İmam Gazali eserleri serüvenime İlmi Ledün risalesi ile tam gaz devam.İmam Gazali her eseri,her eserindeki derinliği ve düşünceleri ile beni tekrar tekrar şaşırtmayı başarıyor.Mükemmel bilgiler,efsane çıkarımları ile İman Gazali’ye hayran olmamak elde değil.Dipnot olarak kitapta çokça osmanlıca ve arapça kelime var zaten kitabın içinde İmam Gazali’de ilim de lügatın önemini vurgulayarak sanki bu konuda da bizi çalışmaya sevk ediyor Ledün Risalesiİmam Gazali
Ledün ilmini inkar eden bu arkadaş mesela tefsir ilmini nasıl biliyor Şüphesiz kuran bütün eşyaya Şamil bir ummandır Onun bütün manaları ve tefsirinin hakikatleri avam arasında meşhur olan tefsirlerde zikr edilmiş değildir Kuran’ın bütün esrarı tam olarak kesirlerle açıklanamaz o halde tefsir ilmini inkar eden bu alimin bildiğinin gayrıdır
Özel anlamıyla değil de genel anlamıyla "Ledün İlmi" hayatımızın her safhasında ve her anında hâl, harekât, düşünüş v.s. gibi bütün İnsanî durumlarımızı içine almaktadır. Hava, ışık veya su gibi aslında her yere, her şeye sirayet etmiş durumdadır. Çünkü "âlem-i şehadet"te her şey "âlem-i gayb" ile irtibatlıdır ve âlem-i şehadet âlem-i gayb tarafından çepeçevre kuşatılmıştır. Ledün ilmi hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için önemli bir kaynak...
Eser bizlere yukarıda izah ettiği bu bağlantıyı meydana getiren-sağlayan; gayb ve şehadet âlemleri arasında köprü vaziyeti gören ledün ilmini anlatmaktadır.
66.Mûsâ ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi.
67.Adam şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
68."İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
69.Mûsâ, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
70.O da şöyle dedi: "O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın." Kehf suresinden
Once insanin taşıdığı cevherlerden bu cevherlerin ihtiyaçlarından sonra ilimden ve ilmin sınıflarından, ilm için gerekli olan yaklaşımlardan. Cevherlerin kalitesi ile ilmin bu kaliteye göre öğrenilmesini zor veya kolay olduğundan bahseden nice öğütler le hikmetli ve bereketli bir kitap... zaten gazali illa bir şey öğrenmek için değil çoğu kere hikmet ve bereket olsun diye okunmalı kanımca...
Huccetül İslam Gazali hz’lerinin risaleler halinde bizlere ilmin taksimatını anlaşılır ve sade bi’ dille bizlere bu kıymetli eseri yazmıştır.. Ledün ilminin inkarına isbat halinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini sırasıyla açıklayarak bizleri güzel bir neticeye ulaştırıyor. Kısa ama öz bu eseri tabiki tavsiye ediyorum..
İyi okumalar
İmâm-ı Gazzâli hazretleri her ilmi alanda olduğu gibi, tüm alanların aslı olan ilmi elde etme konusuna ledûnî bir pencere açarak bu ilmin önem ve değerini mükemmel şekilde ifade etmiştir.
Gazzâlî (Farsça: الغزّالی) (d. 1058, Tus - ö. 18 Aralık 1111, Tus), Büyük Selçuklu Devleti devrinin İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi. Fars asıllı olduğu sanılan Gazzâlî'nin lakapları Hüccetü’l-İslâm ve Zeynüddîn'dir. Genel olarak Gazzâlî ve İmam-ı Gazzâlî isimleriyle tanınmaktadır.
Gazzâlî Hicri 450 (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus'ta Ahmed bin Muhammed er-Razikânî’den almış, daha sonra Cürcân şehrine giderek Ebû Nasr el-İsmailî’den eğitim görmüş daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi’nde öğrenim görmüş, itikadî düşünce olarak Ebü'l Hasan Eş'arî’den ve ameli görüş olarak ise Şafiî'den etkilenmiştir. Hocası İmam-ı Harameyn lakaplı Abdülmelik el-Cüveynî 1085 yılında ölünce Nişabur’dan Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün yanına gider. Nizamülmülk'ün huzurunda olan bir toplantıda verdiği cevaplarla diğer bilginlerden üstünlüğünü kanıtlayarak 1091 yılında Bağdat’taki Nizamiye Medresesi'nin baş müderrisliğine tayin edilir. Burada bilgisi ve edindiği öğrenci topluluğuyla kısa sürede ün ve saygınlık kazandı. Tasavvuf'a yöneldi ve Ebû Alî Farmedî'nin tesiriyle bu alanda yoğunlaştı. Bu ilgi ve hac arzusuyla medresedeki vazifesini bırakarak 1095 yılında Bağdat'tan ayrıldı ve Şam'a gitti. Şam da iki yıl kaldıktan sonra 1097 yılında hacca gitti.
Hac sonrası Şam'a döndü ve buradan Bağdat yoluyla Tus'a geçti. Şam ve Tus'ta bulunduğu sürede uzlet yaşamı sürdü ve tasavvuf alanında ilerledi. Bağdat'tan ayrılışından on bir yıl sonra 1106 yılında Nizamülmülk’ün oğlu Fahrülmülk'ün ricası üzerine Nişabur Nizamiye Medresesinde tekrar eğitim vermeye başladı. Buradan kısa süre sonra Tus'a dönerek yaptırdığı tekkede müritleriyle birlikte sufi yaşamı sürdü. Gazzâlî 1111 (Hicri 505) yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde öldü.
Gazzâlî’nin yaşadığı dönemde İslam âleminde siyasî ve fikrî büyük bir karmaşa hakimdi. Bağdat’ta Abbasi halifelerinin gücü zayıflamasına karşın Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları genişliyor ve nüfuzu artıyordu. Melikşah’ın veziri Nizamülmülk savaş meydanlarında zaferler kazanıyor, ilim meclisleri denilen tartışma ortamlarını ve medreseleri açıyordu. Bu dönemde Mısır tahtında Şiî-Fâtımî hanedanı vardı. Avrupa’da ise Endülüs Emevi Devleti gerilemekte idi.
İlk Haçlı Seferi de Gazzâlî döneminde yapılmış, Gazzâlî 40 yaşında iken Antakya haçlılarca kuşatılmış bir yıl sonra da Kudüs ele geçirilmiştir. Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam da Gazzâlî ile aynı çağda yaşayan tanınmış kişilerdir. İslam âlemindeki bu karışıklığı fikrî bir çöküntü tamamlıyordu.
Gazzâlî'nin öğrenme merakı onun çok sayıda dini ve fikrî akımları araştırmasına neden oldu. Yaşadığı dönemde hakikati bulmak isteyen insanların dört kısıma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördü. Bunlar; felsefeciler, kelâmcılar, sûfiler, bâtınîlerdi. Hepsinin görüşlerini inceleyerek; kelâm, felsefe ve Bâtınîlik yolunu kitaplarında ayrıntılarıyla tenkit etti ve sûfilerin yolu olan tasavvufa yönelerek hakikati bu yolda aradı.