Adı:
Madonna in a Fur Coat
Baskı tarihi:
5 Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780241206195
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kürk Mantolu Madonna
Dil:
English
Ülke:
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland
Yayınevi:
Penguin Classics
The bestselling Turkish classic of love and longing in a changing world, available in English for the first time.

'It is, perhaps, easier to dismiss a man whose face gives no indication of an inner life. And what a pity that is: a dash of curiosity is all it takes to stumble upon treasures we never expected.'

A shy young man leaves his home in rural Turkey to learn a trade in 1920s Berlin. The city's crowded streets, thriving arts scene, passionate politics and seedy cabarets provide the backdrop for a chance meeting with a woman, which will haunt him for the rest of his life. Emotionally powerful, intensely atmospheric and touchingly profound, Madonna in a Fur Coat is an unforgettable novel about new beginnings and the unfathomable nature of the human soul. 'Passionate but clear . . . Ali's success [is in ] his ability to describe the emergence of a feeling, seemingly straightforward from the outside but swinging back and forth between opposite extremes at its core, revealing the tensions that accompanies such rise and fall.' Atilla Özkirimli, writer and literary historian.
  • 160 syf.
    ·12 günde·Beğendi·8/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Kürk Mantolu Madonna kitabını yorumladım: https://youtu.be/z9XbaupmHVM

    Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

    Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

    Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

    Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

    Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
    "Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

    Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
    Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

    Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

    Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

    Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
    "Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

    O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

    O zaman Raif, sana diyorum... Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.
  • 164 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Bankacıyken işine son verilen yazar eski arkadaşı Hamdinin yardımıyla onun yanında işe girer. Oda arkadaşı Raif efendi nötr mizaclı biridir. En şiddetli olaylara bile sükunetle karşılık verir.Hasta yatağında son günlerini yaşayan Raif efendi yazardan tuttuğu günlüğü yakmasını ister. Yazar ancak okuduktan sonra bunu yapacağını söyler ve Kürk mantolu madonna hikayesi başlar. Raif güzel sanatlara merakı olan biridir. Savas yılları babası meydanın boş kalmasından endişe eder ve onu okutmak ister. Almanya'ya gidip sabun yapımının inceliklerini öğrenecek ve Türkiye ye dönüp fabrikanın başına geçecektir. Berlinde bir sergide gördüğü Maria Puderin portresi olan kürk mantolu madonna resmi istemsiz bir şekilde onu kendine çeker. Raif sadece yüreğinin peşinden gider ..
  • 164 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Güzel bir hayat yaşarken, beklenmedik bir durum ortaya çıkar ve bütün mutluluk yok olur. Dıştan sakin görünen fakat içinde fırtınalar kopan, hayata küsmüş bir şekilde devam eden insandır Raif.. Yüreğimde Raif 'e karşı bir acı hissediyorum hala.. Mükemmel roman.
  • 164 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Çok güzel bir roman deyip geçmek kitap ve Sabahattin Ali için büyük haksızlık olur. Kitabı okumadan önce popülerliğini biliyordum. O nedenle büyük beklenti içerisinde okudum. Genellikle büyük beklenti oluşunca insan istediğini bulamadığı için beğenemiyor. En azından ben böyleyim. Fakat bu kitapta böyle bir şey olmadı. Beklediğimin de üstünde çıktı. En beğendiğim yönü ise yazarın Türkçe'yi kullanma tarzı. Kişisel bir takıntım var. Anlatım bozukluklarına çok dikkat ederim bir şey okurken. Bu kitapta o kadar uzun, karışık ve devrik cümle kullanılmasına rağmen bir tane bile anlatım bozukluğuna denk gelmedim. Zaten kitabın bu muhteşemliğini anlayınca yarısından sonra anlatım bozukluklarını aramayı bıraktım. :)

    Kitabın hikayesi de muazzamdı. Özellikle 1900'lü yıllarda Almanya'daki yaşamı ve Türkiye'deki yaşamı merak edenler için güzel olacaktır. Değişik bir roman işte. Bitirdikten sonra bir kaç gün hikayeyi düşünmeden edemiyor insan. Sanırım yerli edebiyatımızda bundan 5 tane daha kitap bulamayız.

