Adı:
Rühan
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756444481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kubbealtı Neşriyat
Romanlarda ve hikayelerde kurgu, genellikle, ya; yazarın kendisini ön plana çıkararak, gözlemlediğini ve yaşamış gibi gösterdiği olayları kendi ağzından anlatmasıyla, ya, kahramanlarının yaşadıklarına şahit olmuş birinin tanıklığıyla ve kahramanların yaşadıklarının kendikerine gizli kalmış yanlarının da bu kişi tarafından açıklanmasıyla, ya dabütün olaylara şahit olan ve bunların arka planlarını da bilen adeta insan üstü bir kişinin kendi kişiliğine atıf yapmadan kişilik-dışı anlatımıyla gelişir.
208 syf.
·1 günde·9/10
İki sene önceydi sanırım, ilk okuduğumda içime oturmuştu ayrı yaşamaya mecbûr kalmaları... Yüreğe dokunan<<yüreği parçalayan>> bir yanı var bu hüzün yüklü hikâyenin... Kırılgan değil, çok güçlü bir aşk ve güçlü karakterler. Yine de bâzen çözümsüz oluyor bâzı şeyler, bâzen de çözümü olabilse de biz göremiyoruz başımıza gelen 'Kazâ' ya da 'Belâ'yı sorunsuz-en az zararla nasıl atlatabileceğimizin yolunu... İnsanların karşılıklı birbirlerini bu kadar çok sevmelerine rağmen çeşitli nedenlerle ayrı kalmaları insanın çok zoruna gidiyor!..
Ahmed Yüksel Bey'in uslûbuna gelince; çocukluğumuzda bizim evimizde de böyle konuşulurdu :) Eski İstanbul insanının konuşma tarzı. Bir beyefendi kendisi, İstanbul Beyefendisi. Rûhuna Fâtihâ...

Okuyucuya kitapla ilgili bir fikir vermesi açısından kitaptan bir bölüm aldım buraya, buyrun okuyalım arkadaşlar: :))

