Londra'da kaldığım sürede en çok eksikliğini hissettiğim şeylerden biri de etrafta kimi zaman telaşla kimi zaman miskince dolaşan kedileri göremiyor olmaktı. Bir gün parkta otururken bunu yanımda oturan yaşlı bir İngilize sordum. "Londra'da neden #kedi yok?" diye. Bir kaç dakika şaşkınlık yaşadı ve "bunu daha önce hiç düşünmedim sanırım barınakta olabilirler" dedi. Oysa ben kedilerin yokluğunu fazlasıyla hissetmiştim. #şarkkedisi kitabini okuyunca bunun nedenlerine ilişkin daha çok fikir edindim. Çünkü ben ingilizlerin aksine doğuluydum ve benim yaşadığım kültürde kedinin çok önemli bir yeri vardı. İşte kitabın tam olarak anlattığı seyde bu..Kediler, doğu cografyasinda çok fazla şey ifade ediyor çoğu zaman merhamet, çoğu zaman doga üstü güçler, bazen şeytan, bazen derviş... Kedi sevgisi imanın gücü ile iliskilendirilirken, bazende kibir ve nankörlük kodlaması Kedi üzerinden yapılıyor. Ancak kediye kötü davranmak her zaman kötü, günah ya da sakıncalı olarak tanımlanıyor. Bu kitapta Fas kökenli Heddawa cemaatinin kedilere mistik bazı anlamlar yükleyip kedileri bir nevi kefenleyip gömdukleri ve hatta bir kedi mezarlığı yaptıklarını da öğrenebilirsiniz. Kedi ile ilgili özellikle Türk, Arap ve Hindistan coğrafyasında öyle çok deyim ve atasözü var ki, kitapta topluca görünce şaşırmadım dersem yalan olur. Okurken kitapta olmayan bir sürü atasözü de aklıma geldi. Kediye gösterilen hürmet ve merakta İslamiyetin önemli bir rolü var özellikle ortacagin karanlık döneminde demon güçlerle anılan Kedi, sahabe Ebu Hureyre (kedicik babasi lakaplı) ve peygamberimiz Hz. Muhammed'in kediye olan şefkati nedeniyle nispeten çok daha sevimli karşılanıyor. Bunu farkeden Goethe, Doğu batı divanında su satırlara yer veriyor.
Ebu Hureyre"nin kediside burada/Mirlar, kuyruk sallar