İsveç Kibritleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.411
Gösterim
Adı:
İsveç Kibritleri
Baskı tarihi:
1972
Sayfa sayısı:
291
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Milliyet Yayınları
Baskılar:
İsveç Kibritleri
İsveç Kibritleri
İsveç Kibritleri, Oliviernin (aslında, Robert Sabatiernin) çocukluk yıllarının ve o dönem Parisinin, yetim Olivier ile anarşist ruhlu Bougras arasındaki dostluğun unutulmaz öyküsü. Geçmiş zamana, sokaklar diyarına, sevinçlerle, kederlerle sarmaş dolaş, gözkamaştırıcı, benzersiz bir yolculuk. Okunduktan sonra da etkisi, büyüsü devam eden, insan sıcaklığı ile sarmalanmış bir sokaktan başlıyor bu yolculuk.
Gözkamaştırıcıydı sokağım.
Yıllar akıp geçti. Bir hayli şey öğrendim, başka ışıklar gördüm; bitkilere olduğu kadar insanlara da gerekli aydınlığın göklere, güneşlere ve denizlere göre değişen eşsiz renklerini bir bir saydım. Ama hiçbir şey, ne doğa, ne de kitaplar, sokağımdaki güneşin o amansız, o değişmez beyazlığı kadar yer etmedi anılarımda.
291 syf.
·Puan vermedi
Robert Sabatier, Olivier adlı kahramanı üzerinden kendi çocukluk yıllarını, 60'lardaki Paris sokaklarını ve küçük bir çocuğun yalnızlığını anlatıyor. Olivier bu eserde, kibritin yardımıyla benliğinin ötesindeki bir başka dünyada düşünceleri, görüntüleri toparlayıp kendi kendisiyle kaynaşmak imkanını bulur. Kibritin sıcaklığında korkularını unutur..
291 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10 puan
Geçenlerde çok beğenerek okuduğum "Gece Kelebeği" kitabının arkasında ki bir yazı dikkatimi çekmişti.
Gün Zileli şöyle diyordu;
"Hayatta beni üç roman ağlattı. Biri, 1965 yılında, on dokuz yaşındayken okuduğum, John Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanı; ikincisi, dört-beş yıl önce okuduğum ve tanıtımını yaptığım, Robert Sabatier’in İsveç Kibritleri; üçüncüsü ise, şu anda elinizde tuttuğunuz Perperık-a Söe."
Bahsettiği 3 kitaptan 2 sini okudum ve 3. sü olan bu kitabı da okumasam olmaz diye düşündüm.
Bir de Gün Zileli'yi bu yorumdan sonra tanıdım dersem yalan olmaz galiba.
Çocukluk dönemini anlattığı "Ev" kitabını da pdf olarak okudum ve çok beğendim.

Gelelim kitaba ;
İsveç Kibritleri, Fransız yazar Robert Sabatier'in çocukluk yıllarını ve o dönemin Paris'ini anlatıyor. Çok yalın ve de çok güzel bir dili var.
Benim de enlerim arasına girdi diyebilirim.
Pearl S.Buck'un Ana kitabında aldığım tadı aldım dersem de yalan olmaz galiba.

Yazar gibi yetim büyüyen Olivier'in, annesini kaybettikten sonra sokaklarda geçen hayatı anlatılıyor kitapta.
Sokaklar öyle güzel aktarılmış ki yazar tarafından...Sokaktaki arkadaşları, komşuları...
Belki çok durgun sıradan gelebilir kitap size, fakat ben çok beğendim.
Yetim bir çocuğun sokaklarda geçen yaşantısını, yalnızlığını iliklerimde hissettim diyebilirim.
Zaman zaman annesi ile yaşadıklarını hayal meyal aktarmaları, o tuhafiye dükkanı önünden geçerken annesinin orada olduğunu görmesi, onu hayal etmesi, dalıp gitmesi... çok güzel aktarılmış.

