Lauren, aylar sonra kızını göreceği için mutludur. Dönem bitince Evie’yi üniversiteden alıp eve getirmek için yola koyulur. Ancak yurttaki odasına gidip kapıyı çalınca karşısında başka bir öğrenci bulur. Ve o öğrenci, orada Evie diye birinin olmadığını söyler. Lauren’in o andan sonra öğrendikleriyle dünyası altüst olur. Evie haftalardır ortada yoktur. Ardında ne bir mesaj bırakmıştır, ne de bir iz, sanki yeryüzünden silinmiştir. Lauren, küçük oğlunu da yanına alarak Londra’nın karanlık sokaklarında umutsuz bir arayışa çıkar. Kızını bulmaya çalışırken, kendisini de geçmişin karanlık sırlarının hedefinde bulur.
Yazar, Anne ve Rüya Ev’den sonra hayranlığımı kazanmıştı, Kızım’la da yerini sağlamlaştırdı. Bu kitabın beni etkilemesindeki en büyük neden elbette ki kitabın kahramanı Lauren gibi kısa zaman önce aynı süreci yaşamış olmam. Kitap boyunca şimdiye kadar aklıma bile getirmek istemediğim o tuhaf sorularla sınandım resmen; ya ara tatilde onu yurttan almaya gittiğimde odasında bulamazsam? Orada kimsenin onu tanımadığını öğrenirsem, ya da haber vermeden okulunu bırakıp kayıplara karışırsa? Hoş geldin paranoid birey, bir sen eksiktin.. Sonra öğrendim ki yazar da benzer bir korkuyla sınanmış ve bu kitap ortaya çıkmış. Yahu paranoyaklığını içinde yaşasana be adam, niye bizim de uykularımızı kaçırıyorsun..
Her ne kadar kurgunun polisiye yönünü zayıf ve zorlama bulsam da, konu ve işleyişten bir an bile sıkılmadım. Logan, ebeveynlerin hayatını kabusa çevirebilecek korkularla çevrelenmiş bir anne romanı yaratmasının yanı sıra, gençlerin içine çekildiği tuzakları, akıllarını çelen olaylar zincirini ustalıkla detaylandırmış. Özellikle şimdilerde epeyce kitaba konu olan ebeveyn-genç ilişkileri, aile bağları, ergenlerin birey olma çabaları ve olası pişmanlıklar ders çıkarılacak