Uzun zamandır inceleme yazmıyorum ama bu kitabın konusu hep kendimin de düşündüğü bir konu olduğu için burdan bulunsun istiyorum.
Kitaba gelelim o zaman edebi olarak çok güzel bir yazımı ya da konu bütünlüğü var diyemem okurken bazen buraya nasıl geldim diyor insan. Ama konu çok güzel. Çünkü hepimizin günahları vardır mutlaka yani sonuçta insansınız ve her şey bizim için bu yüzden bazı insanları koca koca tepkileri bence gereksiz, kitapta da tam olarak böyle ilerliyor Hester Prynne günahının bedeli olarak göğsüne Kızıl Harfi alıyor. İçinde bulduğu o dönem, o insanlar bir kadının başka bir adamdan çocuk sahibi olmasının bedelinin o olduğunu düşünüyor. İnsanlar işte her şey mümkün insan söz konusu olunca. Kadına Kızıl harfi hak gören halk adamın kimliği ortada olmadığı için ona hiçbir şey yapmıyor ama hepsi Hester'in bu acısını yüzüne vura vura hayatını devam etmesini istiyor ondan. Bu çok acımasızca ama zamanla tabii her şeyi değişiyor o görünen günaha ve Kızıl Harfe alışıyorlar. Hester'in iyiliği, güzelliği onlara her şeyi unutturuyor ve artık Kızıl Harfi ilk anlamıyla kimse anmıyor ama kadın yine de ayrı bir noktada herkesin gözünde. Adam ise tek başına günahın yüküyle mücadele ediyor. Çünkü dönemin en güvenilir en sevilen rahibidir. O kadar çok değer veriliyor ki ilahi bir gücünün olduğu bile düşünüyorlar. Ama kimseye söylemediği günahın yüzünden vicdan azabı çekiyor tani kimse farkında değil. Kitap da bu noktada insanların ne kadar yanılabileceğini ne kadar hata yapabileceğini en iyi örneğini veriyor çünkü herkes adama taparcasına güveniyor, inanıyor onun ilahi bir gücü olduğunu düşünüyor ama o yargılandıkları ve Kızıl Harfle yaşamasını reva gördükleri kadının çocuğunun babası ve her gün acı çekiyor ama insanlar bunu görmüyor bile o kadar dar kalıplarımız var ki
Nathaniel Hawthorne, yazar soyadına sonradan "w" eklettirir akrabalarından kendini ayırmak isteyerek şu bilgi ile zaten benim için "1-0" önde başlamıştı kitap :))) ve ondokuzuncu yüzyılın Amerika'sında yaşayan üç büyük romancıdan 1i olup, insanın insanla, insanın toplumla ilişkilerini, karmaşık duygu dünyasını derinlemesine işleyen yazarlar arasında sayılıyor. Kitaplarında ortaya attığı sorunlar yalın, ama bütün insanlık için geçerli temel sorunlardır. Hawthorne'ın kitaplarının ana teması, günah ve suç durumları ile günümüzün de yalnızlık ve yabancılaşma konuları üzerinden vurgu yaparak yalnızlığın, çevremizdekilerin sevgisinden, anlayışından hoşgörüsünden yoksunluk ve tüm bunlardan ötürü yalnızlığımızın koşullarını hazırlayan toplum için günahı ve suçu oluşturan ortamın katı 1gerçekçisidir yazdıkları...
~~~Bu romanda genç ve güzel 1kadın var.
Dinsel açıdan tutuculuğun bile ötesine kaydırılmış, batıl inançların kölesi durumundaki 1toplumda yaşamaktadır. Günün birinde de babası bilinmeyen 1kız çocuğu doğurmak zorunda kalıyor. Bu affedilmez suçtan, bağışlanmaz günahtan sonra olaylar hızla gelişiyor, kadın da göğsüne vurulan kızıl damgayı ömrünün sonuna kadar taşımağa mahkum ediliyor.
Ya suç ortağı?
