Mektup (Yazışmanın Hayli İlginç Tarihi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
794
Gösterim
Adı:
Mektup
Alt başlık:
Yazışmanın Hayli İlginç Tarihi
Baskı tarihi:
Ekim 2014
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054729302
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To The Letter
Çeviri:
Zeynep Yeşiltuna
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Domingo Yayınevi
"Lütfen güvercinlerimi unutmayın."
MS 3. yüzyılda yatılı okulda okuyan bir gencin, babasına gönderdiği mektubun son satırı.

Dünya bir zamanlar mektup iletişimiyle dönüyordu. Akşam yemeğe ne zaman geliyoruz, muhteşem günümüz nasıl geçti, aşkımızdan nasıl havalara uçtuk, nasıl kahrolduk, her şey o mektuplardaydı. MEKTUP, posta yoluyla yaptığımız uzun ve benzersiz yolculuğun hikâyesi.

Yolculuk boyunca hem Cicero, Jane Austen, Virginia Woolf, Jack Kerouac, Anaïs Nin, Napolyon Bonaparte, David Foster Wallace gibi bilindik simaların hem de MS 3. yüzyılda yaşamış yatılı öğrenci gibi yazdıklarının bu kitabın parçası olabileceğini hayal bile etmemiş sıradan insanların kaleminden çıkmış muhteşem mektupların zarfını açıyor. Bir zamanlar çoksatanlar listelerine giren mektup yazımı üstüne rehber kitapların (Lewis Carroll bile bu furyaya katılmıştı) izini sürüyor, Oscar Wilde'ın mektup yollamak için seçtiği tuhaf yöntemi, görünmez mürekkebin kullanım sırlarını, sahipsiz mektupları hayata döndürmek için kurulmuş "Ölü Mektup Ofisi"nin dramatik hikayesini paylaşıyor, hangi durumlarda düğün hediyesi olarak balık gönderilebileceğini öğretiyor, öldüğümüzde e-postalarımıza ne olduğunu sorguluyor. Ve basit bir mektubun hayatın gidişatını nasıl değiştirebileceğini gözler önüne seren, savaş dönemindeki bir yazışmanın büyüleyici hikâyesini gün yüzüne çıkartıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Matbanın icat olması insanlık alemi için bir devrim olsa da; garibim hattata göre sadece mertliğin bozulmasıydı.

O hain, tek dişi kalmış medeniyet makinesinin elinden aldığı sadece ekmek parası değil, tüm hayat biçimiydi.

Makine hızını alamadı, sadece hattatın değil yıllar geçtikçe çoğu insanın işini elinden aldı ve “ top benim, kimi istersem onu oynatırım” dedi. Artık oyunda olmayacakları kendilerine iletilenlerden çok azı, yani kaleye bile geçmesine izin verilmeyenler; “belki arada top dışarı çıkar da ben de topa dokunurum” acizliğiyle çömelip, oyun çizgisinin içinde değil ama hemen yamacında, kendilerine yer edindiler.

Sonra bir gün “yazılım” diye bir yabancı geldi kasabaya. O, bütün kuralları tekrar değiştirdi. Ama ilk iş, oyun sahasının ölçülerini eskisine oranla çok daha küçük bir hale getirdi. Ve hemen ardından “az fonksiyonlu” makine ve insan kıyımı başladı.

Sistemin içinde olmadığı halde artıklarından beslenen, hemen oyun çizgisinin yanı başında çömelen, “Bize bir şey olmaz, en fazla teğet geçer” diyen top yakalayıcılar da bu kıyımdan kaçamadılar. Çünkü, artık dışarı kaçma ihtimali olan fiziksel bir top da yoktu ortada…

Çok zaman geçmeden bugünlerini bile mumla arayacakları bir haber aldılar. Mesih çok yakın zamanda aralarına katılacaktı. Ve o yakın gün geldiğinde hiç birine ihtiyaç kalmayacaktı.

