Zeynep Yeşiltuna

Zeynep Yeşiltuna

Çevirmen
7.8/10
1.147 Kişi
·
2.400
Okunma
·
1
Beğeni
·
310
Gösterim
Adı:
Zeynep Yeşiltuna
Unvan:
Çevirmen, Veteriner
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 21 Şubat 1983
İlk ve ortaokul eğitimini İstanbul’da, liseyi ise Bodrum'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Bölümü'nden mezun oldu. Asıl mesleğini icra etmek yerine çevirmen olmayı tercih etti. 2003 yılından beri bu işle meşguldür.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
276 syf.
·1 günde·9/10
Kitabı 16 yaşımdayken okumuştum ..henüz okuduğum ikinci kitabımdı) ..ilk okunan kitapların insanda nasıl etki bıraktığını bilirsiniz...
Hatırlıyorum bitirince hem ağlmış hem donup kalmıştım.


Alzheimer hastalığıyla ilk bu kitapta tanıştım. Konusu yeniyetmelik yıllarından bir birini seven iki gençten bahsediyor..işte oğlan fakir, kız sosyete kızı..kızın annesi yakıştırmıyor oğlanı kızına..ama olan olmuştur bir kere. Kızın ailesi başka şehre göçer onları ayırmak için..yıllar geçer oğlan savaşa gider, dönünce iyi kötü geçimini biraz iyileştirir..
Kız bu sürede nişanlanır, evlenmeyine günler kala seyahat adıyla tekbaşına oğlanın kaldığı şehre gider anılarıyla vedalaşmak için..ama oğlanla karşılaşır ve iki seçim karşısında kalır..nişanlısıyla hayatına devam mı etsin yoksa aşkının yolundan mı gitsin..Tabii burda vereceği kararı anladınız)

Kitap iki zamanı anlatıyor..Birincisi Alzheimer hastalarının yattığı hastanede hasta bir yaşlı kadına öyküsünü anlatan bir yaşlı beyefendi. Ve onun anlattığı öyküler... kadın o beyefendinin kendi kocası, o öykülerinse kendi yaşamları olduğunu hatırlamıyor...kocası bıkmadan, usanmadan anlatır her gün aynı şeyleri. Ama bir gün gelir kadın hatırlar..Alzheimer hastalığı için mümkünsüz bir şey..ve o an hayat her ikisi için biter...

Okumanızı ve aynı zamanda filmine bakmanızı tavsiye ederim..
336 syf.
·9 günde·8/10
Aile... Ne güzel kelime. Hayattaki en büyük zenginlik. Doğduğumuzda ebeveynlerimizdir, kardeşlerimizdir, zamanla eş, evlat, torun eklenir. Hep iyi dilekler dileriz onlar için. İyi yerlerde olsunlar, hayatta başarılı olsunlar isteriz fakat bazen ipin ucu kaçar. Tıpkı 3 Mayıs günü kahvaltıya Lydia'sız uyanan Lee ailesi gibi. Kırgınlıklar, kızgınlıklar, pişmanlıklarla dolu bir gündü o gün. Ve sonraki her gün...
Amerika'da yaşayan Çinli babasının tek arzusu kızının çevresi tarafından sevilmesi, değer verilmesiydi. Bulunduğu ortama uyum sağlamasıydı. Çinli profesör ile tanıştıktan sonra hayallerinden vazgeçen ve evinin kadını olan annesinin isteği ise kızının kendisi gibi olmaması, tıp okumasıydı. Fakat arzuların, hayallerin, beklentilerin üst üste birikerek kar topunu oluşturduğunu kimse fark etmedi, bu yükün altında ezilen Lydia'yı kimse görmedi. Onun isteklerini umursamamışlardı, anlamaya çalışmamışlardı. Bundan sonra da asla anlayamayacaklardı.
Çünkü Lydia öldü...

