Merhaba herkese Bridgerton serisini okumaya devam ediyorum. Sırada 7. kardeş Hyacinth Bridgerton var.
Sosyeteye tanıtılmasının 3. yılında Hyacinth hakkında tüm sosyete hemfikirdir. O kimselere benzememektedir. İnanılmaz zeki ve açık sözlüdür. Erkekler yanına yaklaşmaya cesaret bile edemiyor. Bu yüzden 3 yılda sadece 6 evlilik teklifi almıştır.
Gareth St. Clair onun neden her salı büyükannesine kitap okumaya gittiğine bir türlü anlam veremez.
Hyacinth’i biraz araştırdığında aslında büyükannesine ne kadar benzediğini anlar. Büyükannesi Gareth için çok önemli çünkü hayatta ondan başka güvenebilecek kimsesi yoktu.
Çocukluğundan beri babasının ondan nefret etmesini 16 yaşına kadar anlamamıştır. Hayatıyla ilgili sır perdesini açığa kavuşturması eski bir aile günlüğüne bağlıdır. Ancak bir sorun vardı ki oda günlüğün İtalyanca olmasıdır.
Hayatta güvenebileceği tek kişi olan büyükannesine gittiğinde Hyacinth oradaydı ve konuşmalarına dahil olur. Mükemmel İtalyanca’sı olmasa da ona günlüğü çevirmeyi teklif eder.
Gizemli satırları incelerken peşine düştükleri tüm sırlar onları birbirine çekmeye başlamıştır.
Sırlar açığa çıktıkça neler mi olacak?
Bridgerton kardeşlerden Hyacinth Bridgerton gerçektende gözümüzün önünde büyüdü. Gregory İle yaptığı bezelye savaşları, yengesi Penelope’ye zamk gibi yapışması ve en yakın arkadaşı Felicity ile yaptıkları ile gönlümde yer etmeyi daha kendi sırası gelmeden başarmıştır.
Hyacinth Bridgerton kişiliği ile hem kardeşleri arasında hem de girdiği ortamda sivrilmektedir. Gayet zeki ve hazır cevap olan Hyacinth bu özelliğini gizlemek gibi bir gayesi de yoktur. Zaten yaşlanınca Leydi Danbury gibi olmak isteyen birinin bu tavrı şaşırtıcı değildir.
Hyacinth’ı sezon artık heyecanlandırmıyordu. Aynı insanlar benzer balolar… Her şeyin rutinleştiği yaşantısında Salı günleri Leydi Danbury’e kitap okumakta vardır. Birde arada evleneceği doğru adamı bulması gerekmektedir.
Evlenip kendi yuvasını kurmak istiyordur sadece o kişi daha da karşısına çıkmamıştır. En azından Hyacinth öyle düşünmektedir. Acaba Bayan Butterworth gibi uçurumun kenarında doğru koşsa onu kurtarmak için de doğru adam tam zamanında ortaya çıkar mıydı?
Gareth St. Clair ve babasının arası kendini bildi bileli asla iyi olmamıştır. Babasının bitip tükenmeyen nefretini kabullenmişti. Ancak babasının intikam olarak ona miras yerine dağ gibi bir borç bırakması bir hayli sorun teşkil etmekteydi.
Gareth sadece annesinin annesi olan ve hiçbir şeyden haberi olmayan (en azından Gareth öyle düşünüyordu) Leydi Danbery’e karşı sevgi beslemekteydi. Babasının annesinin günlüğü eline geçince Gareth babasının nefreti ve aile sırlarıyla ilgili bilgi alabileceğini düşünüyordu. Tek bir sorun vardır günlük İtalyancadır.
Bilin bakalım İtalyancayı akıcı olmasa da bilen kişi kimdir?
Gareth, Hyacinth hakkında söylenenlerde haklılık payı olduğunu fark etmişti. Hyacinth bulunduğu ortamdaki her şeyden içgüdüsel olarak haberdar olmak istiyordu.
Bridgerton kardeşlerden Hyacinth Bridgerton gerçektende gözümüzün önünde büyüdü. Gregory İle yaptığı bezelye savaşları, yengesi Penelope’ye zamk gibi yapışması ve en yakın arkadaşı Felicity ile yaptıkları ile gönlümde yer etmeyi daha kendi sırası gelmeden başarmıştır.
Hyacinth Bridgerton kişiliği ile hem kardeşleri arasında hem de girdiği ortamda sivrilmektedir. Gayet zeki ve hazır cevap olan Hyacinth bu özelliğini gizlemek gibi bir gayesi de yoktur. Zaten yaşlanınca Leydi Danbury gibi olmak isteyen birinin bu tavrı şaşırtıcı değildir.
