Roboski - Gençler Öldü (Türkiye'deki Kürt Sorununun Temellerine Bir Gazetecilik Yolculuğu))

·
Okunma
·
Beğeni
·
685
Gösterim
Adı:
Roboski - Gençler Öldü
Alt başlık:
Türkiye'deki Kürt Sorununun Temellerine Bir Gazetecilik Yolculuğu)
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
263
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517242
Orijinal adı:
De Jongens Zijn Dood
Çeviri:
Nurşen Kaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Roboskî'de 28 Aralık 2011 akşamı daha çok gençlerden ve çocuklardan oluşan 34 kişi bombalanarak öldürüldü. Katliama yönelik eksiksiz ve adil bir soruşturma yürütüldüğüne dair ciddi şüpheler doğdu, siyasi ve askerî sorumlular bir türlü ortaya çıkarılamadı, olay âdeta unutulmaya bırakıldı. Yakınlarının mezarları başından ayrılmayan Roboskî halkı ise sadece "adalet" istiyor...

Fréderike Geerdink, gerçek bir araştırmacı gazetecilik örneği sunuyor Roboskî: Gençler Öldü'de: Olay yerinde aylarca kalarak ölenlerin yakınlarıyla, akrabalarıyla konuşuyor; uzmanlarla, akademisyenlerle ve Meclis Araştırma Komisyonu üyesi milletvekilleriyle görüşüyor; tarihi etraflıca ele alıyor. Türkiye'ye, Türklere ve Kürtlere dair tarafsız gözlem ve değerlendirmeleriyle, yaptığı mülakatlarla Geerdink, sadece Roboskî olayının değil Kürt sorununun, Türkiye'deki insan hakları meselesinin derinliklerine de inmeye çalışıyor: Cumartesi Anneleri, faili meçhuller, KCK davaları, anadilde eğitim, kaçakçılığa göz yumulması, PKK, ordu, siyasetin işleyişi, Barış Süreci…

Gerçeğin peşindeki bir gazeteciden, gerçeklerle yüzleşmekten korkmayanlar için sarsıcı bir kitap… (Tanıtım Bülteninden)
“Yazmasaydım alçak olacaktım biraz.”

Zaman gittikçe çoğalarak kendini tüketiyor, silik bir anı olarak bizi o sonsuz boşluğa fırlatıp çürümenin vaktini geciktiriyordu. Dahası anımsamanın ardında bıraktığı her çatlak gibi bizi dinginlikten uzaklaştırıyor ve bize mutlak bir acı veriyordu.

Ey insan soyunun sağırlığının tarihi! Bugün günlerden Roboski. Böyle günlerde ruhumun o kadar çok yaşlandığını hissederim ki, o vakit, sadece tek kişilik yeri kalmış bir köy mezarlığı kadar soğuk gelir bu dünya bana. Lakin kıblesi kalbi olanlar iyi bilir. İnsanı bir tek kendi vicdanının sesi sağır eder…

İktidar zenginleri sever, yoksullarla pek ilgilenmez. Kapitalist zihniyetin menfi mefhumunu idealleştirme arzusu içerisinde olanlar o sivri dişlerini geçirmiş, kemirirken zihinleri. Esirgemek zenginlerin, merhamet de fakirlerin kaderiydi şu hayatta. John Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanında geçen "Gidip şu lastiği çalarsanız, siz hırsız olursunuz; ama onlar patlamış bir lastik için sizin 4 dolarınızı alırken buna iyi ticaret diyorlar," sözü ilgilendirmezse bir iktidarı, mensubu olduğu bireyleri ise itaatsizlik yoluna başvurarak kendi çözümlerini getirirler.

İtaatsizlik özgürlüktür. Bunu bize cennetteki yasak meyveyi koparan ilk insan öğretti.

Hayatını idame ettirebilmek için ya Bahman Ghobadi’nin Sarhoş Atlar Zamanı filmi gibi ya da Tarık Dursun K.’nın Kurşun Ata Ata Biter (1983) romanı gibi katırlarla birlikte sınıra yakın yerlerde kaçakçılık yapar bazılarımız. Ölüm en çok onlara yakındır bu hayatta.

Bilmek çoğu zaman mutsuzluk getirir bir insana. Öleceğini bile bile yaşama fikrinin ürkünçlüğü darlandırır mesela insanı. Hem sonra zihninin sokaklarında kaybolmak korkutur. Varoluşunun sütunlarını yıkıp kendini bir enkazın altında en umutsuz bir baş ağrısıyla bulurken sonsuz bir döngünün kapılarını aralar, boşluğun soğuk koridorlarında gezinip hiçliğin tülünü örter üzerine. Adını koyamadığı bir keder öylece sızar damarlarından. Etten bir mermerin tedirginliği sarmalar durur ruhunu. Ve artık kelimeleri de yetişemez zamana. Her şeye geç kalır; ama bir tek ölüm erken gelir ona. Oysa zamansızlık değildir bu; çünkü hiçbir randevusuna geç kalmaz Azrail. Değil mi ki insanoğlunun en büyük keşfidir ölüm. Çok sonra anlar ki insan, gerçek geçmişi öngörmektir. Bilir ki insanı ölüm değil ölümsüzlük korkutur. Şüphesiz bunu en iyi, Homeros’un İlyada isimli mitolojik eserinde geçen Akhilleus bilirdi. İnsan dediğimiz çok fena: bazen bildiğini anlayamaz bazen de anladığını bilemez. Boşluğa sığamayıp daim örseler kendini.

Vaktiyle Katolik öğrenci gençliği önderlerinden birisi olan ve Latin Amerika’daki direnişi de simgeleyen papaz Frei Betto, polisler tarafından işkence görür. İşkence yapan polislerden biri, “Ateist komünistlerle ne işin var?” deyince, “ Benim için insanlar ateistler ve müminler diye ikiye ayrılmaz, ezenler ve ezilenler diye ikiye ayrılır,” diye karşılık verir Frei Betto.