Ya babasız çocuğun kaderi???~~~
diyerek başlayan kitap Hester Prynne ile kendisinden yaşça büyük kocası Roger Chillingworth uzun süredir ayrıdır. Hester, kocası uzaktayken, günah ortağı Arthur Dimmesdale ile tutkulu 1aşka kaptırır kendini. Çok geçmeden yaşadıkları yasak aşkın meyvesi Pearl dünyaya gelir. Arthur 1rahiptir. Hester ve kızı Pearl’e büyük 1sevgi beslemekte ancak duyduğu vicdan azabıyla, taşıdığı yükün ağırlığı altında ezilmektedir. Olay ortaya çıktığında içinde yaşadığı topluluk; Hester’i, vücudunda günahının sembolü 1damgayla, eşini aldatan kadın
"KARA TOPRAK ÜZERİNDE KIPKIRMIZI BİR "A"HARFİ ..
Iyi bir anlatım okuduğumuz da ..
Üzerinden zaman geçse bile aklımızda kalmaya. .
Gerek dili gerek hikayesiyle bize etki etmeye ...
...en nihayetinde ise...
"başkaları da fark etmeli ve okumalı " adı altında bizi de bir şeyler yazdırmaya iter
.. bu duyguyu severim .. gece yattığımda aklımı kitaba geri dönüşler yaşarken bulmayı da dolayısıyla bu bir sabah incelemesi olacak ve 'gün _ aydın" ı ..
#SPOILER #
Nathaniel Hawthorne "Kızıl Harf" yıllar önce beyaz perdede izlediğim bir öykü. .
Şimdi ki aklımda yeniden fragmana baktığımda kitabın ne kadar değiştirilmiş ve yozlaştırılarak filme aktarıldığını farketmiş bulunuyorum .. kitap , sinema ,müzik üçgeni benim vazgeçilmezlerim ama her uyarlama malesef "muhteşem " sıfatına erişemiyor ...
Hawthorne un ilgimi çeken en büyük özelliği köklerinin "Salem"kasabasından gelmiş olması ve kitabı Salem de yazması. . Zamanının en büyük cadı mahkemeleri burada kuruldu ve 1692 de pek çok cadı zannına nail olan " kadın" Gallows tepesinde asılarak idam edildi ..
En önemli bilgi ise ..
John Hawthorne yani büyük büyük baba Hawthorne'nin bu cadı davalarında önemli rol üstlenen bir yargıç olmasıydı
1800 lü yıllarda Amerika ya göç eden bu Ingiliz saygın ailelerin oluşturduğu "püriten " halk katı ahlak anlayışı ve kurallar çerçevesinde ki yaşam yazarın genlerine nüfus etmiş , bunun üzerine birde geçirdiği bir kaza sebebiyle on iki yılını kendini toplumdan yalıtarak yaşamayı seçmiştir ..
"Sanat yalnızlığın tanrılaşmasıdır"
....... Samuel Beckett.
Bir hastalık ,acılar ,sıkıntılar ve endişe döneminde yazılan "Kızıl harf"günde dokuz saatlik bir yazım serüveninde doğmuş.. 1850 de yayınlanmış
Okuduğunuzda bu kadar şiddetli bir dönem içinde o kadar sakin kelimeler bulacaksınız ki ...tam
Göğsünde rezilliğin(zinanın) kızıl damgası, kucağında günahkar doğan bebeğiyle boyunduruk kürsüsünde bir kadın...
Biri intikam ateşiyle diğeri vicdan azabıyla ruhu damgalanan iki erkek...
Boston'da zina yapan kadınlar, boyunduruk kürsüsünde üç saat boyunca dikilmeye ve yaşamının geri kalanında göğsünün üzerinde bir utanç işareti (kızıl bir A harfi) taşımaya mahkum edilir. Kitap da Hester Prynne'ın halka teşhir edilip zina suçundan damgalanmasıyla başlar. Tüm ısrarlara rağmen suç ortağını açıklamaz. Yöneticilere göre o aşağılayıcı damga sayesinde kadın yürüyen bir vaaz olacak ve o günahı herkese hatırlatacaktır.
