Dinin getirdiği tesettür ve mahremiyet hükümleri sabit olsa da, şekil olarak sürekli değişime uğruyor ve bugün aslında tamamen zıt denebilecek derecede uç noktalarda yaşanıyor.
Açıkçası bu gelişmeler beni hem korkutuyor hem de gelecek adına endişelendiriyor...
"Örtünme'nin Tarihi; Türkiye'de Başörtü Yasakları; Moda'nın Tesettür'e Vurduğu Darbeler; Medya'nın Algı Operasyonları" gibi konularla ilgileniyorsanız eğer, bu kıymetli sosyolojik çalışmayı okumanızı tavsiye ederim.
Okumak için, yukarıdaki konulara ilgi ve az biraz tarih bilgisi avantajlı olur. Sosyolojik bir çalışma olduğu için hem dil hem de akıcılık olarak biraz ağır bir kitap. Güzel olan, bölümlerin ve konuların görsellerle desteklenmesi. Kitabı özellikle sakin kafayla okudum ve okurken kendime birçok not aldım (daha yakından araştırmak istediğim konular, kitap tavsiyeleri...)
Eleştirdiğim şeyler, çalışmanın benim için tam olarak bir sonuca bağlanmaması (misal geleceğe dair düşünceler ve beklentiler belirtilebilirdi) ve özellikle son bölümlerde konunun yazarın siyasi görüşünün etrafında dönmesiydi.
Genel itibariyle kadın - erkek veya tesettürlü - tesettürsüz fark etmeksizin herkesin okuyabileceği zengin ve derin bir çalışma.
Avrupa'da doğup büyümüş, "tesettür problemleriyle" Batı'da tanışmış ve bizzat yaşamış birisi olarak, büyüklerimden duyduğum Türkiye'deki başörtüsü olaylarını bir kitapta bulmak ve okurken birçok şeyi çocukluk yıllarımdan hatırlamak aynı zamanda beni hem üzdü hem sevindirdi...
Kitapta emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler!
Şov ve MahremFatma Barbarosoğlu · Profil Yayıncılık · 2013336 okunma
Çok güzel sosyolojik bir kitap. Tespitleri ve anlatım tarzı ile kitap insanı kendine bağlıyor.
Birçok güzel söz olmasına rağmen aklımda en çok kalan şuydu:
"İnsanlar kıyafetleriyle ağırlanır, fikirleriyle uğurlanır"
Şov ve MahremFatma Barbarosoğlu · Profil Yayıncılık · 2013336 okunma
Kitap üzerine söylenecek o kadar çok şey var ki..Türkiye'nin hiç bitmeyen ve bitmeyecek bir çatışma alanı "Tesettürlü kadınlar nasıl olmalı" sorusu.Tabi muhataplar bu soruyu kendi üstlerine vazife alınca cevapları da kendileri yanıtlıyor oysa ki tesettürün tanımı,tesettürün mahiyeti,önemi sadece Rabbi'mizin belirlediği sınırlar içerisinde.Onun dışındaki her şey tesettürsüzlüğü getiriyor.Toplumun bakış açısından bakılacak olursa her insan kadar farklı düşünce üretmek mümkün o yüzden eksen Rabbi'miz.Kuralı koyan Rabbi'miz,hükmü veren Rabbi'miz.İşte seküler zihnin anlamadığı anlayamadığı nokta da şu ki tesettür denildiğinde insanların fikirlerinin,düşüncelerinin,yaptıkları yorumların bir önemi yoktur.Önemli olan bu işin bir fıkhı boyutu vardır buna isteyen uyar istemeyen uymaz. Değerlendirecek tek merci de Rabb'dir.Şu durumda Türkiye'nin savrulduğu bu düzlem çok ilginç geliyor doğrusu.El sıkışma mevzusu,kadınların nasıl örtüp örtmeyeceklerine dair yorumlar,mahremiyet alanları bunları tartışmak bile Türkiye'nin geriye döndüğünün en temel göstergesi.Çünkü kabukla ilgilenip içi boş gören zihniyetlerdir insanlığı geriye iten..Avrupa'nin bile bazı açılardan mücadele ettiği kadın bedenini teşhir etme bir çağdaşlık ve aşağılık kompleksi üzerinde bir salınımda hâlâ..Bu kitaptan en iyi özümsediğim şey şu ki:Bu mücadele hiç bitmeyecek olmakla birlikte moda ve tesettür birarada bulunabilecek kavramlar değil.Tesettür modaya alet edilecek kadar ucuz ve değersiz değildir...Okunması gereken bir kitap,özellikle bugünün Türkiye'sini bile anlamak açısından önemli..