Sevdiklerimizi, kendi isteklerimiz doğrultusunda değiştirmek için mücadele verirken her iki taraf içinde yaşam yıpranmışlıklar içinde geçiyor, koca bir hiç oluyor. Anne olmamama rağmen kitap beni çok etkiledi. Anne- babaları düşünemiyorum. Bir yandan sonunu merak ederken bir yandan da kendimi, ailemi sorguladım. Bazı yerlerde anıların, düşüncelerin içinde boğuldum, kitabı kapatıp bir hava alma ihtiyacı duydum. Bu yüzden kitap 9 gün gibi uzun bir süre boyunca elimde gezdi. Eğer geriye dönüp baktığınızda pişmanlıklar görmek istemiyorsanız bu kitabı okuyun derim. Vakit çok geç olmadan...
336 syf.
Anne ya da baba, olan her ebeveyn gençlik gençlik yıllarındaki pişmanlıklarını, hatalarını bir gün kendi çocuğunun da yaşamasından korkar. Bu korku telaşına yenilen aileler çoğunlukla sorgulamadan düşünmeden dinlemeden anlamadan yetiştirip büyütür evladını. Ama benim annem ve babam Balkanlar da doğup yaşadıktan sonra Türkiye'ye yerleşen, ilk geldikleri yıllarda kendilerine halk deyimi ile gavur gözüyle bakılmış olmalarına, tüm yaşadıkları farklı etnik kökene dahil olmanın zorluklarına rağmen yaşımın hiç bir döneminde bu tür kaygılar yaşayarak yaşatarak büyütmedi beni ve kardeşlerimi. Benim de çocuklarımı büyüttüğüm rahatlık ve güven içerisinde büyüdüm.
Bu kitapta ebeveyn ve çocuklarının ilişkileri arasında öyle ince bir sızı var ki, kanayan, acıtan kabuk bağlatan.. Okurken kendinizi annenizi, babanızı, kardeşlerinizi sorgulayacak , hem sonunu merak edecek hem de biraz daha anlatılsın bu ilişki diye umut edeceksiniz.
Çinli göçmen olarak Amerika'ya yerleşen ve burada eğitimi tamamlayıp, eğitim hayatında dahi kendisinin hor görülmesine tahammül edemediği için ailesinin yaşadığı gerçeğini bile gizleyen ve profesörlüğe kadar yükselen baba (James)
Tek amacı tıp doktoru olmak isterken, Çinli profesör ile tanışınca tüm hayallerinden vazgeçmek zorunda kalarak birden bire üç çocuk annesi bir ev hanımı figürüne bürünen, tüm hayallerini kızının gerçekleştirmesini için çabalayan Amerikalı anne (Marilyn)
Sürekli ikinci planda kalan, başarılarının sevincini yaşayamayan ilgi odağı olamayan evin büyük oğlu Nathan,
Annesinin mavi gözlerinin kendisine genetik olarak geçmesinin ayrılacağını ailesi içerisinde yaşayan, annesinin gerçekleştiremediği gençlik hayallerinin kobayı, tercih şansı bırakılmadan kendi hayalini yaşayamayan, her denilene evet dediği zaman annesinin evi terk etmeyeceğine inanan ve bir sabah evde olmadığı fark edildiğinin ardından ölümü ile gelişen olayların kahramanı zavallı Lydia.
En az evin abisi Nathan kadar ihmal edilen ailenin minik üyesi Hannah.
Sıradan bir aile gibi gözüken Lee ailesinin sırlarla ve hatalarla dolu yaşamını okurken duygulanıp etkilenmemek mümkün değil. Yazarın etnik kimlik zorluklarını nasıl bu kadar hüzünlü anlatabildiğine ise Çinli olmasından dolayı şaşırmadan okuyabileceğiniz düşündürücü bir kitap.
Keyifli okumalar...
464 syf.
·3 günde·8/10
Öncelikle bu kitabın sıradan bir polisiye,gerilim veya da romantik içerikli bir kitap olmadığını belirterek başlamak istiyorum incelememe.

Kitabımız kocasının ağırlığı altında ezilmiş kızına yeterince destek olamamış olan her şeye göz yummuş anne Eve,hayatında herkes tarafından dışlanan yalnız bırakılan ancak sevgi dolu dedektifimiz Gabe,hayatın bir tekme attığı babası tarafından küçükken terk edilen annesi Parkinson hastası olan ve annesini yaşatmak için yasadışı işler yapan Colin’in ağzından anlatılıyor.Zaman olarak bir önce bir sonra olarak anlatıldığı için kitabı okurken buralara dikkat etmeniz gerekiyor.

Ve gelelim iyi kızımıza yani Mia’ya.Babası tarafından olması dahi istenmemiş,ne istese olmasına izin verilmemiş ancak asla yılmamış hayallerinin peşinden koşan ve onları elde eden bir kız Mia.Bir gece sevgilisi tarafından buluşma iptal edilince bardaki yabancı tarafından kaçırılan Mia’nın yaşadıklarını kanım donarak okudum adeta.Mia kurtarıldığında son yaşadığı aylara dair hiçbir şeyi hatırlamıyor,eskisi gibi değil akvaryumda gezen bir balığa dönüyor adeta.

Bu kitabı okurken aile sevgisinin ne kadar önemli olduğunu,bir insanın bazı şartlar altında ne kadar vahşileşebildiğini,yeri geldiğinde bazı olaylara ses çıkarmamız gerektiğini ve en önemlisi kitabı kapağına göre yargılamamam gerektiğini öğrendim.Her sayfasında bir gizem vardı elimden bırakamadım her yerde okudum bu kitabı o kadar güzel bir kitaptı tek eksi yanı sonucun çok hızlı bağlanmış olmasaydı.

Sonunda tokat yemiş gibi olacaksınız,kitapla kalın :)
95 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kitabı okuduktan sonra gelen satranç oynama isteğine hazırlıklı olmak istiyorsanız eğer yakınlarınızda bir satranç olduğundan emin olun!

