İtiraflar… Son zamanlarda okuduğum en etkileyici öykülerden biri oldu. Annem filmini izlemiş, üstünkörü anlatmıştı konusunu, ablam da kitabı önerince aldım okumaya başladım. Öncelikle kitapta bambaşka hikayelerden gelen, ama kendini kanıtlamak için yanıp tutuşan iki öğrenci var. Birinin cinayet gibi karanlık bir planı yok aslında, sadece kabul görmek istiyor. Diğeri de sadece bir kişinin ilgisi için yanıp tutuşuyor. Biri öldürmeyi amaçlıyor, öldüremiyor, diğeri sadece eğlenmek isterken katil oluyor. Olayın özellikle bu kısmı çok ilginç mesela. Olaylar bir anda öyle bir hal alıyor ki ikisi de amacına ulaşamıyor. Sonrasında öğretmenin aldığı intikam da öyle isabetli ki, ikisinin de dünyaları kararıyor. Bir yanda annesine hastalık bulaştırmamak için kendini odasına kapatan,ama -üzgünüm- son derece aptal bir kadın olduğu için asla annesi tarafından anlaşılmayan, günden güne eriyip giden bir çocuk, diğer tarafta hastalanayım da ölüm döşeğinde de olsa annem bana baksın diyen bir çocuk. Ne kadar acıklı değil mi? Özellikle okurken ikinci çocukla ilgili aklıma şu söz geldi : Büyürken köyü tarafından sevilmeyen çocuk,sonunda sevginin sıcaklığını hissetmek için köyü yakar. Neyse, kitap boyunca iki çocuğun da kaderinin kendi anneleri ve bir anne olan öğretmenleri tarafından ilmek ilmek nasıl dokunduğuna şahitlik ettik. Ve bence bu inanılmazdı. Kitap bağlamında annelik hakkında sabaha kadar konuşabiliriz mesela. Aslında yazacak çok şey var ve gerçekten bu incelemeyi yazarke zorlandım. Oldukça derin ve katmanlı bir eser çünkü. İntikam, adalet, annelik, mesleki ve toplumsal roller, bunların arasındaki çatışma, çocukluk, masumiyet, adalet, yargı… Hepsini ayrı ayrı düşündüren ve sorgulatan bir eser aynı zamanda. Sözün özü, okuyup, anlayıp, içselleştirip üzerine bol bol düşünülesi bir