Şov ve MahremFatma Barbarosoğlu · Profil Yayıncılık · 2013336 okunma
Sosyolog Fatma hoca'nın kitabını okumak..
Kitabında şov ve mahrem iki farklı kavramdan bize postmodern dönemde şov'un mahremi nasıl esir aldığını dile getiriyor..Kitle kültürüne sıkışmış insan var olmanın yolunu fark edilme yerini aldığı günden beri görüntülere sığınıyor.. Dini\ahlaki normlar yerine tüketim kriterlerini dile getirerek artık 'sokaklar sahne, insanlar oyuncu' oyunu yazanların ise modacıların olduğunu vurguluyor.. Çağın çelişkilerini güzel bir anlatım ve örneklendirme farkıyla bizlere sunuyor..
Din Sosyolojisi alanında türban, türbanlı ve değişen ve gelişen türbanı bağlama şekilleri üzerine yazılmış bir kitap.Geniş çerçeveden objektif bir şekilde olaylar irdelenmeye çalışılmış. "Geleneksel" türbandan "modern tesettür modasına" dönüşmesini açıklamış yazar. Tabi açıklarken de liberalizm kapitalizm laiklik üzerine de atıflarda bulunmuş. Her dönemin siyasi söylemini de göz önünde bulundurmuş. Altı çizilesi cümleleriyle olunabilecek bir kitap.
#kitapyorum
#tavsiyekitap
#okudumbitti
Kitab adı: Şov ve Mahrem
Yazar: Fatma Barbarosoğlu
Yayınevi: Profil
Dini kimlik osmanlıda her zaman öndeydi. Cumhuriyet yönetiminde ise, dini kimliklerinden soyutlamak istediler insanları ve aslında ortaya kendi çıkardıkları laiklik! Dini çıktı. Bu minvalde, Osmanlının hoşgörüsü rafa kaldırılıp, özellikle islam dini üzerinden baskılar başladı insanlara ki, daha çok türban ve tesettür minvalinde bu baskı ağırlık kazandı. Kamusal alanda yasaklanan dini kimliği ön plana çıkaran kıyafetler, sosyal alanda da sosyalin tanrıları modacılar tarafından topa tutuldu. İslami kimliğin öne çıktığı tesettür kıyafeti daha çok 2000'li yıllar da eleştiri oklarını üzerine çekti.
Sağ kesimin iktidara gelmesi, kamusal alanda tesettürletiyle var olan bakan başbakan eşleri, her daim eleştiri oklarını üzerine çekti. Öyle ki, sadece başı açık olduğu için ne giyerse giysin şık sayılabilen insanların yanında, sadece başı kapalı olduğu için kıyafetleri rüküş görülen ve kendilerini modacı! diye addeden bir kaç kendini bilmezin yorumları, tesettürün onurunu zedelemese de insan denen varlığın içindeki cevherleri bir kenara bırakıp yanlızca giyimiyle varolduğunu düşünmesi, tesettürü de bir moda malzemesi haline getirmiştir.
Tesettürün bir şov malzemesi olmayacağı, moda denen illetin tesettür üzerinden hayata geçemeyeceğini anlatmış Fatma Hanım, Tesettürün dünü ve bugünüyle, laik kesimin yorumlarından alıntılarla, çok güzel noktalara temas etmiş.
Tavsiye olunur.
Şov ve MahremFatma Barbarosoğlu · Profil Yayıncılık · 2013336 okunma
Başörtülüler kimlerdir? Ne yerler, ne içerler, nerelerde gezerler? Sorularının cevabını arayan kesimseniz okuyup cevap bulabilirsiniz. Halihazırda bir başörtülü iseniz de davamızın nasıl şova dönüştüğünün cevabını yine bu kitapta bulabilirsiniz. Başörtülülerin verdiği mücadeleyi adım adım anlatırken aynı zamanda 90lar ve sonrasında sağ kesimin iktidara gelmesiyle birlikte nasıl şova dönüştüğünün özeleştirisini yapmamızı sağlıyor. Kendimi tutmasam bütün kitabın altını çizecektim. Son derece akıcı ve anlaşılır bir dili var. 15 yaş ve üstü rahatlıkla okuyabilir.
Fatma Hocamın kalemini bayılarak okuyorum.