"-İster istemez merak ediyorum; benimle karşılaşmazdan önce gönlüne mûnis gelen hiçbir genç kız olmadı mı?
-Olmaz olur mu hiç. Galatasaray Lisesi'nde benden dört sınıf önümde bir arkadaşımın Avusturya Lisesinde okumakta olan kızkardeşi tam beş yıldır hayallerimi süslemekteydi. Aynı mahallenin çocuklarıyız Yazları Salacak Plajında her gün karşılaşırdık. Annesi de beni çok sever, çok takdir ederdi.
-Seni takdir edemeyen zâten ya aklından zoru olan biridir ya da nasipsizin tekidir. Pekiyi sonra ne oldu?
-Hattâ bir sene de kendisine özel ders verdimdi. Zarif, kibar, hanımefendi bir kızdı. Ancak zamanla mîzac farklılıklarımız ortaya çıktı. Bunlara bakarak ileride evlendiğimiz takdirde bu kızın benimle asla mes'ud olamayacağını anladım. O da zâten kendi mîzâcına daha uygun kimselerle ilgilenmeye başlamıştı. Sonunda bu kıza karşı taşımakta olduğum duygular benim için kaldırılması zor bir yük, bir azap oldu. Son iki yılım hep kuşkular ve ızdıraplar içinde geçti. Tâ ki, kursta ilk defâ, Fransızların "I'âme sa'ur" dedikleri küfüvüm, dengim, bana yakışan kimse olduğunu birdenbire bir ilhâm ile idrâk edip de o zamana kadar tatmamış olduğum "yıldırım aşkı"yla âşık olduğum seninle karşılaşıncaya kadar. O kız da, vermekte olduğu ızdırapta, ilkâ ettiği kuşkular da bir anda, evet bir anda zihnimden silindi gitti. Meğer "Çivi çiviyi söker" sözünde bir hakîkat payı varmış.
-Yâni şimdi sen bana ilk bakışta mı âşık oldun?
-Evet.
-Pekiyi, aksayan ayağımı görünce hiç tereddüt geçirmedin mi?
-Meğer yıldırım aşkı, sevilenin herşeyini bütünüyle kucaklayan, bütünüyle kabul eden, teferruatları izâle eden ve her şeye olumlu yönden bakan bir aşkmış. Kaldı ki, aksadığını zannettiğin ayağın senin kuvvetli şahsiyetinin o kadar önemli bir parçası ki. Ve bu senin o asil ve zarif görünüşüne, o mağrur bir kuğu gibi sekmeden süzülmene bilsen ne kadar büyük bir katkıda bulunuyor.
-Ah benim bir tânem! Ne kadar da herkesten farklı bir görüşe sahipsin! Bu bana ne büyük bir huzur veriyor, bir bilsen!"
Bunun içindir ki Hz. Peygamber (S. A. V.) ; 'El hayr-u fî mâ vaka' yâni; "Vukû bulanda hayır vardır." demiştir...
Ahmed Yüksel Özemre
Sayfa 149 - Kubbealtı Neşriyâtı
O da bitkindi. Yüzüme bakmaya cesâret etmeksizin: "Evet bir tânem; ama sen bana öylesine tutkundun ki ve ben de sana birdenbire öylesine tutuldum ki! Söyle! Şimdiye kadar yaptıklarımdan farklı ne yapabilirdim?"
Bu soru birdenbire aklımı başıma getirdi. Rûhan'ın bu yüzden kendisini suçlu görmesine tahammül ve müsaade edemezdim. Sandalyemi onun yanına çektim. Başını muhabbetle yüzüme doğru çevirdim, o güzel elâ gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Birden başını omuzuma dayadı. Elini tutup muhabbetle dudaklarıma götürdüm.
"-Bir tânem. Ne ben sana karşı şimdiye kadar ki davranışımdan farklı bir davranış sergileyebilirdim ve ne de sen bana karşı şimdiye kadar ki davranışından farklı bir davranış sergileyebilirdin. Bütün bunların Cenâb-ı Hakk'ın ezel Hükmüne uygun olarak vukû bulmakta olduğuna sen de benim kadar samimiyetle inanıyorsun. Rabb'imiz bize öylesine güzel, öylesine güçlü bir aşk yaşattı ve yaşatıyor ki buna lâyıkı vechile hamd etmemiz ve başımıza gelenlerden yüksünmememiz gerekir. Artık anladım. Kafama dank etti: bizim evlenmemiz mümkün değil. Ama unutma bir tânem! Bizi ayırsalar bile, bizi yaşadıklarımızın hâtırâsından kimse koparamaz ve bu aşkı da ne olursa olsun kimse söndüremez!" dedim. Rûhan: "-Yüksel'im hem kahroluyorum, hem de mes'ûdum. Bu ne biçim duygu Yâ Rabbî. Bir tânem sen bana Allah'ın ne büyük Lutfu oldun" dedi ve ...
Ahmed Yüksel Özemre
Sayfa 78 - Kubbealtı Neşriyâtı
İnsan ezelde Cenâb-ı Hakk'ın kendisine takdir ettiği rızıkdan fazlasına zâten sahip olamaz ki.
Ahmed Yüksel Özemre
Sayfa 65 - Kubbealtı
19.05 treniyle de Cambridge'e avdet ettik. Akşam yemeğinde son iki günümüzün muhâsebesini yaptıktan sonra çaylarımızı içerken aramızda şöyle bir konuşma geçti:
-Betül'üm; memnun musun?
-Allah râzı Olsun Vedat'ım! Nasıl memnun olmam? Sen hârikulâde ince düşünceli ve dürüst bir dostsun. Senin yanında kendimi hem emniyette hem de huzurlu hissediyorum.
-İnşâAllah hep böyle olursun bir tânem. Şu ya da bu şekilde kocalarını devamlı tenkid ve ithâm eden, zâhiren kendilerini huzursuz gösteren öyle kadınlar vardır ki boşandıklarında ya da kocaları öldüğünde aslında onca yıl kocalarının kendileri için nasıl bir emniyet ve huzur desteği sağlamış olduklarını birdenbire idrâk ederler. Ama, iş işten geçmiş olur. Çoğu sefer hoşgörü ve tahammülle karşılamaları gereken ve sebeplerini tahlil edemedikleri ya da vehimlerinin gözlerinde büyüttüğü birkaç husus yüzünden kendilerine de, kocalarına da (etraflarına da...) dünyâyı zehir etmiş olmakla kalırlar.
-Aman Rabb'im beni bu kâbil nankörlüklerden muhâfaza Etsin Vedat'ım!
-Bu davranış biçimlerini ille nankörlük diye vasıflandırmakta doğru olmaz. Bu, hastalıkların tevlîd ettiği mîzac değişikliklerinden de, ...
Ahmed Yüksel Özemre
Sayfa 148 - Kubbealtı Neşriyâtı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rühan
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756444481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kubbealtı Neşriyat
Romanlarda ve hikayelerde kurgu, genellikle, ya; yazarın kendisini ön plana çıkararak, gözlemlediğini ve yaşamış gibi gösterdiği olayları kendi ağzından anlatmasıyla, ya, kahramanlarının yaşadıklarına şahit olmuş birinin tanıklığıyla ve kahramanların yaşadıklarının kendikerine gizli kalmış yanlarının da bu kişi tarafından açıklanmasıyla, ya dabütün olaylara şahit olan ve bunların arka planlarını da bilen adeta insan üstü bir kişinin kendi kişiliğine atıf yapmadan kişilik-dışı anlatımıyla gelişir.

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Hulya
  • Hilmi Karaca
  • İmran Sütlübulak
  • Roseday
  • Elif
  • Betül Dokmeci
  • Ceyda
  • Beyza Özcan
  • Pol Gara-Yeşim Firûzan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%25 (1)
8
%0
7
%0
6
%25 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0