Uzun zamandır inceleme yazmıyorum ama bu kitabın konusu hep kendimin de düşündüğü bir konu olduğu için burdan bulunsun istiyorum.
Kitaba gelelim o zaman edebi olarak çok güzel bir yazımı ya da konu
Nathaniel Hawthorne, yazar soyadına sonradan "w" eklettirir akrabalarından kendini ayırmak isteyerek şu bilgi ile zaten benim için "1-0" önde başlamıştı kitap :))) ve ondokuzuncu
Göğsünde rezilliğin(zinanın) kızıl damgası, kucağında günahkar doğan bebeğiyle boyunduruk kürsüsünde bir kadın...
Biri intikam ateşiyle diğeri vicdan azabıyla ruhu damgalanan iki
Nathaniel Hawthorne’un Kırmızı Leke romanını okurken, sadece bir kadının toplumla mücadelesini değil, insanın kendi vicdanıyla olan savaşını da gördüm. Hester Prynne, bana göre edebiyatın en güçlü kadın karakterlerinden biri. Onu toplum dışlasa da, o kendi içindeki gücüyle ayakta kalıyor. Göğsüne işlenen “A” harfi, zamanla bir utanç simgesinden çok bir direniş nişanına dönüşüyor. Bu dönüşüm beni en çok etkileyen kısımdı.
Romanda herkesin bir maskesi var. Din adamı Dimmesdale’in içsel çöküşü, bana insanların en çok kendilerinden saklandığını hatırlattı. Hawthorne’un dili bazen ağır ama kelimelerinin ardında derin bir sessizlik, bir utanç ve bir merhamet duygusu var. Özellikle toplumun yargılayıcılığına karşı Hester’in sessiz başkaldırısı, bana bireysel özgürlüğün ne kadar bedel istediğini düşündürdü.
“Kırmızı Leke”, bana göre sadece bir klasik değil, hâlâ günümüzde de geçerliliğini koruyan bir hikâye. Toplumun kuralları değişse de, insanların birbirini yargılama biçimi çok benzer.
Kırmızı LekeNathaniel Hawthorne · İletişim Yayınları · 20241,340 okunma
“Kızıl Harf” ya da “Kızıl Damga” ismiyle dilimize çevrilen “The Scarlet Letter” keyifle okunan etkileyici bir roman. Kitabın tanıtımında ve çoğu yabancı eleştirilerde yer aldığı şekilde, “aşırı
Günah ve Suçluluk: Hester Prynne günahını göğsünde,ruhunda taşıyarak (A harfi) toplum önünde yaşarken, Rahip Dimmesdale bu günahı içinde saklaması
İntikam: Hester 'in kocası Roger Chillingworth 'in intikamını almak adına ruhuna şeytana satışı.
Özetle Nathaniel Hawthorne, 'Kızıl Damga'da sadece bir yasak aşk hikayesi anlatmaz; toplumsal ikiyüzlülüğün ve insanın kendi vicdanıyla verdiği amansız savaşın karanlık bir portresini çizer.
Bugüne kadar okuduğum ve en çok etkilendiğim kitaplardan biri oldu. Bu kitabı cinsiyet fark etmeksizin herkes okumalı.
Kızıl DamgaNathaniel Hawthorne · Bilge Kültür Sanat · 20231,340 okunma
Dönemin ahlâk anlayışının korkunçluğunu gözler önüne seriyor. Toplumun ve din algısının insanları mahvederek suçluluk duygusu yaratmasını en iyi anlatan kitaplardan. Şu an yaşadığımız hayatla kıyaslandığında böyle hayatlarında bir zamanlar yaşanmış olduğunu düşünmek imkânsız gibi geliyor. Defalarca dehşete düşüren, şaşırtan bir kitap. Okunmasını tavsiye ederim.
Babası Nathaniel Hathorne ve annesi Elizabeth Clarke Manning Hathorne'dur. Nathaniel daha sonra Salem cadı mahkemelerinde yargıç olan John Hathorne'un da dahil olduğu, akrabalarından ayrı durmak için soyadına "w" harfini ekleyerek "Hawthorne" yaptı. Hawthorne Bowdoin College'e gitti ve 1825'te mezun oldu. Geleceğin başkanı Franklin Pierce ve geleceğin şairi Henry Wadsworth Longfellow onun bu okuldaki sınıf arkadaşları arasındaydı. Hawthorne ilk çalışması olan Fanshawe adlı romanı 1828'de ismini kullanmadan yayımladı. O birkaç kısa hikâyesini çeşitli mecmualarda yayımladı ve daha sonra bunları 1837'de Twice-Told Tales adıyla derledi. Ertesi yıl Sophia Peabody ile nişanlandı. 1842'de Peabody ile evlenmeden önce gümrük dairesinde çalıştı ve bir Transandantalist Ütopik camiaya katıldı. Çift önce Concord, Massachusetts'deki The Old Manse'a, daha sonra Salem, the Berkshires'a ve sonra da Concord'daki The Wayside'a taşındı. The Scarlet Letter 1850'de yayımlandı bunu diğer romanlar izledi. Siyasi bir atama Hawthorne ve ailesini Avrupa'ya taşıdı, aile 1860'ta tekrar The Wayside'a döndü. Hawthorne 19 Mayıs 1864'te öldü.