Seyirciler arasında o günden sonra yalnızca intikamı için yaşayacak olan biri daha vardır. Bu kişi Hester'ın kocasından başkası değildir. Artık onun tek amacı gerçek kimliğini saklayarak eşinin aşığını ortaya çıkarmaktır.
Toplumdan dışlansa da Hester orada yaşamaya devam eder. Başını eğmeden ve çok sevdiği kızının elini hiç bırakmadan... Peki onu orada tutan günahının bedelini ödemek mi, yoksa sevdiğiyle kavuşma ihtimali midir?
Hester zor durumda olan herkese yardım ederek göğsündeki harfin anlamını değiştirir. A harfi artık zinayı (Adultery) değil kabiliyetli anlamına gelen Able'i çağrıştırır.
Peki tek suçlu Hester midir? Zinaya ortak olan, hiçbir şey olmamış gibi hayatına kaldığı yerden devam edebilir mi? İçindeki vicdan azabı onun göğsünü kızgın demirle dağlamaz mı?
Aldatılan ve ruhu kararan Roger intikamını alabilecek mi?
Zinaya ortak olan seçkin kişi suçunu itiraf edip bu yükten kurtulabilecek mi?
Bu kitap, adeta toplumun ikiyüzlülüğüne bir tokat. Suçu ortaya çıkanı yere sokan adalet ortaya çıkmayan için neden dilsizdir.
Kitabın başında yazarın otobiyografisinin olduğu giriş bölümü fazla uzun tutulmuştu. Açıkçası oralarda sıkıldım, isteyenler
Nathaniel Hawthorne’un Kırmızı Leke romanını okurken, sadece bir kadının toplumla mücadelesini değil, insanın kendi vicdanıyla olan savaşını da gördüm. Hester Prynne, bana göre edebiyatın en güçlü kadın karakterlerinden biri. Onu toplum dışlasa da, o kendi içindeki gücüyle ayakta kalıyor. Göğsüne işlenen “A” harfi, zamanla bir utanç simgesinden çok bir direniş nişanına dönüşüyor. Bu dönüşüm beni en çok etkileyen kısımdı.
Romanda herkesin bir maskesi var. Din adamı Dimmesdale’in içsel çöküşü, bana insanların en çok kendilerinden saklandığını hatırlattı. Hawthorne’un dili bazen ağır ama kelimelerinin ardında derin bir sessizlik, bir utanç ve bir merhamet duygusu var. Özellikle toplumun yargılayıcılığına karşı Hester’in sessiz başkaldırısı, bana bireysel özgürlüğün ne kadar bedel istediğini düşündürdü.
“Kırmızı Leke”, bana göre sadece bir klasik değil, hâlâ günümüzde de geçerliliğini koruyan bir hikâye. Toplumun kuralları değişse de, insanların birbirini yargılama biçimi çok benzer.
Kırmızı LekeNathaniel Hawthorne · İletişim Yayınları · 20241,340 okunma
“Kızıl Harf” ya da “Kızıl Damga” ismiyle dilimize çevrilen “The Scarlet Letter” keyifle okunan etkileyici bir roman. Kitabın tanıtımında ve çoğu yabancı eleştirilerde yer aldığı şekilde, “aşırı tutucu püritenlerin ahlak anlayışına karşı” bir başkaldırı mı peki? Bence hayır. Hawthorne’un eserini böyle dar bir çerçeveyle sınırlamak, bence onun etkileyici sanatına yapılmış bir haksızlık olur. Zira Hawthorne evrensel bir sorunun; her kültürde, her inançta, farklı kılıflar altında saklanmaya çalışılan kadına eziyetin, iğrenç, haksız aşağılamanın üzerine, akıllarda yer edecek kadar etkili bir dille, cesurca gidiyor.
Hikaye 1600lü yılların ortasında, Amerika’da, Massachusetts körfezinde geçiyor. Kuzey Amerika’da yerleşimler başlayalı çok olmamış; İngiltere’den yeni dünyaya göçen bir grup da New England olarak adlandırılan -günümüzde büyük, köklü üniversiteleri ile meşhur Boston şehri- bu bölgeye yerleşmişler. Püritenler olarak adlandırılan ve ana vatanları İngiltere’den çok daha tutucu, baskıcı, şekilci bir dini anlayışa sahip olan topluluğun içinde geçiyor hikaye.