Kaçış yok!!! Alametleri göründü Mesih “Yapay Zeka” geliyor…

Çok mu distopik geldi? Çok mu iç bunaltıcı metaforlar bunlar ?

Ben de en kötü distopyanın Spielberg tarzı bir şey olmasını arzularım. Ancak bizi en “Kubrick”inin beklediğini düşünüyorum.

Ancak bütün kalbimle, benim gibi düşünmeyenlerin haklı çıkmasını diliyorum.

Fütüristler yukarıda yazılanların olma ihtimalini yok saymasalar da gelecekte insan ırkının ortadan kalkması gibi bir şeyin sadece pesimistlerin ( ama siz hatırım için en azından bana “ marjinal realist” deyin. Çok daha afilli !!!) zırvalaması olduğunu belirtiyorlar.

Bütün kalbimle haklı çıkmalarını diliyorum.

Ama acizane olarak bir şey rica edebilir miyim?

Çalıştığınız iş kolunda uzun bir tecrübeye sahipseniz, şöyle bir kafanızı kaldırıp çevrenize bakın. Artık ne kadar ferah ve ergonomik ofislerde çalışıyoruz değil mi ? Yalnız; o ferahlığı sadece, koca koca makinelerin yerini alan o mini mini çok fonksiyonlu makineler/cihazlar, vermiyor. Azalan insan sayısı da ofislerimizin ferahlığına ferahlık katıyor.

Bir de bakmışsınız; “Raif Efendi” nin çalıştığı bölüm, tek bir yazılım tüm ofisteki çalışanların toplamının bir ayda yaptığı işi saniyeler içinde ve sadece “kul”a nasip olan hata yapma lüksünden yoksun bir şekilde yapabildiğinden, kapatılıyor.

Ofiste “şimdilik” kalanlar; Raif Efendi’nin bölümünü bir yandan İzmir marşı ile uğurlarken bir yandan da “ ne yapalım oyunun kuralına uyacaklardı. “Evet” veya “Hayır” demediler ama kafalarını emme basma tulumba gibi de oynatmayacaklardı. Yeni kurallara ayak uyduracaklardı…”

Ayak uydurmak…

Uyduracak bir ayakları kalmayacağını, yani bir Elon Musk olmadıklarını, fark ettiklerinde bu sözlerini unutmazlar umarım.

Sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan teknolojik ve bilimsel gelişmelerin neredeyse hepsi ya, En sevdikleri grup ABBA en sevdikleri şarkı da “Money,Money,Money” olan büyük şirketler aracılığıyla ya da askeri araştırmalar sonrası ortaya çıktığı kaf dağının ardındaki bir sır değil.

Henry Ford gibi kapitalizmin babalarından biri bile; olabilecek en düşük maliyetle, olabilecek en kaliteli ürüne ulaşmak için işyerinde çalışan “insanlara” olabilecek en yüksek maaşın verilmesini zamanında savunurken; Yapay Zeka ise: “İnsan mı? O da ne ?” diyecek.

Amannnnn !!! Ya da; kitap yukarıdakileri zırvalamama sebep olsa da, bakmayın siz benim “hunili”, bağnaz ve teknoloji düşmanı düşüncelerime.

Kitap hiç de iç karatıcı değil. Özellikle popüler tarih meraklıları çok zevk alarak okuyacaklardır. Ancak kitabın içeriğinin, kitabın isminin tam olarak karşılığını verdiğini söyleyemeyeceğim. Özellikle mektubun ortaya ilk çıkışının üzerinde daha fazla durulmasını bekliyordum.