    1 puanı nereden kırdım bilmiyorum. Belki de ileride puanımı değiştirip 10 veririm. Fakat bence bir kitaba 10 vermek zor olmalı. Çünkü 10 verdiğiniz bir kitap sizin için her yönüyle kusursuz ve hayatınızı etkileyen bir kitap olmalı bence. Sanırım ciddi anlamda bir etki doğurmadığından dolayı 10 veremedim.

    Son olarak kitabı bitirme durumum üzerine bir şey söylemek istiyorum. Sabah 11'de sınavım vardı. Antalya'dan İstanbul'a akşam 9 arabasıyla gidiyorduk İbrahim'le (İbrahim Korhan). Sınava hiç çalışmamıştım. 20-30 sayfa okuyayım diye elime bir aldım, sabaha kadar bırakamadım. O kadar içine çektiki hikaye gerçekten bırakamadım. Sınavı bir şekilde geçtim o ayrı mesele tabi. :)

    Velhasıl okuyun derim. Bu türde kitapları sevmiyorsanız bile okuyun.
  • 164 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Bugün sizler ile birlikte Türk Edebiyatının son zamanlarda sıklıkla duyulan, birçoğumuz tarafından okunan, bilinen yazarı Sabahattin Ali ve onun Kürk Mantolu Madonna eserini incelemek istiyorum.

    Bugüne kadar eskiye dönük edebiyat eserleri okumuş olmama rağmen, Sabahattin Ali ve kalemi ile hiç tanışmadığımı söylemek ve hatta bu konuda da biraz ön yargılı olduğumu da itiraf etmek isterim. Bir okur olarak ön yargılı olmayalım, yapmayalım, etmeyelim diyoruz, ama kendimizi gene bu gibi bir davranıştan alıkoyamıyoruz. Bu kitap, öncelikle bana ne kadar da ön yargılı olduğumu ve bunun aslında ne kadar da yanlış olduğunu bir kere daha öğretti diyebilirim. Kendisinin kalemi, yazım dili, kitaba dair kendine has kurgusu, bana öğrettiği yeni ve bilmediğim kelimeleri o kadar hoşuma gitti ki, bugüne kadar nasıl olur da böylesi bir eseri okumadığımı şahsen sorgular oldum. Bakalım kitabın bana vermiş olduğu bu hissi ne kadar kollayabilir ve sonrasında da gene o duygulara kapılıp, ön yargılarıma yenik düşerim merak ediyorum doğrusu. Neyse, girişi çok uzatmadan ben asıl konuya, konumuz olan Madonna’ya döneyim. :))

    Yapmış olduğum kısa inceleme sonrasında, kendisinin bu eserini kaleme almadan önce, romanını bir seri halinde 1940-1943 yılları arasında çalışmakta olduğu Hakikat gazetesinde yayımladığını öğrendim. Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de çadırda yazmış ve günü gününe gazeteye yetiştirmeye çalışmıştır. Romanı yazdığı günlerde attan düşüp sağ kol bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiştir. (Kaynak: Turgut Özakman, Cumhuriyet, Bilgi Yayınevi, 81. Basım, 2013, Önsöz, s. 9)

    “Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, vazifelerini yapıyorlar, hayata bir şey ilave ediyorlardı. Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu?” s.124.

