var ve her birinin kendi yaşama tarzı, giyim kuşamı, adetleri söz konusu. Aynı zamanda İstanbul'da bütün karşıt unsurların bir arada olduğunu söyleyebiliriz. Bu renk cümbüşüne içinde "Kıyafet çeşitliliği insan çeşitliliğinden bile daha olağanüstüdür." - sokaklarını karış karış geziyormuş ve her anını yaşıyormuş gibi hissedebilirsiniz. De Amicis sokaktan geçtiği bir sırada karşılaştığı o sessizliğe bizde bürünüyor. Aniden çıkan bir seste irkilip arkamıza dönüyor ve "O da neydi?" diye sorabiliyoruz. Ayrıca yazar şehrin o karışık vaziyetinden bahsederken her adımda bir başka manzarayla karşılaştığını, hem harikulade bir güzellikte hem de dehşet verici bir çirkinlikte olduğunu; her çeşit insanın, her çeşit yapının yanında, farklı ırktan bir araya gelmiş insan yığınları, olağanüstü yapılar arasında, İstanbul'da" yaşam, ölüm ve bütün zevkler iç içe geçip birbirlerine karışırlar." sözü İstanbul'un ne denli geniş ve karışık bir dünya barındırdığını açıkça gösteriyor.

Kapalıçarşı'nın dışarıya kapalı içine sığdırdığı dünyası... İstanbul'un kuşları, birbirinden farklı kanat çırpışlarıyla...
O dönemde yemede içmede, giyim kuşamda nasıl batılılaşmaya doğru gittiğimizi, bu yolda geçirdiğimiz değişimleri... "her şey değişiyor, her şey dönüşüyor." sözü itibariyle. Buna karşılık "belki de daha bir asır geçmeden..." tespitiyle geliyor. İstanbul'un kendine özgü güzelliğinin "modern dünyaya" uydurulmasına karşı teessüfle bakıyor.ve "acaba bu şehir bir-iki yıl içinde ne hale gelecek? çok yazık..." şeklindeki ifadesiyle ardından "İstanbul'un gelecekteki halini görebiliyorum..." isabetli sözünü söylüyor.
Yazar İstanbul'u gözlemlerken İstanbul'un tarihini bilmesinin yanında Türk tarihini ve kültürünü de yakından tanıyor.

Ayasofya camii'ni ayrıntılı bir şekilde tasvir ederken, her bir parçasının ne anlama geldiğini, nerden, nasıl getirildiğini etraflıca anlatıyor ve İstanbul'un fethinden sonra 'Azize Sofia' Kilisesi'nin haletini...
İstanbul'un her karesi, her açısı ve her yapısı bambaşka bir manzara sunuyor ve bambaşka bir his uyandırıyor. Dolmabahçe'den çıkıp boğazı görüyor kuşların ötüşlerini dinliyoruz. Ve İstanbul gözümüzün önünde uzuyor, uzuyor; o uzadıkça uzaklara gidiyoruz.

Türk kadınları üzerine yazdığı bölümde, Türk kadını o eski şiirselliğini kaybetmiştir, diyor, Amicis. O büyüleyici, gizemli görünüşlerini, tülbentlerin, peçelerin arkasına saklayıp yitirmişlerdir(!) (Yazar bunu güzelliklerini görmediğinden söylüyor olsa gerek) Ancak buna rağmen zarafetlerini bu şekilde de koruduklarını, asil duruşlarını gösterdiklerini de ekliyor. Onun için "Türk kadınlarının güzelliğini tarif etmek kolay değildir. Onları düşündüğün zaman..." şeklinde ifadeler kullanıyor. Ancak şunu da söylemek gerekiyor ki İstanbul gibi, Türk kadınları da De Amicis'i mest etmiş görünüyor. Nasıl öveceğini, yücelteceğini bulamıyor. Türk kadınlarının örtülerinin arkasından ince bir dokunuşla resmini çiziyor adeta. Sanıyorum şimdilerde o zarafet yüklü çekicilik kaybolmuş, o müstesna güzellik,orada, o çağın İstanbul'unda kalmış gibi görünüyor. Ayrıca Türk kadınlarının yanında aile yapısı ile ilgili gözlemlerini de buraya eklemek gerekiyor.