İsteyene, aşağıya bir şey bıraktım, çıkarken alırsınız…

https://www.youtube.com/watch?v=CSvFpBOe8eY
Çok güzel bir zaman yolculuğunun sonuna geldim. Elimde olmadan, benim için neden bu kadar değerli olduğunu ve bu ilgimin tam olarak ne zaman başladığını bilmesem de en çok önem verdiğim konulardan biridir mektup. Bence çok özel bir armağandır. Seni düşünüyorum, benim için özelsin demektir. Bugüne kadar bir çok farklı konuda, bir çok farklı kişiye mektuplar yazdım. En yakınlarımdan başlayıp hiç gitmediğim bir köyün çocuklarına kadar. Mektubun beni büyüleyen bir havası var. Konusu ne olursa ve alıcısı kim olursa olsun her seferinde yoğun duygular yaşıyorum zihnim o kağıdın üzerindeyken. Aynı şekilde bir mektup bulduğumda bir kitabımın arasında ya da gelen bir hediyenin yanına iliştirilmiş; dünyalar benim oluyor. Ne yazdığının çok da bir önemi yok aslında. Beni düşünerek, benim için emek verilmiş olması yeter. Sırf böyle düşündüğüm için kendimi 'farklı' hissettiğim çok oldu. Zira, benden başka hiç kimse böyle düşünmüyormuş gibiydi..

Meğer çağ yanlış imiş; aslında tarih boyunca ne tutkulu mektup aşıkları varmış. Sırf mektup fikrine hayran olan da var, mektuplar sayesinde bir aşkı alevlendiren de var, ihanetleri ortaya çıkaran da. Evlenme teklifleri de edilmiş mektup ile, ayrılıklar da haber verilmiş. Savaş haberleri de var o sayfalarda, savaşın bitişini haber veren müjdeler de! Slyva Plath da var, Virgina Woolf da Emily Dickinson da. Intihar mektupları da var, ilan-ı aşk da. Nasıl desem, hayat var. Emek var. Özveri var. Çocuklarına bırakabilecekleri öğütleri yazanlar da var, hiç tanımadığı insanlara teselli verenler de...

Yanlış anlaşılmasın, bu kitap bir mektup seçkisi değil. Bazı mektuplardan alıntılar var ama genel olarak mektubun gelişimini anlatıyor. Ama sıkıcı olmayan bir dil ile. Çok farklı konulara değiniyor. Ölü Mektup Ofisinden bahsediyor sözgelimi. Postanın yükselişini ve düşüşünü kendiniz görüyorsunuz. Hemen kağıt kaleme sarılıp bir mektup yazmak, bir pul yapıştırıp postaya vermek ve heyecanla gelecek cevabı beklemek istiyorsunuz. Tabii ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz; işte işin püf noktası, güzel ve heyecanlı kılan kısmı.
'Tam Benim Tipim' adlı font kitabının yazarından eğlenceli bir kitap daha. İçerisinde Jane Austen ile ilgili bir bölüm olduğundan düşünmeden almıştım. Okumaya başladığımda 400 küsür sayfa 'mektup'tan bahsetmesi sıkabilir diye düşünmüştüm ancak yazarın esprili dili ve enteresan bilgiler ile ne sıktı ne de yordu. Bu tarz farklı şeyler okumak isteyenler için kesinlikle tavsiye ederim -ve tabiki yazarın diğer kitabını da-.
"Senden haber almayı beklerken ölecek gibi oluyorum. Mektubun elime geçer geçmez hemen ötekini beklemeye başlıyorum. Ancak yenisi geldiği zaman yeniden nefes alabiliyorum... Seni kaybetmenin acısı ağır geliyor bana. Âdeta fiziksel bir hastalık gibi yakıyor canımı bu ayrılık. "
"Mektuplarından birinde, yüreğinin benimle çarptığını yazmışsın. Güzel o zaman. Yüreğin emin ellerde, ona çok iyi bakacağım. Şu anda ayrı geçen günlerimize üzüleceğine, lütfen beraber bizi bekleyen geleceği düşünerek mutlu olmaya çalış. Zor, ben de biliyorum, zira ellerim ne kadar boş kaldıklarının farkındalar.
Seni seviyorum."
"Hangi film oynarsa oynasın seninle beraber bir sinema salonunda yan yana oturmak çok güzel olacak. Birbirimizin desteği ve anlayışına sahip olduğumuzu bilmek de harika olacak. Canlı kanlı yan yana olmak, gerçekten beraber olmak, sence de olağanüstü olmayacak mı?
Seni seviyorum. "
Dünya bir zamanlar mektup iletişimiyle dönüyordu. O zamanlar mektupsuz bir dünya demek, oksijensiz bir dünya demekti.
Simon Garfield
Sayfa 18 - Domingo
"Söylediğim her şey için beni affet, Sevgilim. Kalbim seninle dolup taşıyor... Oysa sadece sana özel bir şey söylemek istediğimde, kelimeler kifayetsiz kalıyor. Eğer burada olsaydın -ah, keşke olsaydın!- konuşmamıza gerek kalmaz, gözlerimiz fısıldaşarak anlaşır ve elin elimde, hiçbir lisana ihtiyacımız kalmazdı."
"Böyle bir şey bir tek senin başından mı geçti sanıyorsun? Çok enteresan bir durummuş gibi, o kadar uzun bir yolculuğun, bir sürü ortam değişikliğinin ardından hâlâ kafandaki o karanlık düşüncelerden ve ağırlıktan kurtulamamış olmana mı şaşırıyorsun? Senin iklim değişikliğine değil, manevi bir değişime ihtiyacın var..."
"Pazartesi sabahı, sabah altı sularında Sylvia gazla intihar etti. Gene her zamanki gibi yardım istemişti benden. Ona yardım edebilecek tek kişi bendim ve tantanalarından, bitmek bilmeyen taleplerinden artık o kadar bıkmıştım ki gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunda bunu fark edemedim.
Sevgiler, Ted. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mektup
Alt başlık:
Yazışmanın Hayli İlginç Tarihi
Baskı tarihi:
Ekim 2014
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054729302
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To The Letter
Çeviri:
Zeynep Yeşiltuna
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Domingo Yayınevi
"Lütfen güvercinlerimi unutmayın."
MS 3. yüzyılda yatılı okulda okuyan bir gencin, babasına gönderdiği mektubun son satırı.