İktidarlar erildir. Dayatma anlayışları vardır. Zamanla bu dayatmalar kendi halkını bombalamayı dahi meşru kılar.
"Devlet kendi şiddetine hukuk, bireyinkine ise suç adını verirdi."

Özne hatırlamak ve anımsamak isterken iktidarlar bunu unutturmak isterler. Boşluğu dövme çabasından başka bir şey değildir bu. Hakikatin üstünü örtmek, hakikatin kendisini yok etmez.

Hakikati sıradanlaştırarak, çözüme düğüm - ötekiye çalım atarak, öldürülmeleri olağanlaştırarak, yaşama hakkını itibarsızlaştırarak, umudu ipotek altına alarak ve en nihayetinde kalpleri mühürleyerek belleğin kapısına kilit vurmak ister her iktidar. Ama hangimiz açık sözle “Ne çıkar siz bizi anlamasanız da,” der Edip Cansever gibi.

Kürtçe de bir söz vardır: mar qula nas dike/ yılan deliğini tanır; ne eksik ne fazla:
Şuursuz ve kötücül iktidarlar, ölümler ve öldürülmeler karşısında utanç duymaktan uzaklaştırır özneyi. Lakin ölümlere ve öldürülmelere hiç de yabancı olmayan bir kavmin çocuklarıyız biz.

Bu dünya kendimizden saklanmak için pek müsait bir yer değil. Aslolan belki de günahkâr düşüncelerin gölgelerinin ağırlığı altında ezilirken bile yüce ruhların duyumsadığı o ıstırabı yaşayabilmektir.

Manayı imha etmeye çalışan bir iktidar, imha ettiği şeyin yeniden mana kazanabileceğini unutur. Tıpkı o Meksika sözü gibi: “Bizi gömmeye çalıştılar, fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.”

Ne iktidar kendisini oluşturan bireyden bağımsız ne de birey kendisinin temsil eden iktidara bağımlı düşünülebilir. Özne hiçbir zaman tarafsız olamaz.

Foucault, "Kurumların ve düzenin motoru savaştır," der.
Gerçek şu ki her devlet kendi savaşının hayalini kurar. Bundandır savaşlar dişildir, yeni devletler doğurur. Savaş her devleti kendi sınırlarının içine hapseder. "Kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, fakat bu onun uzun sürmesini engellemez."

Zaferi bir taraftan çok diğerine yakıştıran mekanizma faşizmdir. Faşizmin bir hayali yoktur. Olsa olsa bir ülkenin en milliyetçi insanı, ülkenin en ucundaki insan hapşırdığı zaman kendini nezle bulabilen insanı olabilir. Ötesi şövenizm.
Türkiye'deki kürt sorununu enine boyuna işleyen bir kitap.Uludere'ye giden gazeteci Frederike Geerdink katliamdan sağ kurtulmuş olanlara misafir oluyor ve görüşmeler yapıyor.Roboski katliamından çok özgürleşme çabası içindeki kürtlerin sorunlarını yazmış.
Hollandalı bir gazeteci. Objektif olarak olaya yaklaşmış ve özellikle köylüler ile diyalog haline girerek katliamın özüne inmiştir. İyi bir kitap.
Kendimi sınırlandırılmış, sessiz, güvensiz ve öylesine oturup bakınan ve bir katkısı olmayan biri gibi hissediyorum. Sanki ben bir biçim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Roboski - Gençler Öldü
Alt başlık:
Türkiye'deki Kürt Sorununun Temellerine Bir Gazetecilik Yolculuğu)
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
263
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517242
Orijinal adı:
De Jongens Zijn Dood
Çeviri:
Nurşen Kaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Roboskî'de 28 Aralık 2011 akşamı daha çok gençlerden ve çocuklardan oluşan 34 kişi bombalanarak öldürüldü. Katliama yönelik eksiksiz ve adil bir soruşturma yürütüldüğüne dair ciddi şüpheler doğdu, siyasi ve askerî sorumlular bir türlü ortaya çıkarılamadı, olay âdeta unutulmaya bırakıldı. Yakınlarının mezarları başından ayrılmayan Roboskî halkı ise sadece "adalet" istiyor...

Fréderike Geerdink, gerçek bir araştırmacı gazetecilik örneği sunuyor Roboskî: Gençler Öldü'de: Olay yerinde aylarca kalarak ölenlerin yakınlarıyla, akrabalarıyla konuşuyor; uzmanlarla, akademisyenlerle ve Meclis Araştırma Komisyonu üyesi milletvekilleriyle görüşüyor; tarihi etraflıca ele alıyor. Türkiye'ye, Türklere ve Kürtlere dair tarafsız gözlem ve değerlendirmeleriyle, yaptığı mülakatlarla Geerdink, sadece Roboskî olayının değil Kürt sorununun, Türkiye'deki insan hakları meselesinin derinliklerine de inmeye çalışıyor: Cumartesi Anneleri, faili meçhuller, KCK davaları, anadilde eğitim, kaçakçılığa göz yumulması, PKK, ordu, siyasetin işleyişi, Barış Süreci…

Gerçeğin peşindeki bir gazeteciden, gerçeklerle yüzleşmekten korkmayanlar için sarsıcı bir kitap… (Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 18 okur

  • İbrahim...
  • Betül
  • Mert Özdemir
  • Müzik&Kitap
  • Dilan
  • Sîyajîn
  • Melike65
  • Hasan Yıldırım
  • Delal
  • Hasanbaba Yildirim

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20 (1)
9
%40 (2)
8
%20 (1)
7
%0
6
%20 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0