İstanbul'un 'Surlar'ını gezerken, orada yaşananları bizzat görüp yaşamış gibi, her an orada bulunmuş; hem acı, hem de zafer çığlıklarını dinlemiş ve yüreğizin derinliklerinde hissederek, onlarla bütünleşerek okuyorsunuz.
Tiyatrolar, Türk mutfağından bazı yemekler, Ramazan ayı, Türklerin diğer- Rum, Yahudi, Ermeni- azınlıklarla münasebeti, Haremağaları, Osmanlı ordusu, Türklerin tembelliği -demişken Yazar, Türkler için; keyfine düşkün aylak aylak dolaşmayı seven, uyuşuk, artık mücadeleci buradan yoksun, kaderci, bilgi edinmek için çaba harcamayan, Avrupalıyı ve onun yaptıklarını hor gören ve benzeri olumsuz yanları ile sıralıyor. -Şimdi geldiğimiz noktada bunda bir haklılık payı bulmak mümkün- Eski Topkapı'nın geçirdiği fırtınalı süreci... İstanbul'un karanlık gecesinden(?) -O zaman İstanbul'da çıkan büyük yangında dokuz bir evin yandı ve iki bin insan öldü- İstanbul'un tarihi yapıları, özellikle camileri, incelikli ve detaylı bir gözlemle veriliyor.

Bütün bunların yanında İstanbul'a gelenlerin bırakıp gidemeyecekleri bu manzara selinden, kendi hayatlarının her zamanki akışlarına dönemeyecekleri bir hayat kalıyor. Çünkü İstanbul'da hayat "tıpkı sonsuz bir parti ya da sürekli bir
karnaval gibi."

Ah, o İstanbul! "Bin aşığı olan büyüleyici kadın!.."
347 syf.
·144 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın son bölümünde o zamanki bize dair izlenimlerini aktardığı ve "Türkleri nasıl buldun?" sorusuna cevap verdiği kısmı okumak, kitabın tümünü okumanın verdiği hazzın büyük bölümünü oluşturacak şekilde yansıtılmış.