Kendinden çok yaşlı kocası İngiltere’ye gidip yıllarca dönmeyen genç ve güzel Hester Prynne’ın hamileliği, tüm olayların başlangıcını oluşturuyor. Aşırı tutucu topluluk bu ahlaksızlığı, Hester’in göğsüne iliştirdiği bir harf vasıtasıyla cezalandırıyor. Meraklı ve küçümseyen bakışların altında, göğsüne asılı bu damga ile bir sirk maymunuymuşçasına, yaşadığı her gün aşağılanıyor Hester. Ancak son derece güçlü bu genç kadın cezayı cesurca taşıyor; bu ahlaksızlığın diğer tarafının, partnerinin ismini vermeyi reddediyor ve kendisine bir utanç damgası olması hedeflenen bu kızıl harfi, nihayetinde bir şeref madalyasına çevirmeyi başarıyor.
Hawthorne hikayesinde açıkça kadınların tarafını tutuyor. Hikayedeki erkek
Günah ve Suçluluk: Hester Prynne günahını göğsünde,ruhunda taşıyarak (A harfi) toplum önünde yaşarken, Rahip Dimmesdale bu günahı içinde saklaması
İntikam: Hester 'in kocası Roger Chillingworth 'in intikamını almak adına ruhuna şeytana satışı.
Özetle Nathaniel Hawthorne, 'Kızıl Damga'da sadece bir yasak aşk hikayesi anlatmaz; toplumsal ikiyüzlülüğün ve insanın kendi vicdanıyla verdiği amansız savaşın karanlık bir portresini çizer.
Bugüne kadar okuduğum ve en çok etkilendiğim kitaplardan biri oldu. Bu kitabı cinsiyet fark etmeksizin herkes okumalı.
Kızıl DamgaNathaniel Hawthorne · Bilge Kültür Sanat · 20231,340 okunma
Dönemin ahlâk anlayışının korkunçluğunu gözler önüne seriyor. Toplumun ve din algısının insanları mahvederek suçluluk duygusu yaratmasını en iyi anlatan kitaplardan. Şu an yaşadığımız hayatla kıyaslandığında böyle hayatlarında bir zamanlar yaşanmış olduğunu düşünmek imkânsız gibi geliyor. Defalarca dehşete düşüren, şaşırtan bir kitap. Okunmasını tavsiye ederim.
Babası Nathaniel Hathorne ve annesi Elizabeth Clarke Manning Hathorne'dur. Nathaniel daha sonra Salem cadı mahkemelerinde yargıç olan John Hathorne'un da dahil olduğu, akrabalarından ayrı durmak için soyadına "w" harfini ekleyerek "Hawthorne" yaptı. Hawthorne Bowdoin College'e gitti ve 1825'te mezun oldu. Geleceğin başkanı Franklin Pierce ve geleceğin şairi Henry Wadsworth Longfellow onun bu okuldaki sınıf arkadaşları arasındaydı. Hawthorne ilk çalışması olan Fanshawe adlı romanı 1828'de ismini kullanmadan yayımladı. O birkaç kısa hikâyesini çeşitli mecmualarda yayımladı ve daha sonra bunları 1837'de Twice-Told Tales adıyla derledi. Ertesi yıl Sophia Peabody ile nişanlandı. 1842'de Peabody ile evlenmeden önce gümrük dairesinde çalıştı ve bir Transandantalist Ütopik camiaya katıldı. Çift önce Concord, Massachusetts'deki The Old Manse'a, daha sonra Salem, the Berkshires'a ve sonra da Concord'daki The Wayside'a taşındı. The Scarlet Letter 1850'de yayımlandı bunu diğer romanlar izledi. Siyasi bir atama Hawthorne ve ailesini Avrupa'ya taşıdı, aile 1860'ta tekrar The Wayside'a döndü. Hawthorne 19 Mayıs 1864'te öldü.