Dünya bir zamanlar mektup iletişimiyle dönüyordu. Akşam yemeğe ne zaman geliyoruz, muhteşem günümüz nasıl geçti, aşkımızdan nasıl havalara uçtuk, nasıl kahrolduk, her şey o mektuplardaydı. MEKTUP, posta yoluyla yaptığımız uzun ve benzersiz yolculuğun hikâyesi.

Yolculuk boyunca hem Cicero, Jane Austen, Virginia Woolf, Jack Kerouac, Anaïs Nin, Napolyon Bonaparte, David Foster Wallace gibi bilindik simaların hem de MS 3. yüzyılda yaşamış yatılı öğrenci gibi yazdıklarının bu kitabın parçası olabileceğini hayal bile etmemiş sıradan insanların kaleminden çıkmış muhteşem mektupların zarfını açıyor. Bir zamanlar çoksatanlar listelerine giren mektup yazımı üstüne rehber kitapların (Lewis Carroll bile bu furyaya katılmıştı) izini sürüyor, Oscar Wilde'ın mektup yollamak için seçtiği tuhaf yöntemi, görünmez mürekkebin kullanım sırlarını, sahipsiz mektupları hayata döndürmek için kurulmuş "Ölü Mektup Ofisi"nin dramatik hikayesini paylaşıyor, hangi durumlarda düğün hediyesi olarak balık gönderilebileceğini öğretiyor, öldüğümüzde e-postalarımıza ne olduğunu sorguluyor. Ve basit bir mektubun hayatın gidişatını nasıl değiştirebileceğini gözler önüne seren, savaş dönemindeki bir yazışmanın büyüleyici hikâyesini gün yüzüne çıkartıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Okurokur
  • Meltek
  • Bedriye sucuoğlu
  • Meşrebi Kalender
  • Cansu Koçak
  • öykü şen
  • cookiemonster
  • receps
  • içimdekikedi

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%50 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0