Şahmeran benim Hemdem kitabımla beraber çıktı. Hatta kendi kitabımla beraber almıştım. O tarihten beri okumak için elimdeydi. Araya kendi kitabımla ilgili tanıtım çalışmaları girince, sadece Şahmeran değil, bütün bir okuma maceramda gerileme oldu. Gerileme derken bunu gerçek anlamda kullanıyorum. Çünkü okumadığınız her gün geriye düştüğünüz gündür. Değil ki biz, "İki günü eşit olan zarardadır." diye bir peygamberin ümmeti değil miyiz?
Şahmeran efsanesini hep duydum. Ama merakımı celbedecek bir şey yaşamamışım ki bugüne kadar konu hakkında cahil kalmışım. Adı üstünde efsane, yani başlangıcında gerçeklik bulunan, ama sonrasında anlatıla anlatıla, kuşaktan kuşağa geçerken, gerçekler değişime uğrayıp, gerçeküstü olaylara bürünmüş.
Efsanenin konusuna gelince, Camsab; papatya kokulu ninesi, hüzün gözlü annesiyle köyün en derme çatma kulübesinde yaşıyor. Nine kitapta önemli bir figür. Camsab’ı anlattıklarıyla ruhen besliyor. Dört ölü doğumdan sonra beşinci çocuk olarak kendisinin dünyaya geldiğini belirtiyor. Dördüncü çocuk da ölü doğunca baba bir müddet gizemli bir şekilde köyden uzaklaşmış. Aylar sonra döndüğünde babada garip haller gözleniyor. Artık bundan sonra çocuğu olacağından ümidini kesmiş ve hatta hayattan bu sebeple bıkmış eşini teselli ediyor: “Üzülme, çok güzel bir oğlumuz olacak.” Gerçekten de beşinci çocuk olarak Camsab doğuyor.
O zamanlar şeker nerede! Çocuklar ağzını tatlandıracaklarsa bunu ancak balla yapıyorlarmış. Camsab bu arada oduncu çırağı ya, balların yerini en iyi o biliyor. Çocukluk arkadaşları bal bulmak maksadıyla Camsab'ın rehberliğinde ormana ve bağlara gidiyorlarmış. Üstelik bal peşinde koşan sadece kendileri değilmiş. Bir de rakipleri olarak ayılar varmış. Ki bal kovanları da öyle ağaçların kolay yerlerinde değilmiş. Bala ulaşmak zor