    Gerçekten severek okuduğum romanımızın asıl başkahramanları Maria Puder ve Raif Efendi’dir. Raif Efendi’nin karakterinin, kişiliğinin, hislerinin benim gibi birçok okura tercüman olduğuna da eminim. Sen, sen hangi duygular ile yazıldın ve seni hayalinde canlandırırken ne tür bir ruh hali içerisindeydi sana kalemi ile can veren yazar?! Bir insan ve onun yaşadığı hayat (hayat demeye bin şahit ister) bu kadar mı dokunaklı ele alınır?! Ne kadar naif bir insandın sen Raif Efendi… İçine kapanıklığı, melankolik halleri ve yaşadığı dış dünyaya her ne olursa olsun uyum sağlayabilmiş birisidir Raif Efendi. Bir nevi alınyazısı gibi düşündüğü hayatı boyunca yaşadığı sıkıntılara boyun eğmek zorunda kalmış, gündelik hayatta uğradığı tüm haksızlıklara bile karşı mukavemet edememiştir. En nihayetinde sevmediği bir kadınla hayatını birleştirmiş ve bir aile babası olmuştur.

    “Çocuklarım oldu... Onları sevdim, fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla veremeyeceklerini bile bile...” s.148.

    Hayatın kendisine biçtiği rolü oynarken bile kendi hayatına asla yön vermemiş, hep etrafında olan başka insanların görmek istediği bir karakter olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır. Şu koskoca hayatında yaşayabildiği ve gerçekten hissettiği bir tek anısı olmuştur ve bu unutulmaz olan anısını kişisel not defterine aktarmıştır. Havran’da başlayarak, kendisini İstanbul’a sürükleyen bir hayatın içerisinde bulmuştur.

    Hayatımın başka türlü olmasına imkân var mıydı? S.159

    İstanbul’da kaldığı süre zarfında okumaya ve güzel sanatlara merakı uyansa da, içinde besleyip büyüttüğü hayali karakterleri onu bu süre zarfında hiç yalnız bırakmamışlardır. Bir gün tekrar memleketine geri dönmek için karar kıldığında, babasından almış olduğu son bir haber ile Almanya’ya, her daim hayallerinde canlandırdığı Avrupa’ya gitme fırsatı hiç beklenmedik bir anda kapısını çalmıştır.

    Berlin’de, geçirdiği zaman içerisinde sanata olan ilgisi daha da artar ve günlerden bir gün, ilginç bir hissiyat ile bir gazetede dikkatini çeken sanat galerisinde bulur kendisini. Bu sanat galerisinde bulunan tabloları incelerken, hiç tanımadığı bir sanatçının otoportresi dikkatini çeker ve tarif edilmez duygular içerisinde kalarak bu kadına kalbi meyleder. Daha evvel hep hayalinde canlandırdığı kadınındır bu ve tarifi mümkün olmayan duygular içerisindedir. Kendisini bu güzel tabloya o kadar kaptırmıştır ki, her fırsat bulduğunda bu güzelliği görmeye gider. Rutin hale getirdiği böylesi günlerden birinde, yine tabloyu seyrederken yanına bir kadın sokulur. Kadın, Raif’in tabloya karşı olan ilgisi ve bağımlılığının farkına varmıştır ve kendisi ile iletişime geçmek ister. Raif Efendi ise kadının kendisiyle alay eden kalburüstü, sosyetik birisi olduğu düşüncesindedir ve üstü kapalı kaçamak cevaplar ile sualleri geçiştirir. Ama bunun böyle olmadığını kısa zaman sonra tecrübe edecektir ve kendisini mutlu kılacak o günler artık eskisinden daha da yakındır Raif Efendiye.

    “Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim.” s.159.

    Maria Puder, Raif Efendi’ye göre daha baskın bir karakter yapısı sergilemektedir. Tüm görüşme ve gündelik buluşmalarında kendisinin ne kadar özgür ruhlu yetiştiğini, her daim canının istediğini yaptığını anlatır. Raif Efendi’ye onu çok naif bulduğunu ifade eder. Ortak düşünce yapısında olan bu iki insan, hayata dair bu bakış açılarından ve örtüşen düşüncelerinden, beklentilerinden ötürü birbirlerini tamamlarlar ve aralarında güzel bir arkadaşlık başlar. Tutkun olduğu bu kadına ne kadar âşık olsa ve onu çok sevse de, Raif Efendi Maria’nın kendisine karşı olan hislerinden asla emin olamaz. Fakat asla ona karşı kırıcı olmamak için Maria’nın her isteğini özveri ile yapma, yerine getirme çabasındadır.

