“Görüntülü Aramalar Artık Masum Gelmeyebilir”
Bu kitabı ikinci kez okuyorum; ilk okuduğumdan bu yana epey zaman geçmişti ama Chris Carter’ın kurgusu hâlâ aynı şekilde etkileyici ve tedirgin edici. Özellikle dijital mahremiyetin nasıl kolayca ihlal edilebildiğini gözler önüne sermesi, bu çağda sosyal medya ve teknolojiyle kurduğumuz ilişkiyi ciddi anlamda sorgulatıyor.
Los Angeles’ta bir kadın, gece vakti en yakın arkadaşının telefonundan gelen görüntülü aramayı açtığında onu bir sandalyeye bağlı hâlde bulur. Telefondaki gizemli bir ses, ona iki basit soru sorar. Cevaplar yanlış olursa, sonuç ölümcül olacaktır. Bu tüyler ürpertici cinayetle başlayan hikâyede, dedektif Robert Hunter ve ortağı Garcia, kurbanlarını sosyal medya üzerinden seçen, onları psikolojik oyunlara zorlayan ve cinayetleri dijital olarak kaydeden bir seri katilin peşine düşer.
Katilin yöntemi sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel bir işkenceye dönüşüyor. Sosyal medya bağımlılığı, mahremiyetin yok oluşu ve dijital dünyanın karanlık yüzü kitabın ana eksenini oluşturuyor. Günümüzde her şeyi – arkadaşlarımızın doğum tarihlerini, önemli günleri, telefon numaralarını – sosyal medya aracılığıyla kolayca ulaşabiliyoruz. Bu yüzden artık ezbere bildiğimiz şeyler bile aklımızda kalmıyor.
Katilin neden bu cinayetleri işlediğini öğrendiğimde üzüldüm ama bu, yaptıklarını asla haklı çıkarmaz.
Benden size uyarı: Tanıdığınız birinden bile gelse, beklemediğiniz görüntülü aramaları dikkatle açın!
Bu kitap sonrası teknolojiye, özellikle de sosyal medyaya bakış açınız büyük ihtimalle değişecek.
Chris Carter, Brezilya doğumlu, psikoloji eğitimi almış ve adli psikolog olarak çalışmış bir yazardır. ABD’de FBI dahil çeşitli güvenlik birimleriyle gerçek suçlular üzerinde çalıştıktan sonra kariyerini yazarlığa