50 li yaşlarının başındaki eski futbolcu Joseph'ı ( Panenka futbolda lakabı) anlatan roman beni çok hüzünlendirdi. Stoner ve Adsız Sansız Bir Jude romanlarında yaşanan hayatlara ne kadar yazıklanmıştım. Bu kitaptaki yazıklanmam, çok parlak olabilecekken öylesine geçmiş bir hayatın apaçık anlatımıyla kat kat fazla oldu.
Yetenekli genç Joseph kasabanın futbol takımı ve odağı Seneca'da gelecek vaat eden iyi bir oyuncudur. Takımın bir üst lige çıkması için çok kritik bir maçta çok sevdiği antrenörünün verdiği görevi başaramaz. O an her şey durur. Her şet tersine çevrilir. Futbolu bırakır, hâlâ câzip teklifler aldığı halde reddeder, ailesinden, çevresinden uzaklaşır. Her türlü ağır işi yapar, o anın acısını, vicdan azabını unutmak için ne kadar ağır iş alsa o kadar iyidir. Bu tutumu kasabanın da ona karşı duruşuna yol açar. "Tek bir şeyden suçlu olan Panenka, en sonunda her şeyden suçlu hsle gelmişti" Hayatı büyük ve ağır bir vicdan azabı, pişmanlık, başarısızlık, yabancılaşma bulutudur sanki ve hepsinin ağırlığıyla 50 li yaşlarına kadar gelir. Küçükken uzaklaştığı kızı Marie Therese ve oğlu Arthur yanına taşınınca daha iyi bir baba ve büyükbaba olma isteğiyle yavaş yavaş hayatında yeni bir sayfa açar.
Bu arada hem kendisi hem de kızı Marie Therese geçmişleri ve kendileriyle yüzleşir ve hesaplaşırlar. Ben bu hesaplaşma anlarına bayıldım. O kadar sade ama o kadar çarpıcıydılar ki. Hem Joseph'ın, hem Marie Therese'ın hatta, Marie Therese'ın eski kocası ve yeni tanıştığı Esther'in geçmişleri hakkında konuşmaları içime işledi, duyguları olduğu gibi geçti bana. Bu konuda çevirmen Irem Uzunhasanoğulları'na teşekkür etmek lazım sanırım.
"aşk benim için istediğimde yere indirip kaldırabileceğim bir şey değil. Aşk bir karar değildir." s.170
"Başka birinin tarihini tekrar