Kitap basimi itibariyle 2000 li yılların başında yazılsa da öyle güzel vurgular vardı ki böyle adaletli sözlere hasret kaldığımı hissettirdi.
》Bir kereden bisi olmaz《
ya da
《 aman canım bunu yapsam ne olur ki》
Söylemlerinin günümüz tesettürunu ne hale getirdiğini anlatıyor kitap.
Tee o zamanlardan verilen tavizlerin ya da " ben daha modernim" ya da " ben de çağdaşim" yarışının başlangıç çizgisini anlatıyor.
Ahlaya vahlaya işte böyle böyle davamızı unutmamiza sebeb aşağılık psikolojilerinin üzerinde korkusuzca durmuş. Siyaseten elestilerini de hiç tereddütsüz yazıya dökmüş.
Yok artik diye diye okursunuz dicektim ki az önce Denizli'de bir kadının halk otobüsünde başörtülü bir kadına " ülkemde sizi istemiyoruz " çemkirmesini duyunca, sasirmayacaginizi düşündüm
Şov ve MahremFatma Barbarosoğlu · Profil Yayıncılık · 2013336 okunma
Kitap başörtüsü yasaklarının getirmiş olduğu atmosferi, o zamanın yasakçılarının zihniyetini ve iktidar ve halkın buna karşı tutumlarını anlatmakta. Kitabın basılma tarihi de 2006 yılı olunca çok fırtınalı zamanları barındırmakta haliyle kitap. Yazar hanımefendi ise bu fırtınayı gayet güzel bir şekilde kitabına yansıtmış. Benim düşündüğüm acaba kitap şimdi yazılmış olsaydı muhtevası nasıl olabilirdi kısmı. Bu kısmına da ben ufakça dokunuş yapmak istiyorum:
Evet başörtü mücadelesi artık kazanılmış oldu. Bu kadar mücadeleden sonra başörtülü kızlar üniversite sıralarında, başörtülü polisler karakolda, başörtülü askerler kışlada, başörtülü öğretmenler okulda derken her taraf başörtülü hanım kızlar doldu. Peki, gerçekten ana gayesi başörtülü birilerinin bir yerde memuriyet veya iş imkanı bulması mıydı bu davanın? Yani bu kadar basit miydi? Bu kadar basit olabilir miydi? Hadi diyelim o kadar basit olsun. Peki, başörtülü hanım kardeşlerimizin bu kadar erkek arasında okumaları ya da çalışmalarının cevazını onlar kimden aldılar? Burada da sınıfta kalıyoruz. Bazen diyorum ki "Acaba artık başörtülü hanım kızların İslam diye bir derdi yok" diye mi bize "Üniversiteye de memuriyete de girilebilir" diye izin verildi!? Bilemiyor, anlayamıyor, anlamlandıramıyorum bu durumu da. Şuraya da gelelim: Bizim başörtülü kızlarımızın sadece başlarını kapatma konusunda tamamları var da diğer İslam'ın emirlerinin hayatlarında yerleri neresi? Başı kapalı gayrısı açık, namazsız, feminist, sosyalist, ahlaksız hanım kızlarımıza ne olacak? (Mevzu kadınlar olması hasebiyle onları söyledik, yoksa erkekler de ak kaşık değillerdir.)
Söylenecek çok şey var ama Üstad Necip Fazıl herhalde şu sözüyle bu mevzuyu nihayetlendirebilir: "Ortada bir buz dağı vardı, üfleye üfleye erittik; ama şimdi geç geçebilirsen
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu (d. 1962, Afyon) Sosyoloji doktoru, hikayeci, roman yazarı. Yeni Şafak Gazetesi'nde köşe yazıları yazmaktadır.
Ortaöğrenimine, son yıla kadar, İstanbul'da devam etti, daha sonra 1980 yılında Afyon Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden 1984 yılında mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini, aynı bölümde "Türk-İslam Felsefesinde Tasavvufi Eğitimin Değerlendirilmesi" başlıklı bir tez hazırlayarak 1987 yılında tamamladı. İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Yapı-Sosyal Değişme Anabilim Dalı'nda "Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi" başlıklı teziyle sosyoloji doktoru oldu. Söz konusu tezi, "Moda ve Zihniyet" adı ile İz Yayıncılık tarafından 1995 yılında yayınlanmıştır.
Akademik çalışmalarının yanı sıra edebiyat ile de meşgul olmuştur, roman, hikaye ve deneme türünde birçok kitap kaleme almıştır.