بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Zulme baş kaldıran, zillet altında yaşamayı redderek direniş gösteren, tarihe ve zamana yenik düşmeyip isimleri ve direnişleri unutulmayan, ahiret yurdundaki ebedî saadeti, izzeti dünyanın geçici hiçbir zevkine tercih etmeyen mü'minlerin hayatı daima mücadele ile geçmiştir. Buna rağmen ibadetlerinden asla geri kalmamışlar, daima Allah'a dayanmışlardır.
Ömer Muhtar, sömürgeci İtalya'ya karşı "Ya şehadet ya zafer!" diyerek yolunu çizmiş, bu uğurda bedel ödemekten ve mücadele etmekten geri durmamıştır. Yaklaşık 20 yıl boyunca özgürlük ve izzetli bir hayat için kendi topraklarını savunmuştur.
Kitapta anlatılardan ziyade biraz da kendimizi ve bu şahsiyetleri karşılaştırmak lazım. Evvela Ömer Muhtar'ın deyişiyle "Boş iş hastalığı" bizde o kadar ilerledi ki, maalesef bunun farkında bile değiliz. Yaptığımız tek şey belki de yapmamız gerekenlere mazeret bulmak.
Zamanın kötülüğünden, ahlakın bozulmasından, aile temelinin sarsılmış olmasından hepimiz şikayetçiyiz. Ve tek yaptığımız şey ya bir kurtarıcı beklemek ya da o kurtarıcıyı bulmak adına bir arayış içerisine girmek. Ömer Muhtar hayatını Simurg'u aramaya veya beklemeye adamamış. Zulmün karşısında durarak, etrafına mücahitleri toplayarak sömürgeci İtalya askerine karşı savaşmış, tabiri caizse Simurg'un kendisi olmuştur. Yani taşın altına elini koymuş, savaşın tam kalbindeyken bile etrafındakilere her zaman hakkı ve sünneti tavsiye etmiştir. Mücahitleri sürekli ibadete ve Kur'an okumaya çağırmıştır. Geceleri abid olmayanın gündüzleri iyi bir mücahit olamayacağını öğütlemiştir.
Hayatını Allah rızasına adamanın sonucu olarak Ömer Muhtar, şehadet tahtında Rabbe gülümseyerek gitme mükafatına erişmiştir.