Sabah kalktım. Ezana daha var. Dün elimde olan Mim Kemal Öke'nin Aşkın Ekolojisi kitabını aradım. Bulamadım. Anladım okulda unutmuşum. Ne yapalım, biz de şurada okunma sırasını bekleyen bir diğer kitabı elimize alırız. Rüzgar Avı. Fatma Barbarosoğlu yazmış. Kitabın ilk sayfasını açtım, farklı bir kitapla karşı karşıya olduğumu anladım. Kahramanların hepsi kadın. Ve kadınlar kitapta az konuşuyorlar. Daha çok perdesiz olarak kahramanların iç seslerine yer veriyor yazar. Ama ne sesler bunlar. Dert edilmeyecek dertler, yüzüne gülse de içinden verip veriştirenler; kırılan, kalpten değerli kıymetli kâseler, ne marka giysiler, ne oldum delisiler. Gecenin bir yarısı kına gecesinde başörtüsü üzerinde ünlü markaların güneş gözlükleri. Görmemişin güneş gözlüğü olmuş babında. Ne markalar, ne etiketler. Nasıl oluyorsa bütün iç sesler bana çok tanıdık geliyor. Çünkü etiket ve marka düşkünü, üst perde bakışlı, dudak büzüşlü, müşfik, müberra, müstehzi gibi mü’lü kelimeler sıfatlı muhafazakar kadınları çoğu yerde hayatımda görüyorum. Belki parayı sonradan bulanlar. Bir kadın yazarın, hayatımızın her an bir yerlerinde olan kadınları bu derece ironik ve canlı anlatması bana ilginç geldi.
Asıl olarak kitap, iktidardaki kadının etiketler ve markalarla olan imtihanını anlatıyor. Yazar felsefe okumuş, sosyolojide doktora yapmış. Aldığı eğitime paralel olarak benim de içinde yer aldığım muhafazakâr toplumda gördüklerini çok canlı bir şekilde anlatıyor. Yazarın bundan önce iki kitabını daha okumuştum. O kitaplar da benim için oldukça güncel konular içeriyordu. Yakın zamanda yaşadıklarımı edebi eser olarak okuyor olmak benim için heyecan vericiydi. Kendinizi olayların bir tarafı olarak, kitabın bir yerlerine kahraman olarak yerleştiriyorsunuz. Keşke yakın tarihte yaşanılanlar, “öteki beriki”