Ben ne okudum dediğim kitaplardan biri daha...
Etkileyici bir başlangıçla açılış yapan, kalan kısımlarında ise sakin bir şekilde ilerleyen kitabın konusundaki suçlu baştan beri ben buradayım diye bağırıyordu zaten. Olayı suçlunun etrafında döndürüp durdular. Sonuna kadar okumamın tek sebebi ise bu işin sonu nereye varacak onu merak ettiğimden...
Çok fazla beğendiğimi söyleyemem...
Polisiye bir kitap, ancak çok heyecanlı ilerlediğini söyleyemem. Klâsik polisiyelerden tek farkı, katilden çok başka bir polisin yapabilme ihtimali olan şeylerin üzerinde durularak, o polisin araştırılması... Okunabilir bir kitap ama fazla beklentiye girmeden.
Benim ruh halime bağlı olarak mı yoksa kitaptaki karakterler mi çoktu anlamadım ama karakterleri bir türlü kafamda otutturamadım. Yine de kötü bir polisiyeydi diyemem.
Normalde Sımon Kernıck çok güzel kitap yazar ama nedense bu kitapta istediğim etkiyi almadım çok basit bir şekilde yazılmış. Sürükleyici olmasını isterdim ama çok sıkıldım bu kitapta.
Kendi alanında ki kitaplara göre bi adım daha geride denilebilir fakat kötü demek olmaz.Harika bir beklentiniz yoksa ve okumayı seven önyargısız biri iseniz boş zamanınızda okuyun derim.
Karmaşık bir ingiliz ajan savaşları.İsimler o kadar çok karıştı ki bazen okuduğum bölümü tekrar tekrar okumak zorunda kaldım.Ajanlık dolu kitaplara biraz ara versem iyi olacak galiba.Offff kafam karıştı.
Yazar dizi mantığında yazmış gibi. Daha en başında iki karakter bakış açısına geçip durduk ama bunlar bölümlere ayrılarak değil paragraf değiştirdikçe oldu. Yani bir paragrafta Stegs bakış açısından okurken başka bir paragrafa geçince Vokes bakış açısından okuyoruz. Ve bu kısımlar, daha sonra da eklenen birkaç karakterlerle birlikte üçüncü tekil bakış açısıyla yazılmış ama ne zaman John’un bakış açısına geçsek birinci tekil oluyor. Ve serinin ismi Tina Boyd serisi. O yüzden o daha ön planda olur diyordum ama ondan çok John’u ve Stegs’i tanıdık. Ve kitap aslında aslında her şeyi de vermişti. Yani sürpriz olan bir şey yoktu. O yüzden sıkıldım biraz.
Dizi mantığında yazılmış polisiye kitapları severim aslında ama sanırım yazarın yazım diline alışamadım. Fakat seri olduğu için 4 kitabını daha almıştım, neden daha önceden okumadığım bir yazarın bu kadar kitabını aldım bilmiyorum ama almışım, diğer kitaplarını da okuyup ve seri Tina Boyd olduğunu için onun ön plana geçeceğini düşünerek tekrar şans vereceğim.
Kitaplığımda uzun süredir bekleyen bu kitabı sonunda okudum.
Bekletmemin nedeni; aldığım andaki hevesimin geçip yerine beğenmeyeceğim hissinin almasıydı. Ve ne yazık ki, beklediğim gibi de oldu, beğenmedim. Bu yazarı ilk defa okudum, başka kitabı var mı bilmiyorum bile ama ne yazımını beğenebildim ne de kitabın konusunu. Bazı kitaplar vardır daha ilk on sayfada çeker kendine ama bazıları da vardır ortasından sonra alıp götürür seni; bu kitap, ne başında ne de sonrasında çekemedi beni. Resmen okumak için kendimi itiledim, önemli kısımlar hariç atlaya atlaya okudum hatta, ki o önemli kısımlar bile sarmadı beni.
Kitap, gizli bir görevde olan polislerin görev sırasında yaşadığı durumlar sonucunda, çelişkili olayların beraberinde gelen iç soruşturmayı konu alıyor.
Polisiye bir kitap ama hiç de polisiyeymiş gibi hissettirmiyor. Kitabı okurken herhangi bir duygu hissedemedim; ne bir heyecan ne bir merak... Iyi polis kötü polis olaylarını severim ama iyi polis kazandığında... bu kitap bu konuda tam bir muallaktı ve bu da bana göre hoş değildi. Kitabın sonunda olan şey ise kesinlikle can sıkıcıydı ve kitaptan iyice soğumama sebep oldu. Kısacası benim için zaman kaybıydı.
Vay be ! Dedim kitap bitince ve taşlar son bölümde yerine öyle oturdu ki şaştım. Kaldım.
Güzel ama benim aksiyon arayışımla uyuşmayan durgun bir polisiye olmasına rağmen keyif alarak okudum.
Gerek olayda geçen kişi sayısının fazlalığı gerekse isim benzerlikleri yüzünden kahramanlar aşırı derecede karıştırılıyor ve tekrar tekrar bakıp kim kimdi diye çözmeye çalışıyorsun ve tekrar tekrar döndükçe kitaptan soğuyup bir anda bırakmak istiyorsun.3:01 gerek olay örgüsü gerek kahramanlar bir tık daha önde bence.
(25 Ocak 1966'da Slough , Berkshire'da doğdu), iki kızları Amy ve Rachel ile birlikte Oxfordshire'da yaşayan bir İngiliz gerilim / suç yazarıymış . Kernick, Oxfordshire'daki Henley-on-Thames semtinde kapsamlı Gillotts Okulu'na gitti. Bu genç yaşta, Kernick sanatçı arkadaşı Patrick Palmer ile kovboylar ve Hintliler hakkında çoktan küçük kitaplar yaptı. Bir öğrenci iken yaptığı işler meyve toplama aracı ve Noel ağacı koparıcısıydı. 1991'de Brighton Politeknik'den beşeri bilimler bölümünden mezun oldu.
Kernick, küçük yaştan beri suç romanı yazma tutkusuna sahipti ve zamanında politnikte birçok kısa öykü çıkardı. Kernick'i bitirdikten sonra, 1992 başında Londra'da MMT Computing'e katıldı. Burada göreve başkan ve genel müdür oldu. Şirketi, dört yıl sonra, bir yayın anlaşması yapmaya çalışmak için bıraktı. Birtakım yayıncıların ilgisine rağmen Kernick bir anlaşma yapamadı, bu nedenle 1998'de Berkshire'daki Aldermaston'daki IT ve İş Danışmanlığı Metasil plc'nin satış ekibine katıldı ve burada ilk kitap anlaşması olan The Business of Dying Eylül 2001'de.
Richard & Judy'nin Yaz Kitap Kulübü 2007'de romantiksiz romanı önerildi. Bu kitap, 8. yıldır en çok satan 8. ciltli kitapçığı ve aynı yıl İngiltere'de en çok satan gerilim filmiydi.