Hyacinth’ı sezon artık heyecanlandırmıyordu. Aynı insanlar benzer balolar… Her şeyin rutinleştiği yaşantısında Salı günleri Leydi Danbury’e kitap okumakta vardır. Birde arada evleneceği doğru adamı bulması gerekmektedir.
Evlenip kendi yuvasını kurmak istiyordur sadece o kişi daha da karşısına çıkmamıştır. En azından Hyacinth öyle düşünmektedir. Acaba Bayan Butterworth gibi uçurumun kenarında doğru koşsa onu kurtarmak için de doğru adam tam zamanında ortaya çıkar mıydı?
Gareth St. Clair ve babasının arası kendini bildi bileli asla iyi olmamıştır. Babasının bitip tükenmeyen nefretini kabullenmişti. Ancak babasının intikam olarak ona miras yerine dağ gibi bir borç bırakması bir hayli sorun teşkil etmekteydi.
Gareth sadece annesinin annesi olan ve hiçbir şeyden haberi olmayan (en azından Gareth öyle düşünüyordu) Leydi Danbery’e karşı sevgi beslemekteydi. Babasının annesinin günlüğü eline geçince Gareth babasının nefreti ve aile sırlarıyla ilgili bilgi alabileceğini düşünüyordu. Tek bir sorun vardır günlük İtalyancadır.
Bilin bakalım İtalyancayı akıcı olmasa da bilen kişi kimdir?
Gareth, Hyacinth hakkında söylenenlerde haklılık payı olduğunu fark etmişti. Hyacinth bulunduğu ortamdaki her şeyden içgüdüsel olarak haberdar olmak istiyordu.
Gizemli mücevher söz konusu olunca diğerlerinden daha hızlı, akıcı bir kitap olur sanmıştım ama malesef öyle olmadı, biraz hayal kırıklığına uğradım. Kötü degildi ama beklentilerimi karşılamadı.
Bazen kalbin ne istediğini anlamak için tek bir an yeter…
Öpüşünde Saklı bu kez Bridgerton ailesinin en neşeli ama bir o kadar da duygularını hafife alan karakterlerinden Hyacinth’in hikâyesini anlatıyor.
Hyacinth’in keskin zekâsı ve cesur tavırları, Gareth ile karşılaştığında bambaşka bir uyum yakalıyor. Aralarındaki diyaloglar hem eğlenceli hem de derindi. İlk başta bir oyun gibi başlayan yakınlık, zamanla yerini gerçek ve güçlü bir bağa bırakdı.
Bu kitapta en çok hoşuma giden şey, aşkın sadece duygudan ibaret olmamasıydı. Aynı zamanda anlayış, uyum ve birlikte büyüyebilmek… Hyacinth’in enerjisiyle Gareth’ın daha kapalı dünyasının birleşmesi, hikâyeyi daha da anlamlı kılıyor.
Yazarın dili yine akıcı ve sade. Ama bu kitapta biraz daha hareket, biraz daha merak var. Sadece bir aşk hikâyesi değil; geçmişin izleri, sırlar ve keşifler de hikâyeye eşlik ediyor.
Bazen bir öpüş, kalbin bütün cevaplarını saklar.
Serinin en eğlenceli ama aynı zamanda en anlamlı hikâyelerinden biriydi diyebilirim.
Keyifli okumalar dilerim
Hyacinth ailenin zekisi ve sivri dillisi olarak görülüyor. *Ama bunu sadece ailesine gösteriyor sanırım erkek karaktere karşı bir sivri dilli'liğini göremedik.* Neyse sosyeteye takdim edildikten sonra kendisine evlilik teklifi getiren mise yoktur, tabii bu özellikleri yüzündenmiş.
Gareth'se babası tarafından nefret edilen ve bu yüzden de babasının mirasını almaya çalışan biridir, tam bu sırada babasının günlüğünü bulur ve her şeyi ortaya çıkartacaktır.
Gareth'in baba sorunu ilk kitaptaki karakteri hatırlattı bana ama o bunun gibi şerefsiz ve karaktersiz değildi. En azından o hiç kimseyle evlenmek istemediğini belli edip birilerini kandırmaya filan çalışmıyordu, ya da kendine mecbur bıraktıracak şeyler yapmıyordu. Her kitapta karakterler daha da karaktersiz olmaya başlıyor sanki?
Bridgerton kardeşlerin en sonuncusu Hyacinth ve Gareth'in ( Lady Danbury'nin torunu) hikayesiydi. Hyacinth daha önceki kitaplarda pek geçmediği için hakkında pek fikrim yoktu . O yüzden çok beklenti içinde okumadım. Lady Danbury'nin bu kitapta olmasına çok sevindim. Sivri dili, hazır cevaplılığı ile sevdiğim bir karakterdi.Seriyi bitireceğim için bir taraftan üzülüyor bir taraftan da tekrara düştüğü, eski heyecanını yitirmeye başladığı için seviniyorum. Kitabı yine de sevdim. Kafa dağıtmalık, okurken eğlendiğim bir seri oldu. Historical romantik tarzda seviyorsanız bu seriyi kaçırmayın.