Ve tabii ki Boğaz'dan gemiyle İstanbul'a veda edişi sanki sizin de bir daha orayı göremeyeceğiniz gibi bir his veriyor. Yazarın gördüğü İstanbul'u maalesef göremeyeceğimiz için sanırım o his hep var olacaktır.
İstanbul insanda en ufak bir şüphe uyandırmaz; en tedbirli yolcular bile, orada herhangi bir hayal kırıklığı yaşamayacaklarını bilirler. Söz konusu olan, nostaljik anılar ya da alışılagelmiş bir hayranlık değildir. Bu, önünde şair ve arkeologların, büyükelçilerin, dükkan sahiplerinin, prenses ve denizcilerin, kuzeyin ve güneyin evlatlarının hayretle eğildikleri, evrensel ve egemen bir güzelliktir. Bütün dünya, buranın yeryüzündeki en güzel yer olduğunu düşünür.
Edmondo De Amicis
Sayfa 18 - Pegasus
Hiçbir uyarı daha az gereksiz olamazdı. Bütün gece, gözümü kırpmadım. Genç 2.Mehmet bile, zihnindeki İstanbul imgesiyle uykusuz geçirdiği Edirne'deki o meşhur gecede, yattığı yerde, benim o dört saatlik bekleyiş süresince ranzamda dönüp durduğum kadar dönmemiştir.
Edmondo De Amicis
Sayfa 22 - Pegasus
".. Bu manzarayı, bitap düşmüş halde, yarı uykulu seyrederken, bu güzelliği farkında olmadan, ne olduğunu bilmediğim bir şarkıyla müziğe döküyoruz ; üstüne oturduğumuz ölü kimdi acaba diye soruyoruz; ince bir dalla bir karınca yuvasını didik didik ediyoruz; bir sürü şeyden söz ediyoruz; ara sıra, " Sahiden İstanbul'da mıyız?" diyoruz birbirimize, sonra hayatın ne kadar kısa ve herşeyin ne kadar boş olduğunu düşünüyoruz; sonra içimizi sevinç dalgaları yokluyor; fakat, hayran olduğumuz manzara karşısında, aslında, elinde sevdiğin kadının elini tutmuyorsan, yeryüzündeki hiçbir güzelliğin tam bir neşe kaynağı olmadığı kanaatine vardık."
Tepeye, II. Mehmed'in İstanbul'un fethedildiği gün, bazilikanın büyük mihrabının önünde atını durdurunca söylediği, "Allah göklerin ve yerlerin nurudur" sözü* yazılıdır; koyu renk zemin üstündeki harflerin kimi dokuz metre uzunluğundadır.
Edmondo De Amicis
Sayfa 151 - *Nur suresi, 35. ayet
Yapıtın dört bir yanını dönen kitabede şöyle yazar: "Tarihi Sultan Ahmed'in cârî zebân-ı lûleden / Aç besmeleyle iç suyu, Han Ahmed'e eyle dua".
Edmondo De Amicis
Sayfa 147 - Sultan III. Ahmet Çeşmesi
"Sahiden İstanbul'da mıyız?" diyoruz birbirimize, sonra hayatın ne kadar kısa ve her şeyin ne kadar boş olduğunu düşünüyoruz; sonra içimizi sevinç dalgaları yokluyor; fakat, hayran olduğumuz manzara karşısında, aslında, elinde sevdiğin kadının elini tutmuyorsan, yeryüzündeki hiçbir güzelliğin tam bir neşe kaynağı olmadığı kanaatine vardık.
Yapıyı kendi halinde bir Ermeni mimarın* tasarlamış olduğu insanın aklına gelmez de, sevdaya düşmüş bir sultanın, en ihtiraslı gözdelerinden birinin koynunda uyurken rüyasında gördüğü sanılır.
Edmondo De Amicis
Sayfa 162 - *Karabet Balyan
Insan ancak kendine benzeyen bir şehre dönerken kendi hatalarını affetmeye benzer bir acı çeker..
Bu biraz da vazgeçilememiş eski bir sevgiliye dönüşün kırık ama eşsiz tutkusuyla heyecanlanmak gibidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İstanbul
Baskı tarihi:
Haziran 2010
Sayfa sayısı:
347
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750818110
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Ünlü İtalyan yazar Edmondo de Amicis’in 1870’lerde büyük bir heyecanla geldiği ve aynı duygularla kitabını yazdığı İstanbul, bu şehir üzerine yazılmış en güzel ve etkileyici kitaplardan biridir. Amicis’in müthiş gözlem gücüyle ruhunu okumaya çalıştığı İstanbul, yayımlandığı günden beri pek çok yazar ve ressam için de esin kaynağı olmuş. Tuhaflığı, güzelliğinden fazla bu şehrin insanlarına ve alışkanlıklarına, iskelelerinden kuşlarına, camilerinden sokak aralarına, çeşmelerinden meydanlarına, İstanbul’un her yerine tutkulu bir merakla, hayranlıkla bakmış Amicis. Aşkla ışığına bağlandığı İstanbul’un geleceğiyle ilgili olarak kaygı duymadan da edememiş...
İtalyanca aslından ilk kez ve eksiksiz yapılan bu çeviriye, Cesare Biseo’nun gravürlerinin de tamamı eklenmiştir.

Kitabı okuyanlar 70 okur

  • mehmet İBİŞ
  • Elif Gür
  • İpek
  • Metin Gümüş
  • Ümit Malkoçoğlu
  • Okan Çelik
  • mehmet numan
  • NAZMI	KARPUZ
  • muhammed ali bal
  • Umur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.5 (2)
9
%4.8 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0