Annesinin ölümünü belki de asla kabullenememiş 10 yaşında bir çocuk,
ve bu cümle ne kadar güzel özetliyor durumunu:
"Görünmez, gizli, erişilmez bir Virginie, makasların, çekmecelerin, ipliklerin arasında yaşamakta devam ediyordu hâlâ. Olivier gittiği anda o da gerçekten ölecekti."

Bir noktaya da değinmek istiyorum. Kitap tanıtımında genelde çocuk ile anarşist olarak belirtilen Bougras'ın dostluğundan bahsedilmiş ama, kitapta o kadar az yerde rastlıyoruz ki Bougras baba'ya, keşke daha çok yerde olsaydı ve daha çok dostluklarına tanık olsaydım demeden geçemedim bazı yerlerde.


Bu arada ilginçtir, yazar hakkında bilgi edinmeye çalıştım ama çok fazla bilgi bulamadım.
Sadece 1923 doğumlu Fransız bir şair, romancı ve eleştirmen olduğu, ayrıca da 1971'de goncourt akademisi üyeliğine seçildiği bilgisine ulaşabildim.
Bugüne kadar 21 roman, 10 şiir, 3 deneme kitabı ve 9 ciltlik anıt eseri (Fransız şiirinin tarihi) yayınlanmış.
Kitap kimi yerlerde seri olarak görünüyor. Serinin ikincisi "Nane şekerleri", üçüncüsü ise "Yaban Fındıkları"...Baskıları devam etmediği için sahaflardan araştırıp bulunabilir.
240 syf.
Görünmez, gizli, erişilmez bir Virginie, makasların, çekmecelerin, ipliklerin arasında yaşamakta devam ediyordu hala. Olivier gittiği anda o da gerçekten ölecekti.
Yazarın kendi yaşamından kesitler sunan bir kitap.
240 syf.
·Puan vermedi
Olivier isimli bir çocuğun, annesini kaybettikten sonra yaşadıklarını anlatan bir hikaye. Yazarı yakın bir dönemde ölmüş, ölünce de eserleri filan konuşulmaya başlandı tabii ve onun en önemli kitabı olan, otobiyografik ögeler barındırdığı iddia edilen bu kitap da tekrar gündeme geldi, gazetelerin kitap eklerinde, bloglarda filan. Ben de onun gazıyla okudum zaten. Çok akıcı bir kitap gibi gelmedi bana, sıkıldım okurken ama 10 sayfa okuyup da kenara bırakmak yerine kendinizi zorlarsanız Olivier'ın dünyasına giriyor, onun hislerini, yalnızlığını anlayabiliyorsunuz. Aslında kitabın tanıtım yazıların Olivier ile anarşist ruhlu Bougras'ın dostluğundan bahsediliyordu ve Bougras karakterinin olduğu bölümleri okumak gerçekten çok keyifliydi ama bu bölümlerin sayısı bana çok az geldi. Ben çok derin bir dostluk beklerken yetim bir çocukla ilgilenen, enteresan, hırpani bir adam gördüm sadece. Bougras karakterinin üzerinde biraz daha dursaydı yazar, Meursault'dan sonra gerçek anlamda olmak isteyeceğim bir karakterle daha tanışmış olurdum sanırım. Ama diğer yandan; küçük çocukla koca adam muhteşem bir arkadaşlık kurup da dünyanın damına koydular edebiyatı yapmak yerine olan biteni gerçekçilik çizgisinden milim ayrılmayarak anlatmasıyla hayranlığımı kazandı kendisi. Büyük adam-küçük çocuk arkadaşlıklarını daha önce de gördük edebiyatta ve aklıma ilk genel örnekleri içlerinde barındıran kitaplar, bu kitaptan çok daha fazla bilinmiş ve sevilmişlerdir.(Küçük Prens, Şeker Portakalı) Bu kitaptaki ana tema ise çocuğun yalnızlığı olduğundan, ufaklığımız büyüklere ders vermeye filan girişmiyor haliyle ama ders de almıyor. Bir çocuğun yalnızlığı, en saf haliyle, çoğu zaman bana sıkıcı gelen bir üslupla ama gerçeklikten hiç ayrılmadan anlatılıyor özetle. Sık sık sokaktan bahsediyor yazar, sokakla çocuğun ruh hali arasında benzerlikler kuruyor ama tabii bunu açık açık yazarak yapmıyor. Kitabın en sevdiğim yanı bu oldu; sokağın durumunu göre Olivier'ın değişen ruh hali. çocukken hepimiz yaşadık bunu ben hala da yaşarım hatta, belki de bu yüzden çok sevdim bu detayı.(Spoiler geliyor) Ve sokak kitabın finalinde de başrolde yine. Olivier'ın sokağa vedaya hazırlanırken sokak da Olivier'a veda ediyor aynı şekilde. Gerçekten de sokak ile Olivier arasındaki kurulan bağ ve bunun yansıtılışı muazzam. Bir de artık kitaplarda esrarengiz bir karakterle karşılaşmaktan çok sıkıldım ben. Bu kitapta da Örümcek isimli bir dilenci var. Olivier bunun evine gidiyor, orada kitaplar görüyor, bunun aslında çok kitap okuduğunu öğreniyor filan. Ne yapayım? Sokaktaki bütün dilencilerle diyalog mu kurayım, kurmadığım için kendimi suçlu mu hissedeyim, keşfedilememiş cevherlerin peşine mi düşeyim? Olur da denk gelirse eyvallah takdir ederim ama her kitapta bunun gözüme sokulmasından rahatsız olmaya başladım artık ciddi manada. O aslında böyleydi, bunu kazısan altından şu çıkardı vs vs. E o kızıl hatun da benimle takılsaydı keşke, neler kaçırdığını bir bilse mi diyeyim o zaman? Hatun yakışıklı, kaslı, dövmeli çocuğa gitti, çok samimi söylüyorum bir bok da kaçırmadı. 40'tan sonrası için o çocuktan daha iyi bir eş olabilirim belki ama şu an çocuk her türlü basar yani.
Fransız olsam ya da Fransa tarihini bilsem daha çok ilgimi çekerdi kitap, çünkü Fransa ile ilgili çok fazla küçük bilgi ve detay var kitapta. Kitabın ön söz bölümünde muhteşem bir son paragraf var, keşke kitap o paragrafla başlasaydı, gördüğüm en güzel kitap girişlerinden biri olurdu o zaman. Şuydu o beğendiğim paragraf:

Evet, güneşin beyaza boyadığı kül rengi binalarıyla, aralarından yeşil otların fırladığı sokak taşlarıyla, kendi yalnızlığını kuşatan sınırlarıyla sokağım, yaşadığım her anı hiçbir zaman unutamayacağım kadar göz kamaştırıcıydı. Sanki ben değil de, bembeyaz bir ışık içine gömülen kendi kaybolmuş çocukluğum söz konusuymuş gibi, ilk acıların karşısında gözlerini kırpıştırarak bütün saflığıyla duran ve kalbi bambaşka çarpan bu ürpermiş çocuğu tekrar görüyorum. O zamanlar dünya yine sevinçlerle doluydu.
291 syf.
·Puan vermedi
Bir sahaf alışverişi sırasında beni kendine çeken 1972 baskılı bir Paris sokakları portresi
1930’lar Fransasını (daha çok sokaklarını) bir çocuğun gözünden görmeye ne dersiniz? Eğer ki cevap evetse İsveç Kibritleri iyi bir seçim olacaktır. Şaşalı bir Paris yerine 1. Dünya Savaşından çıkmış, yeni fikirler yayılmaya başlamış ve yoksul bir Paris sokağının anlatıldığı bu eserde sinemaya damgasını vurmuş Fransız Yeni Dalgası akımına benzetilebilecek yanlar da var yani en azından filmi çekilse aklıma direkt siyah beyaz Paris sokaklarında geçen bir Truffaut ya da Godard filmi canlanıyor.
Sıkıntılar yaşayan bir çocuğun hikayesinin anlatıldığı bu eserdeki baş karakter olan Oliver tbana Dickens’ın Büyük Umutlar kitabındaki Pip karakterini hatırlattı. Hem Pip hem Oliver çocukluklarında kimsesiz kalan çocuklar ve ikisinde de romanın baş kişileri kendileri. İsveç Kibritlerinde Büyük umutlar gibi bir karakter gelişimi gözlenmese de yine de ortak yanları var ve bence Büyük Umutlar’ı okuyan ve seven biri İsveç Kibritleri’ni de beğenecektir.
Akıcı bir dille yazılmış olan eser duru bir üsluba sahip. Sabatier kendi çocukluğundan ilham alarak yazdığı için tasvirler yerinde ve etkili kullanılmış. Dili ağır bir eser okumak istemeyen veya klasiklerin diline yakın bir eser okumak isteyenler İsveç Kibritleri’ni tercih edebilir.
‐ Olivier, hafifçe içini çekti ve evrenin sorunları karşısında düşünceye dalmış filozoflar gibi ikisi birlikte sokağın yolunu tuttular.
Günlük tasaları unutmak için sevişmek yetiyordu, ama aşkın da perde araları vardı.