Psikolojik tahliller içeren kitabımız Zweig'ın son kitabıdır. Yazar, eşiyle birlikte bu kitaptan sonra ihtihar etmiştir. İnsanlığın, faşizm karşısında aşağılanmasını, avrupanın bu denli yaşanmayacak bir hale gelmesini, nefreti kabul edemedi ve ölümü tercih etti. Zweig gibi bir yazar ne kadar ölmüş olsa da şu an hâlâ var gibi, eserleri o kadar iyi birer şaheserler ki onu bu zamana kadar yaşatmışlar.

Böylesine iyi bir yazarın Satranç kitabından bahsedecek olursak eğer, bir yolcu gemisinde başlayan ve yine aynı gemide sonlanan bir olayı ele alıyor. Mirko Czentovic, bir satranç şampiyonudur. Kendisi duygulardan yoksun sadece satranç oynayabilen biridir. Gemide zengin bir yolcu ücret karşılığında satranç oynamayı teklif eder ve şampiyon kabul eder. Zengin yenilmek üzereyken gelen Dr. B birkaç taktikle berabere bitirir ve bu kez de Mirko onunla oymamak ister. Dr. B eline hayatında bir kez bile satranç sürmemiş bir insandır. Ama öyle bir geçmişi vardır ki satrancı nasıl öğrendiğini hayretler içinde okuyacaksınız. Dr. B'nin psikolojisi üzerinde Zweig'ın ölmeden önceki psikolijisini görebilirsiniz diye de dipnot geçiyorum.
572 syf.
·Beğendi·9/10
İlk bölümde Molly evinden taşınacağı için eşyalarını topluyor. Ne alaka falan dedim ama sonra eşyalarını toplarken 15 yıllık o kadar güzel bir aşk hikayesi anlatmaya başladı ki....Ben merakıma yenik düşüp kitabın son sayfalarını okudum ve bu kitap o sona nasıl bağlayacak diye düşündüm tüm kitabı okurken. Bir çok tahminim vardı ama hiçbirisi bu sonun yakınından geçmiyordu.

Konusuna çok değinmeyeceğim çünkü elinizde varsa hemen okunmalı diyebileceğim bir kitap.

Zamandan zamana atlama olayı biraz karışıktı ama içinden çıkılmayacak kadar değil. Çevirisi ve dili gayet güzeldi...

" Onun karşısında bir gelecek yok , benimse ...
Benimse geleceğimde o yok.
Siz hangisini seçerdiniz? "

Keyifli okumalar
464 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
İyi akşamlar, bir kitabımız daha bitti. Yazarımızın dört sene gibi bir sürede tamamladığı, ülkemizde tercüme edilen ilk ve yeni çıkan kitabı... Hikayemiz Eve, Colin, Gabe ve son olarak Mia'nın gözünden güzel bir şekilde anlatılmış. Klasik bir kaçırılma olayı gibi gözüken ama sizi şaşırtacak bir hikaye. Geçmiş ve bugün gerçekten güzel bir şekilde bağlanmış... Biraz polisiye, biraz gizem, aile ilişkileri ve çapıcı beklenmedik, yok artık dedirttiren bir son... Ben keyif alarak son ana kadar merak içinde okudum. Bu tür sevenlere tavsiye ederim. Sevgiyle kalın, iyi haftasonları
464 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Sonunun beni oldukça şaşırttığı, ebeveynlerin ilgisizliğinin nasıl sonuçlar doğurabileceğini gösteren, sürükleyici, hoş bir polisiye romandı. Keyifli okumalar...
464 syf.
·10/10
Artık bende alışkanlık oldu, bir kitaba başlamadan önce o kitabın yorumlarına bakıyorum. Bu kitabın sonunda çok şaşırdığını söyleyenler olmuş ben de kitabı okurken bu kadar şaşırılacak ne olmuş olabilir ya? Kafasındaydım. Kitabı bitirdim ve hiç beklemediğim bi durumla karşı karşıya geldim. Gerçekten şok oldum diyebilirim, oldukça güzel ve heyecanlı kurguya sahip ayrıca kitabın bi kısmında kendimi tutamayıp bildiğin ağladım gidin okuyun kesinlikle herkese öneriyorum

Yazarın biyografisi

Adı:
Zeynep Yeşiltuna
Unvan:
Çevirmen, Veteriner
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 21 Şubat 1983
İlk ve ortaokul eğitimini İstanbul’da, liseyi ise Bodrum'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Bölümü'nden mezun oldu. Asıl mesleğini icra etmek yerine çevirmen olmayı tercih etti. 2003 yılından beri bu işle meşguldür.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2.400 okur okudu.
  • 74 okur okuyor.
  • 941 okur okuyacak.
  • 80 okur yarım bıraktı.