Sayın Yargıç, Postmodern Faşizmin tek bir ilkesi vardı: Hiç kimsenin, hiçbir baskı grubunun geleceğinin güvende olmaması ilkesi. Bu nedenledir ki, her grup ve her birey, bütün eski Türkiye, hepimiz, günübirlik yaşıyorduk. Hiç bir şeyin izini sürmüyor, hiçbir şeyin sonrasını düşünmüyorduk. Dün yaptıklarımızı, bize yapılanları anında unutuyor, o günkü çıkarımız neyi icap ettiriyorsa öyle hareket ediyorduk. Hangimiz Anne/Devlet üzerinde daha iyi baskı kurarsak, hangimiz daha iyi dalavere yapar, daha iyi yalvarır, rüşvet, ödün verir, ihanet, tehdit eder, kazık atar, işbirliği yaparsak, o kazanıyordu. Bir ahlâksız içsavaştı, kamufle etmek, alçaklıkta uzlaşmayı 'istikrardır' diye alalamak görevini medya üstlendi. Medya, düşünce özgürlüğü, Ramazan'ın mübarekliği, Silâhlı Kuvvetlerin vazgeçilmezliği gibi asgari müşterekleri içeren 'ılımlı siyaset'e revaç verir, toplumsal asabiyeti yatıştırırken, ödün vermeyenlerin üzerine hışım gibi indi. Uzlaşmanın herkesin leyhine olduğunu savunurken, ilkelerinden ödün vermeyenleri 'aşırı uçlar' olarak mahkûm etti. Uzlaşmanın sonu olmadığını, asgarinin asgarisinin olamayacağını savunanları fanatizmle, vatana ihanetle suçladı. Adına 'ılımlılık' dediği her koşulda uzlaşma ilkesizlik ilkesini 'erdem' ilân etti. Sayılan hakların, istatistikleri doğruların, oylan ilkelerin, popülariteyi ahlâkın kanıtlan olarak kullandı. Oligarşinin SALİKUN'u kıskandıran yaşam biçimini -o yıllarda Büyük Britanya Prensesi Margaret'i bile ağırlayabilecek kıvama gelmişlerdi- Ülkedeki iyileşmenin, KOALİSYON YOLU'na kabulünün göstergesi olarak sundu. En popüler meslek, 'Halkla ilişkiler,' en popüler haslet, 'hoşgörü' oldu. Toplumcular bireycileri, milliyetçiler ümmetçileri, liberaller cumhuriyetçileri, legaller illegalleri hoş gördüler. Kendi aralarında Mağdurlan