Bir insan üç gün içerisinde tanınabilir mi?
O derece tanımak ki, bir durum, bir söz, bir mekan karşısında sessizce dikildiğinde, onun o anda ki duygu dünyasını, kimi ve hangi olayı düşündüğünü ve neler hissettiğini bilecek kadar tanımak ve anlamak?
Bir kişiyi üç gün boyunca konuşturursanız bunun mümkün olduğunu görüyoruz kitabı okurken...
Aslında kitapta on üç sene içerisinde bir kızın babasına yabancılaşırken, babasının elinden kayıp giderken babası çaresizce bakıp kalmak zorundayken, iki adamın üç günde birbirine yaklaşmasına tanık oluyorsunuz.
Kitap yazarın eserleri arasında en beğenilenler arasında olmasa da, 1000k'da da pek kıymeti bilinmese de, benden tam puan aldı. Bir başkasının derdine yanmanın insan evreninde mümkün olduğunun altını çizmekle beraber, kime ne faydası olduğunu da sorgulatıyor öte tarafta.
Hikayeye gelirsek; annesinin ölümünün altında düştüğü boşlukta neye sarılacağını bilmeyen küçük Lea, bir sokak sanatçısı kadının keman çalışına tanık olur ve kendisini keman çalmaya öğrenmeye verir, başta ögretmen beğenmese de.
Babası seneler geçtikçe bir yandan onun müzik dünyasındaki parlayışına tanık olurken, kızındaki ve ilişkilerindeki değişimi de yakından takip eder. Kimin için çalmaktadır Lea? Sanat için mi? Ya babası, kimin için yaşamaktadır, kızı ondan günden güne koparken?
Keman satan kadının ifadesiyle; "Siz onun için her şeyi, ama gerçekten elinizden gelen her şeyi yapmışsınız. Keşke benim de benim için her şeyi yapan bir insanım olsaydı." denilen bir baba, nasıl bir evlatlık bekler, beklemeli? Bilhassa eşi ondan çocuk istediğinde "Ben kendi hayatımın sorumluluğunu alamıyorum, başka bir insanın sorumluluğunu nasıl alırım?" diyen bir insandıysa bir zamanlar?
Baba-kız, yani ebeveyn-evlat ilişkisine değil sadece, bir insanı gerçekten tanımanın