    "Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?" s.72.

    Her ikisi için rüya niteliğinde geçen bu güzel günleri bekleyen kötü bir gün vardır ve o gün artık gelmiştir. Bir gün, hiç beklenmedik bir şekilde Raif Efendi, babasının vefatını haber alır. Durum icabı mecburen Havran’a tekrar geri dönme kararı alır ve sevdiği kadın Maria ile mektuplaşarak iletişimde kalmaya devam edecektir. İlk zamanlar düzenli devam eden mektuplar bir gün hiç beklenmedik bir şekilde kesilir ve artık Maria’dan haber alamamaktadır. İşte bundan sonrası Raif Efendi için çekilmez, kasvetli günlerin ve eskisinden de kötü geçecek olan günlerin başlangıcı olur.

    “Aile yükü arttıkça benim hayatla alakam azalıyor, artması icap eden gayretim büsbütün yok oluyordu.” s.148.

    Aradan geçen on yıl sonra Raif Efendi, bir gün gene kendisine mecbur edilen bir alışveriş dönüşü tesadüf eseri Bayan Döpke ile Ankara sokaklarında karşılaşır. Bir ümit çırpınırken, aldığı iki haber ile dünyası büsbütün sarsılır ve derin ruh haline bürünür.

    “Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı...” s.160.

    İşte tam ölüm döşeğinde, hasta hali ile son günlerini yaşarken, okuduğumuz bu acıklı trajediyi son zamanlarında kendisini sıklıkla ziyaret eden iş arkadaşının okuduğu özel not defterinden hep birlikte öğreniriz.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ A.Y. ~
  • 164 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitabı starbucks bardağı ile fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış dediler. Ben yine de çekilmedim. Hatta tuttum balkona koydum arkaya da Hekimbaşı Mezarlığı'nı aldım öyle çektim. Altına da şunları yazdım:
    " Ölüm değilmi ki içimizde kalanları bir daha söylememize engel olan en can yakıcı ve en büyük pişmanlığımız ? Bugün içim bulutlu. Bugün umut yok. Bugün duygularım karışık. Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkı ile yok olup gitti tüm umutlar, ihtimaller ve hatta yaşama dair iyi şeyler... Gömdüm hepsini karşıdaki mezarlığa.
    Bugün ikinci okuyuşum. Belki ilerde yirmi iki...
    Çünkü bazı kitaplar hafızadan silinip gitmemeli.
    "Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

    Bence iyi olmuş, güzel de olmuş. Çok beğeni almadı ama olsun. Hep o lanet olası starbucks bardağının eksikliği :D

    Okumayan kalmadıysa da gözünüze bolca sokulduğu için illaki bir kaç fikir oluşmuştur kitaba dair. Yine de bilmeyenlere içeriği hakkında bilgi vermek, bilenlere de bende hissettirdiklerini anlatacak bir kaç cümle kurayım.
    Raif Efendi tüm ön yargıları alt üst eden bir adam. Dışarıdan bakıp herkesin pasif görüp hiçbir işten anlamadığını düşünmesine rağmen bambaşka bir dünya ve yaşanmışlık var kendi içinde.
    Maria Puder ise tam güçlü bir kadın örneği benim gözümde. Tüm yaşanmışlığına rağmen dik duruşu ile adeta taht kurdu kalbimde. Çünkü Raif Efendi içine kapanık bile olsa hayatına devam etmişken, Maria tüm yükü tek başına omuzlayıp göğüs gerdi her şeye. Genel olarak kitap özetlerinde hep Raif Efendi üzerinde durulmuş ama bence Maria da başlı başına ele alınıp psikolojisi üzerine düşündürecek bir karakter.
    Ve aralarındaki müthiş aşk...
    Aşk diyince sizin anladığınız şey gelmesin aklınıza. Hani yaşı, mesleği, geliri, memleketi, kültür seviyesi, evi, arabası... yani kısacası kriter kelimesi altında topladığınız ve bunlar uyuyuyorsa kabul ettiğiniz değil, tüm bu ıdı vıdılardan bambaşka bir şey onların ki.

