Salgın konusunda yaptığım en verimli okumalardan biri oldu Kaygı Çağı. Tüm kitaplarını ve yazılarını severek okuduğum Kemal Sayar’ın editörlüğünde ve eşliğinde Erol Göka, M.Hakan Türkçapar, Fatih Yavuz, Tayyab Rashid, Mehmet Dinç ve Zübeyde Çakır’ın kaleme aldığı makaleleri ihtiva ediyor Kaygı Çağı. Çok değerli tespit ve çözüm önerileri sunuyor okuruna.
Modernitenin her şeyi tahakküm ve kontrol altına aldığı sanrısının sarsılmasıyla birlikte bocalayan insanı dünyanın belirsizlikleriyle tanışmaya ve zorluklarıyla baş etmeye davet ediyor. Salgın hastalıkların 21.yy’da birden bire varlık sahnesine çıkıp kıyamet sözcülüğü yapmadığını, bizim de bu çağa kurban gitmediğimizi; aksine, tarihin belirli dönemlerinde toplumları tehdit eden, yüzleşilmesi gereken bir realite olduğunu vurguluyor. Geçmişin bilgi birikiminden, tecrübelerinden istifade ederek, bu süreçten başarıyla çıkabileceğimizin müjdesini veriyor. Epiktetos’un “Zorluk ne kadar büyükse onu aşmak da o kadar ihtişamlıdır.” sözünü bu minvalde hatırlatıyor. Umudu önceliyor. Salgından daha hızlı yayılan korku ve kaygı psikolojisine, felaket teorilerinin ve hurafelerin tehlikesine karşı uyarıyor. En güçlü önlemimiz olan ve sık sık dillendiregeldiğimiz temizlik+sosyal mesafe kuralına temizlik ve “fiziksel mesafe” olarak yaklaşıyor.(Tayyab Rashid) İnsan bütünlüğünün biyopsikososyal süreçte sadece biyolojik olarak değil, psikolojik ve sosyal boyutlarından da yara aldığını biliyoruz. Ailemizle, -teknoloji vasıtasıyla- sevdiklerimizle sosyal bağlarımızı koparmadan “fiziksel” mesafeye dikkat etmek bu süreçte en önemli sorumluluğumuz.
Kitabın son bölümünü oluşturan şahane makalesinde Zübeyde Çakır’ın da belirttiği gibi, bir yanda “memento mori”(unutma ölüyorsun) öte yanda “memento vivere”(unutma yaşıyorsun) ilkesini daima