Kitap üç ana bölüm, giriş ve sonsöz kısımlarından oluşmaktadır. Birinci bölümde şiddet, ikinci bölümde teknoloji, üçüncü bölümde ise adalet konusu işleniyor.
Kitap şu önemli soru ile başlıyor: Seçme şansı verselerdi, Danimarka'da mı yoksa Suriye'de mi doğmak isterdiniz? Bu soru da kitabın temelini oluşturup bu doğrultuda ilerleme sağlanır. Şimdi bu soruyu herkes kendine sorduğunda cevapların büyük çoğunluğunun Danimarka olacağı belli. Peki, niçin Suriye veya sorunlu ülkelerde değil de Danimarka'da doğmak veya yaşamak istenir? Yine bu soruyu genelleştirip, kitabı okuyan veya bu yazıyı okuyanlar çevrelerine sorduklarında hangi cevabı daha fazla alabilirler? Ben buna benzer bazı sorular sorduğumda -Ki bunlar içinde flamalı AKPliler de var- hep aynı cevabı aldım.
Kitabın giriş cümlesi bile bu kitabın okunması için yeterli. Politika önemlidir. Türkiye'de, "ben politikayı (biz genelde siyaset deriz. Şimdi birisi kalkıp efenim, onlar aynı anlama gelmez şöyle böyle farklar var diyebilir, ama konu dışı olduğu için pas geçiyorum) takip etmiyorum, ilgilenmiyorum, bana ne vb. kavramlarla politikayı kendilerine göre yok saymaya, ötekileştirmeye, görmemeye çalışsalar bile siyaset hayatın her alanında. Bundan kaçış yok. Bu politik kararlar ile mahalleler, ilçeler, iller, ülkeler yönetiliyor. Biri ya da birilerinin verdiği kararlar azınlığın, çoğunluğun veya toplumun tüm kesimlerini etkileyebiliyor. O yüzden de 'bana ne' demek birilerinin (dini, siyasi, ekonomik elitlerin) istediği cevap oluyor.
Toplumlar (özelde Batı Avrupa ya da eski kıta, Türkiye dahil) aynen Amerikan toplumu gibi sünepe haline getirilmeye çalışılıyor. Bu sayede, birtakım kişi veya şirketlerin istekleri daha kolay yapılabiliyor. Örneğin, son yıllarda ölüler yürüyor ya da yürüyen ölüler adıyla dizi veya filmlerle