Hyacinth, Bridgerton kardeşler arasında en az ilgimi çeken kişiydi ve kendisinin kitabından aman aman bir beklentim yoktu. Fakat bu kadar kötü bir hikâyesi olacağını ve bana bu denli büyük bir ızdırap çektireceğini de inanın düşünmemiştim.
(Devamı spoiler içerir.)
Kitabın başları çok sıkıcıydı. Julia Quinn genellikle eğlenceli başlangıçlar yapar ve kitabı batıracaksa da ilerleyen sayfalarda batırır ama bu kitabın başları hiç eğlenceli değildi. Bana göre de bunun sebebi, Hyacinth ve Gareth'in çok zorlama tipler olması ve muhabbetlerin anlamsız ilerlemesiydi. Mesela bu ikisi çok normal bir konu hakkında konuşuyorlardı, o ara Gareth içinden, Hyacinth gerçekten çok zeki bir kadın diyordu. Ne alaka ya? Dümdüz bir muhabbetin içindesiniz. Nereden anladın Hyacinth'in çok zeki olduğunu? Sonra Gareth çok normal bir şey diyordu. Hyacinth cevap veremiyor ve dilim tutuldu, ne diyeceğimi bilemedim falan diyordu. Zannedersiniz ki Gareth çok ilginç bir şey söyledi, Hyacinth'in de o yüzden dili tutuldu. Ama öyle bir şey yoktu. Adam çok normal bir şey söylüyordu. Niye bilmiyorum, bu ikilinin muhabbetleri anlamsız bir şekilde hep böyle ilerledi ve kitap boyunca birbirlerine verdikleri sıradan cevapları büyütüp durdular.
Sonra bir de mücevher olayı vardı. Hyacinth'in tutup da Gareth ile birlikte gizlice bir eve girmesinin mantıklı hiçbir yanını göremedim. Zira yan yana görülseler evlenmeye mecbur kalacaklardı. Hyacinth, evlenmek istemediğini durmadan dile getiren ve iki lafından birinde ona laf sokan; zerre tanımadığı ve hoşlamadığı Gareth ile evlenme riskini yok sayıp da niye adamın evine gitti? Çok meraklıymış da, mücevherleri bulmak için yardım etmese olmazmış da! Şaka mı ya? Bir insan hayatına ve geleceğine bu kadar mı değer vermez?
Tabii bu mücevher olayı daha buz dağının görünen
Serinin son kitaplarına doğru gidildikçe her şey biraz daha klişleşmeye başlıyor. Sanki olaylar tekrar ediyor gibi geliyor bana. İlk kitaplarda aldığım tadı asla alamıyorum. Bir noktada da Bridgerton serisinin bitmesine son bir kitap kaldı, onun üzüntüsünü yaşıyorum. Bir dakika, şu an ağlayasım geldi cidden. Resmen seriyi ikinci kez baştan sona okumuş oldum. Kendi kendime şaşırıyorum.
Her neyse. Olumsuz özellikleri artı olarak Leydi Whistledown'un gitmesiyle bölüm başları çok eksik kalmış ve bunu yazar sanki tiyatro oyunuymuşcasına karakterlerin ne yaptığını söylemekle çare bulmuş. Ama hiç mi hiç olmamış...
Yine de her şeye rağmen benim için bambaşka seri, bambaşka bir yazar Quinn.
Serinin sondan bir önceki kitabı kardeşlerin en küçüğü Hyacinth'a ayrılmıştı. Çok mizahi ve güzel bir okuma oldu. Hyacinth'de mutluluğu buldu. Serinin son kitabında sıra... Julia Quinn
Julia Quinn 1970 doğumlu ABD'li Best Seller aşk romanı yazarıdır. Asıl adı Julie Cotler Pottinger olan yazar, kitaplarının başarılı yazar Amanda Quick ile aynı raflarda olmasını istediği için Julia Quinn takma adını kullanmıştır. Romanları 13 farklı dile çevrilen yazar New York Times çok satanlar listesine dokuz kez girdi.
Harvard ve Radcliffe Üniversitelerinde tarih ve sanat eğitimi almıştır.Önceleri hukuk sonra tıp eğitimi almaya karar veren Quinn, Ben & Jerry isimli romanı okuduktan sonra bir roman yazmaya karar verir.
Yale Üniversitesinde Eczacılık ya da Columbia Üniversitesinde Fizyoterapi okumak arasında kalmışken, yazdığı ilk iki roman olan Splendid ve Dancing at Midnightın yayın evi tarafından basılacağı haberini alır. Eczacılık ya da tıp eğitimi almayı kenara koyup kitap yazmaya devam eder.