    Daha tanımadan, tanışmadan aşık oluyor Raif Efendi. Hem de bir tabloya. Günlerce gitmiyor tablonun önünden. Her detayına kadar ezberliyor tabloyu ve bir gün ressamıyla da tanışıyor. Ama öyle kaptırmış ki kendini tabloya, konuştuğu kişinin o olduğunu fark etmiyor bile. Başka zaman bambaşka şartlarda üstelik hiç de istemediği bir durumda tekrar karşılaşıyor Maria Puder ile. İşte o zaman başlıyor her şey. Ama istediğiniz gibi güllük gülistanlık da gitmiyor malesef. Ama yine de aşklarını yaşamaktan vazgeçmiyorlar.

    Çünkü Atilla Şanbay'ın dediği gibi;
    Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
    Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
    Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
    ''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
    Böyle yaşanmaz...
    Romeo ölmeli,
    Titanic batmalı
    Ve aşk
    Her şeye rağmen yaşanmalı.

    En başından beri sürükleyici olan, Maria Puder ile tanışmasından sonra sizi daha çok içine alan bir kitap.
    Kısacası efendim. Okuyun ve ısrarla okutun lütfen. Olmazsa bir kahve ısmarlayın. Okuma isteği otomatikmen gelir zaten :D

    Sevgiler <3
    Iyi okumalar ^_^
  • 164 syf.
    ·2 günde
    Yıllarca herkes tarafından çok okunduğu için uzak durduğum fakat bir gün elime aldığım ve bitirene kadar bırakamadığım, satırlarının çoğunu çizdiğim bir romandı... hepimizin içinde hayata ve insanlara küskün bir Raif yatıyor.
  • 164 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Hepimiz bir Raif efendi olmak istememiş miydik kitabı okurken?.. Sonra kendimiz engel olduk kendimize, zor geldi vazgeçmek kendimizden.Hiçbir getirisi olmayan ve; gönlümüzü değil sadece bedenlerimizi tatmin eden saçma şeyler peşinde koşmamış mıydık? Çünkü biz insandık, insanlıktık...
  • 164 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    >>>>>>>>>>>>>>DİKKAT SPOİLER İÇERİR<<<<<<<<<<<<<<

    Bazı aşklar yarım kalmalı...

    Ya Maria gibi aşkını bekleyenlerdeniz ya da Raif gibi aşkı arayanlardanız.

    *MARİA*
    Hani şu erkek gibi kızlardan memnun olmayanlar var ya
    birazda Maria' lık var bende. Hani şu sert mizaçlı kızlarımız her erkeği aynı bilip karşı cinsle arasına mesafeler koyan kızlar. Aşka küsüp erkeklerin sevebileceğine inanmıyoruz. Tam da böyle bir karakter Maria. Halbuki ne kadar da geç öğrenmişti Raif' in onu deli gibi değil de aklı başında sevdiğini...

    *RAİF*
    Ah şu Raif bana çok yakınımdan birini hatırlatıyor dışardan umursamaz görünen içinde fırtınalar kopan Raif!
    Ne vardı ki bu kadar içten sevdin, o sevgiye hasret kalanları hiç mi düşünmedin. Maria gitti arkasından sen payımaza kursağımızda kalan yarım bir aşk hikayesi düştü.