Ona göre bir çocuğa örnek olmanın en kötü şekli çalışmaktı.

Çalışmak da fayda etmiyor, dedi. İnsanı bir an önce öldürmekten başka bir şeye yaramıyor.

Görünmez, gizli, erişilmez bir Virginie, makasların, çekmecelerin, ipliklerin arasında yaşamakta devam ediyordu hala. Olivier gittiği anda o da gerçekten ölecekti.
Hayretle baktı ona. Her haberi kayıtsızlıkla karşılayabilecek
kadar hazırlıklıydı hayata karşı. Demek insanlar yaşıyorlar,
birbirleriyle kaynaşıyorlar, birlikte eğleniyorlar, dostluklar kuruluyor ama bir gün içlerinden biri diğerlerini yas içinde bırakmadan göçüp gidebiliyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İsveç Kibritleri
Baskı tarihi:
1972
Sayfa sayısı:
291
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Milliyet Yayınları
Baskılar:
İsveç Kibritleri
İsveç Kibritleri
İsveç Kibritleri, Oliviernin (aslında, Robert Sabatiernin) çocukluk yıllarının ve o dönem Parisinin, yetim Olivier ile anarşist ruhlu Bougras arasındaki dostluğun unutulmaz öyküsü. Geçmiş zamana, sokaklar diyarına, sevinçlerle, kederlerle sarmaş dolaş, gözkamaştırıcı, benzersiz bir yolculuk. Okunduktan sonra da etkisi, büyüsü devam eden, insan sıcaklığı ile sarmalanmış bir sokaktan başlıyor bu yolculuk.
Gözkamaştırıcıydı sokağım.
Yıllar akıp geçti. Bir hayli şey öğrendim, başka ışıklar gördüm; bitkilere olduğu kadar insanlara da gerekli aydınlığın göklere, güneşlere ve denizlere göre değişen eşsiz renklerini bir bir saydım. Ama hiçbir şey, ne doğa, ne de kitaplar, sokağımdaki güneşin o amansız, o değişmez beyazlığı kadar yer etmedi anılarımda.

Kitabı okuyanlar 30 okur

  • mete
  • Elvan Can
  • Fatma Çelik
  • Cunda
  • Mehmet Sağdıç
  • bb
  • Eylem U.K.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%12.5 (1)
8
%12.5 (1)
7
%12.5 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0