Serdar Özkan ile ‘Kayıp Gül’ 2010lu yıllarda tanışmıştım. Ardından ‘Hayatın Işıkları Yanınca’ kitabını okuyup sevmiştim yazarı. Fakat ondan sonra- yanlış hatırlamıyorsam- çıkardığı Kayıp Gül 2 ile bağımı koparmıştım. Çünkü bana göre bir kitabın 2’si olamaz. Oluyorsa piyasa kitabı olmuş, çok beğenildiği için ve okurunu kaybetme korkusu güttüğü için yapılmış pazarlama kitabı gelir hep.
Gelelim Özkan ve kitaplarına;
Serdar Özkan naif bir romancıdır. Masalımsıdır. Fakat gerçekliği de kaybetmez. Kalbe odaklanır. Kalpteki ışığın hayata yansımasını genellikle ele alır. Bir de yurt dışında yaşadığı için romanlarında Amerika, Los Angeles ve Türkiye seyahatleri oluyor. Kahramanlarını gezdiriyor. Romanlarında genel çıkarım ise şudur: İnsan kendini bulmalı. Kayıp Gül’de de Hayatın Işıkları Yanınca da da gördüğüm bu oldu. Ve birazdan bahsedeceğim Sev romanında da bunu gördüm.
Gelelim Sev romanına;
Yıllar sonra raflarda tekrar bir Serdar Özkan kitabı görünce aldım. Kayıp Gül’de ‘İkiz kardeşini arayan Diana, Hayatın Işıkları Yanınca’da yunus balığı ile Ömer’in dostluğu, Sev romanında hangi Melis? Cevabını bulmaya çalışan karakter yapısı…
Melis, bir güzellik yarışmasına katılır. Herkes ve tüm sosyal medya Melis’in dünya güzeli olacağına emindir. Fakat ismi ilk üçte bile anons edilmez. Fakat buna Melis üzülmez. Çünkü aynaya baktığında 2 Melis’ten hangisi onu mutlu eder? Atalanta adını verdiği kindar, mutsuz Melis mi, yoksa gerçekten içinde sevgi temeli olan Melis mi? Melis, sevgi ışığında gider. İnsanların hayatına dokunabilecek izler bırakmaktır sevgi der. Modelllik teklifleri gelir reddeder, kalbi ona oyuncu ol der olur ama mutlu olmaz. Fakat pişman da değildir. Kalbin götürdüğü yolun pişmanlık olamayacağını söyler. İlk evliliğini yapar, bir yapımcıyla. Kızı olur. Eşi iki kez onu