    "bilirsiniz, yaşanacak hiç birşey yarım kalmaz. aradaki saymadığın zamanda sabırla bilirsin birgün geleceğini, birşekilde tekrar buluşulacak ve yarımlar tamlanacaktır. yok zaten ona şüphem, hiç bir aşk yarım kalmaz.
    Kalmasına kalmaz da, bu işlerin sonunda mutlu da olunmaz işte. Burnunu sürte sürte aslında yarım kalan aşk diye birşeyin olmadığını öğrenirsin.
    "AŞK" varsa eğer gerçekten zaten yaşanır, yarım kısmı sadece bir yanılsamadır; ya da acı acı kendine söylediğin bir yalandır"
    Raif' i tanıdıkça kendinizi sorgulayacaksınız. Maria'nın sağlam karakterine hayran kalacaksınız.
    Artık neredeyse imkansız olan AŞK. Raif' in de dediği gibidir.
    .......
    Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka...
    Aşk bence bu, istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!.
    Maria'ya mı üzülmeli yoksa Raif' in derdine mi ortak olmalı. Bir sevda yarım kalmışsa bir başta, biz onu hatırlarız her yaşta...
    Sonlara yaklaşırken ben derim ki tek başınıza okuyun yüreğinize dokunacak sıcacık bir hikaye ağlamamak elde değil. Gözünüzden en az iki damla yaş düşecek biri Maria diğeri Raif için.

    YARIM KALIR BAZI HİKAYELER
    ÇÜNKÜ ÜZERİNİ AHİRET TAMAMLAR

    Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.
    *SEVGİ* ile kalın.
    Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali
  • 164 syf.
    ·16 günde·8/10
    Spoiler içermez!

    *Kısa Bilgi*

    Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'nin 1943 yılında yayımladığı bir romanıdır. İlk olarak Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940-8 Şubat 1941 tarihinde “Büyük Hikâye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayınlanmıştır. (Vikipedi)

    *Düşüncelerim*

    Kürk Mantolu Madonna, okuduğum ilk Türk romanı oldu. Genellikle dünya klasikleri okumama; Dostoyevski, Tolstoy, Kafka gibi usta kalemlerle iç içe olmama rağmen,kitap bana gerek teknik özellikler, gerek tema ve temayı işleyiş bakımından gayet ustaca geldi ve beğenimi kazandı. Zaten gerçekten beğenmediğim kitaplar hakkında inceleme yazmıyorum. Sabahattin Ali tam anlamıyla döktürmüş. Bana kendini sevdirmeyi başardı. Edebiyatımızda böyle usta kalemlerin olduğunu görmek beni mutlu ediyor. Kitabı benden önce kardeşim okumuştu.Çok beğendiğini, harika bir kitap olduğunu ve hatta etkisinden zor çıkacağını söylemişti. Ama bana çok inandırıcı gelmemişti açıkçası. Hatta ve hatta kitabı bana kardeşimden daha da önce lisedeki edebiyat öğretmenim önermişti. Ama ben bütün bu tavsiyeleri dikkate almak yerine Madonna 'yı okumayı hep ileri bir tarihe attım. Bugün;kitabı bitirdikten, Sabahattin Ali' yi tanıdıktan sonra kendi kendime diyorum ki:"Neden kendini böylesine benimsetmiş, böylesine sevdirmiş usta bir yazarın böylesine muhteşem bir eserini okumakta bu kadar geç kaldım? Neden Türk romanı ile bu kadar geç tanıştım? Neden artık Türk romanlarından, en azından kendini kanıtlamış olanları okumaya başlamayayım?"Benim Türk edebiyatına, yerli edebiyatımıza yönelmemin zamanı gelmiş ve hatta geçiyor.

