"Millet millet millet... Biz zaten onlar için yaşıyoruz. Aman dedikodu olur, aman kelime yaparlar, aman işimizi bozarlar diye bugüne kadar elalem için yaşadık yeter be!"
Sıkça kullandığım cümle bu ve hala bir ilerleme yok. Ama en azından takmıyorum, başımı eğmiyorum ve 'işine bak' diyebiliyorum.
Konu ben değildim #karabadem 'di ama okurken kendimden ve çevremden parçalar bulmamam imkansızdı. Bu hikaye öylesi uç hayallerle kurgulanmış değil. Bizden, bizim içimizden ve bizim toprağımızdan, günlük yaşantımızdan ve aptal bağnaz düşüncelerimizden. Biraz patavatsız, epey komik, biraz sinir bozucu. Ama kızamıyorsunuz çünkü bu insanlar adım başı hamamböceği gibi her yerde ve düşünce bile ölmüyorlar!
Yine konu ben ve kitapla birbirine geçti. Yeniden kitaba dönüyorum. Muradiye (Muro) ve Kıvanç (kıvkıv) tamamen zıt kutuplar. Muro ne kadar patavatsız ve görgüsüzse Kıvkıv tam tersi. Üstelik de tarih öğretmeni. Yıllarca kadının teki tarafından kullanılmış. Evet, doğru okudunuz erkekler de kullanılabilirr Sonra ayrılıyorlar tabi. Neyse tilki misali memleketi Gediz'e düşüyor. Ve teee kafasına taş attığı günden beri kıvkıva aşık olan Muro ile karşılaşıyor.
Aşkta Muro Başkan gibi olmaya karar verdim. Son derece pervasız deli ve vurdumduymaz.
Evet, konu böyle devam ediyor. Nişanlanıyorlar falan filan. Ama hikaye zeminine inelim. En çok da Hemcinsi tarafından yargılanan Kadının toplumsal baskısı, psikolojik şiddet... Ama asıl mesele ikinci kitapta ve ben ikinci kitabı merakla bekliyorum. Hikaye yetişkin içerik değildir! Sadece açık bir dilde olduğu için küçüklere göre ve hayatı boyunca küfür duymamışlara göre değil. Zaten herkesin ağzı, kulağı domestosla yıkanmış neyse...
Tek kusuru: yayınevinin edisyondan geçirmediği bariz ortada. İyi olmamış edisyonla hiç yapılmamışı çok iyi