    Romanın içeriğine gelince ise; Raif Efendi’nin aşkı, yalnızlığı ve tüm kişilik özellikleri beni çok etkiledi. Görünüş itibarı ile sıradan olan, içine kapanık, sessiz sedasız insanların da ilginç ve acı dolu hikayeleri olabileceğini gösterdi. Hatta bazen insanlara karşı çok da vicdanlı davranmadığımı, önyargılı olduğumu hissettirdi bana. Raif Efendi'nin sevgisizlik ve anlaşılmazlıktan kaynaklanan içine kapanıklığı onu yalnız ve kendini insanlardan soyutlamış birisi haline getirmişti. Maria Puder ile karşılaşması ve beraber geçirdikleri kısa bir dönemde hayata daha sıkıca sarılması ve gerçek mutluluğa erişmesi ise;bazen ihtiyacımız olanın sadece bizi anlayabilen ve sevildiğimizi hissettiren bir tanecik insan olduğunu çok güzel yansıtmış. Bazen gerçekten sadece sevgiye ihtiyacımız oluyor. Koşulsuz, şartsız sevgiye... Belki de birçoğumuzun mutsuz oluşunun nedeni ;bir Maria Puder'den yoksun oluşumuzdur.


    Kitabın arka kapağında Sabahattin Ali için:"İnsanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkarıyor" diye not düşülmüş. Bu not kitabın özeti gibi aslında. Kürk Mantolu Madonna, başından sonuna kadar insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkarıyor.

    Müthiş fikir zenginliğine sahip;akıcı, sürükleyici ve ustaca kaleme alınmış harika bir kitap...

    *Kitap Hakkında Bilinmesi Gerekenler *
    (Onedio)

    1)Askerde kolu çatlakken yazdı

    Kürk Mantolu Madonna romanında Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkını anlatan Sabahattin Ali, askerdeyken, kolu çatlak halde yazdı. Ali'nin kitabı yazarken yaşadığı acıyı giderebilmek için kolunu sık sık sıcak suya soktuğu biliniyor. Deyim yerindeyse Kürk Mantolu Madonna, Ali'nin dizinin üstünde yazdığı bir kitap. 

    2)İlk kez gazetede tefrika olarak yayımlandı

    Raif Efendi'nin içsel yolculuğunu aşk ile sarıp sarmalayarak okuyucuya sunan roman, ilk olarak 1940 yılında Hakikat gazetesinde “Büyük Hikaye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayımlandı, sonra 1943 yılında Remzi Kitabevi tarafından basıldı.

    3)Kendi romanını şöyle yorumladı;

    Sabahattin Ali, romanın ana fikrini, ”Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?” sözleriyle açıkladı.

    4)İlk eleştiriyi Nazım Hikmet yazdı

    Kitap 1943 yılında basıldıktan sonra ilk eleştiri Nazım Hikmet’ten geldi. Nazım, Mayıs 1943’te Bursa Hapishanesi’nden gönderdiği mektupta Kürk Mantolu Madonna hakkında şunları yazdı:
    “Kürk Mantolu Madonna, ben bu kitabı hem sevdim hem kızdım. Evvela niçin kızdığımı söyleyeyim. Kitabın birinci kısmı bir harikadır. Bu kısmın kendi yolunda inkişafı yani bir küçük burjuva ailesinin içyüzünü tahlili öyle bir haşmetle genişlemek istidadında ki, insan buradan ikinci kısma geçerken, elinde olmayarak, yazık olmuş, bu çok orijinal, çok mükemmel başlangıç ve imkan boşuna harcanmış, keşke bu başlangıç harcanmasaydı, diyor. Ben başlangıcı okurken yani Berlin’e kadar olan pasajı, senin benim anladığım manadaki realizmine hayran oldum. Beni dinlersen o başlangıcı almak ve kahramanın ölümünü kısaca tekrarlamak suretiyle o ailenin efradı ve eşhasının hayatları etrafında bir ikinci cilt, ayrı bir roman yapabilirsin, böylelikle de dinlemeye başladığımız harika musiki birdenbire kesilmiş olmaz. Gelelim ikinci kısmına, o kısım, başlı başına bir büyük hikaye olarak güzeldir ve böyle bir tecrübe gerek senin için gerekse Türk edebiyatı için lazımdı. Sen bu tecrübeyi başarıyla yaptın.”

    5)Ünlü yayınevi ingilizceye çevirdi

    Kürk Mantolu Madonna’, 2016 yılı başında İngiliz yayıncı Penguin’in "Modern Klasikler" serisi arasında yer aldı. Penguin Yayınevi'nin Modern Klasikler Serisi kapsamında Maureen Freely ve Alexander Dawe tarafından geçtiğimiz mayıs ayında çevrilen ‘Kürk Mantolu Madonna', 73 yıl sonra ilk kez İngilizceye çevrilmiş oldu.

    6) Yedi dilde basıldı

    Kürk Mantolu Madonna’nın ONK Ajans aracılığıyla bugüne dek İngilizce (Madonna in a Fur Coat), Almanca (Dörlemann), Fransızca (Le Serpent a Plumes), Rusça (Ad Marginem Press), Hırvatça (Hena Com), Arapça (Sphinx) ve Arnavutça (Shkupi) yayımlandı; İspanyolca (Salamandra), İtalyanca (Scritturapura), Hollandaca (Verlag Van Gennep) ve Gürcüce (Ustari) baskıları da yayına hazırlanıyor.
     
    7)Tablodan ilhamla yazıldı

    Bir tablodan başlayan aşkı anlatan roman için Sabahattin Ali’nin Andrea Del Sarto imzalı "Madonna delle Arpie" tablosundan ilham aldığı biliniyor.

    8)Öğretmenlerin en sık tavsiye ettiği kitaplar arasında

    Sabahattin Ali'nin kızı müzikolog Filiz Ali, ‘Kürk Mantolu Madonna'nın bu kadar ilgi görmesini ve en çok satanlar listesinde yer almasını "Kitap genç insanların duygularına hitap ediyor. Edebiyat öğretmenleri, hala öğrencilerine bu kitabı tavsiye ediyor ve gençler duygularını aktardığı için kitabı severek okuyor" sözleriyle özetliyor.

    Okuduğunuz için teşekkür ediyorum :))




     

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Madonna in a Fur Coat
Baskı tarihi:
5 Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780241206195
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kürk Mantolu Madonna
Dil:
English
Ülke:
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland
Yayınevi:
Penguin Classics
The bestselling Turkish classic of love and longing in a changing world, available in English for the first time.

'It is, perhaps, easier to dismiss a man whose face gives no indication of an inner life. And what a pity that is: a dash of curiosity is all it takes to stumble upon treasures we never expected.'

A shy young man leaves his home in rural Turkey to learn a trade in 1920s Berlin. The city's crowded streets, thriving arts scene, passionate politics and seedy cabarets provide the backdrop for a chance meeting with a woman, which will haunt him for the rest of his life. Emotionally powerful, intensely atmospheric and touchingly profound, Madonna in a Fur Coat is an unforgettable novel about new beginnings and the unfathomable nature of the human soul. 'Passionate but clear . . . Ali's success [is in ] his ability to describe the emergence of a feeling, seemingly straightforward from the outside but swinging back and forth between opposite extremes at its core, revealing the tensions that accompanies such rise and fall.' Atilla Özkirimli, writer and literary historian.

Kitabı okuyanlar 66.139 okur

  • gonulyarasi
  • Caner Erol
  • Emrah Y.
  • Baran Yıldırım
  • Nihat.2001
  • Nesrin Azer
  • Selçuk Bildik
  • Meltem erbaş
  • Rabia
  • Elmin

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.8
Erkek
%45.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (8)
9
%0 (1)
8
%0
7
%0
6
%0 (2)
5
%0 (3)
4
%0 (1)
3
%0
2
%0 (1)
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları