Kitap okunup bitirildikten sonra bile etkisi ve sarsıcılığı canlı kalmakta. Felsefik araştırmalarını ve yeni bilgi, deneyim ve birikimleri sunuyor.
Bakunin, her olaya; ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal yapıların din ile ilişkisini ve her otoriteye yaklaşımını olağan dışı ve rasyonel temellere oturtuyor.
Tanrı-devlet-ekonomi ve sınıfsallık ilişkilerini derinlemesine irdeliyor.
Her bildiğimizi sarsıyor.
Kitap başucunda olmalı hep.
Tanrı ve DevletMihail Bakunin · Dorlion Yayınevi · 2022573 okunma
Okunması gereken muhteşem bir kitap, Bakunin ile ilk kez tanıştım. Birçok noktaya güzel değinmiş ve insanı istemsizce düşünmeye zorluyor bazen 1 sayfayı 3 kez okuduğum oldu.
İncelemeyi Öteki Yayınevi, 2016, Sinan Ergün çevirisi üzerine yapıyorum.
Kitabın girişindeki Ergün'e ait GÜNÜMÜZDE BAKUNİN'İ OKUMAK... adlı metinde de belirtildiği gibi eser oldukça eleştirel bir tavra sahip. Yine bu metinde Türkiye'deki siyasal hareketler içerisinde anarşizmin yerine değinir Ergün. Bakunin'in bu eseri için, ön bilgi adına adı geçen giriş metnini yetersiz ve özensiz buluyorum. Bakunin'e ait metinlerdeki kimi kasti cümleler için de dipnot eksikliğinin yine belirgin olduğu kanısındayım. Eserin adı Tanrı ve Devlet olmasına karşın Bakunin'e ait iki çalışmayı içerir, ötekisi de Marksizm, Özgürlük ve Devlet dir. Baskı yılı sırasıyla 1871 ve 1870-72
İçerik şöyle;
TANRI ve DEVLET
Birinci Bölüm
Kitabın ilk cümleleri şöyle; "Kim haklı? İdealistler mi materyalistler mi? Sorun bir kez bu şekilde konuldu mu, her türlü tereddüt imkansız hale gelir. Hiç kuşkusuz idealistler haksız, materyalistler haklıdır." Bakunin bu keskin, net görüşüyle Hristiyanlığı ilk günah bağlamında ele alarak insan gelişimini ketleyici özelliğini gösterir. İnsan gelişimi(bireysel ve kolektif) üç temel koşula bağlanır;insanın hayvansallığı, düşünme, eylem. Tanrı inancını insanlığın evrensel hatası olarak görür.
İkinci Bölüm
Bu dinsel, mistik inançları insan aklının sapışından çok, insanın çarpık varoluşunun darlığının, utancının içgüdüsel ve tutkulu protestosu olarak görür. Bilim, eğitim, kutsal idea, otorite gibi kavramların uygarlıklara yansıyışını tarihsel ve düşünsel kişiliklerle birlikte eleştirir. Teorik idealizm ve pratik materyalizm arasındaki köprüyü görünür kılmaya çalışır.
Üçüncü Bölüm
Metafizik ve teolojik kanıtların, bir saçmalığı bir ötekiyle kanıtladığını söyleyerek, bunu, onun temel özelliği olarak görür. Doktriner Deizmin doğuşunu, burjuvazi ve proleteryanın otorite
Avrupa Rönesans'ın aklın ön plana çıkması, kilisenin ahlaki çöküntü ve dünyevileşen otoritesi Tanrı'nın arkasına sığınarak insanlar zulüm etmesi...
Devleti Tanrı adına yünetmek en büyük istismardır...
Tanrı ve DevletMihail Bakunin · Öteki Yayınevi · 2016573 okunma
devlet yöneticilerin eline geçirdikleri güç ile tanrılaşmasını ,devlet imkanları ile lüks içinde yaşamalarını ,halklar arasındaki kültürel ve ekenomik farkları derinlemesine tahlil etmiş gerçekçi yönden ele almış. Mükemmel bir baş yapıt :)))
çok güzel bir kitaptı.devlet yöneticilerin eline geçirdikleri güç ile tanrılaşmasını ,devlet imkanları ile lüks içinde yaşamalarını ,halklar arasındaki kültürel ve ekenomik farkları çok güzel irdelemiş
"Bilgi ağacının meyvelerine dokunmak açık biçimde yasaklanmıştır. Böylece, kendini anlama yeteneğinden tümüyle mahrum kalacak insanın, ebediyen bir hayvan olarak kalması, ebedi tanrısı, yaratıcısı ve efendisi önünde hep dört ayak üzerinde sürünmesi istenmiştir. Ama bu noktada, şeytan, ebedi isyancı, dünyanın ilk özgür düşünürü ve kurtarıcısı sahneye çıkar. O, insanın kendi hayvani cehalet ve itaatinden utanmasını sağlar, onu kurtarır, itaatsizliğe ve bilginin meyvesini yemeye zorlayarak, alnına özgürlüğün ve insanlığın damgasını vurur."
Bakunin'in övgüsü, aklınızda canlanan iblis imgesinden ziyade, iblis 'in ilk kıyası ve akıl yürütmeyi yapan zeka ve itaatsizliğinedir. Nasıl ki ''Mülkiyet Hırsızlıktır'' sözünü ederek kast ettiği tek meselenin, ekonomik bir mülkiyet anlayışı olmayışı gibi.
'' Yıkmak, yaratıcı bir dürtüdür.'' sözünü ederek kast ettiği meselenin, bir çeşit tahrip etme yaklaşımı olmadığı gibi. Bakunin'in yıkmak ile yarattığı şey; ''İnsanın kendiliğidir!''
Yazının başındaki alıntı, Mihail Bakunin'in ''Tanrı ve Devlet'' kitabındandır. Bu kitap da pek âlâ daha önce paylaştığım kitaplar gibi keskin zihin dişleri gerektiren bir kitap. Benim bir süre baş ucu kitabım olmuştur. Beni derin sulara itmiştir.
Okumanız dileğiyle.. Yazıyı Bakunin'in çok önemsediğim bir sözü ile bitirmek istiyorum.
“Ekonomik eşitlik olmaksızın verilen politik eşitlik bir teranedir, bir sahtekarlıktır, bir yalandır; ve işçiler yalan istemiyorlar.”
"Aydınlanma klasiklerine" tanışıklığım olduğu için herhalde, çok boş bir kitap gibi geldi. Arka arkaya dizilmiş sloganlar gibi. Derinlik yok.
Konusu din olan hesabını tutamayacağım kadar çok kitap, dinin tanımını yapmıyor. Bu da onlardan biri. Bu durumda yazarın dinden ne anladığını varsaymak zorunda kalıyoruz. Çünkü din, akademisyenlerin objektif olarak saptadıkları üzere son yüz, iki yüz yılda anlamı en çok değişen sözcüklerden biridir. Hatta sosyal bilimcilerin kimisi açıkça, kimisi örtülü olarak itiraf eder ki dinin "her din" için geçerli bir tanımı bile yapılamamıştır. Bu durumda "dinleri" topluca yargılamak havanda su dövmektir. Her bir öğretiyi veya toplumsal birikimi ayrı ayrı yargılamak gerekir.
Yazarın Yahudi-Hristiyan kültürünün bir çocuğu olduğu bilgisiyle, isabetli bir okuma yapabilmek için başta Kitabımukaddes olmak üzere Yahudi-Hristiyan edebiyatıyla tanışık olmak gerekiyor. Dini ("dinleri") reddeden edebiyat da bu kültürün bir parçasıdır. Bu kitap bu edebiyat içinde ne öne çıkıyor, ne de geride kalıyor. Tipik bir "aydınlanma klasiği". Yani aklı önceleme iddiasında olan ama çoğunlukla açıklanmaya gerek duyulmamış kavramlar kullanılarak, kanıtlamaya gerek duyulmamış öncüllerden yapılan çıkarımlardan oluşan, akla hasret okurun hevesini kursağında bırakan bir başka örnek. Dini peşin olarak akılsızlığa denkliyor, sonra da dinden kurtulmanın akıllıca olduğunu söylüyor.
Tevrat'ta Yehova'nın başka tanrılara tapılmasını yasaklamasını onun kıskançlığına veriyor (daha doğrusu Tevrat'ın sunduğu bu gerekçeyi sorgulamıyor), böylece tanrı ve tapma kavramlarını hiç anlamadığını belli ediyor. Bugün sosyal bilimcilerin bile kimisinin terk ettiği "önce animizm vardı, sonra çoktanrıcılık, sonra tektanrıcılık" hipotezine inanıyor. Bu ezber insan doğasına aykırıdır. Doğaya
Tanrı ve DevletMihail Bakunin · Öteki Yayınevi · 2016573 okunma
Aslında kitabı günler öncesinde bitirdim ama birkaç kitabı aynı anda okuduğum için arada kaynamış. Bakunin ile tanışma kitabımdı. Ben kitabı beğendim. Eğer aklınız karışıksa daha sakin bir zaman diliminde okumanızı tavsiye ederim. Yazar birçok konuya gayet açıklayıcı ve ikna edici bir şekilde değinmiş. Kitabı okurken ister istemez düşünüyorsunuz... Okuyacaklara iyi okumalar dilerim.
Tanrı ve DevletMihail Bakunin · Öteki Yayınevi · 2016573 okunma
Bakunin, anarşist düşünürlerin ilk kuşak temsilcilerinden olup bu kitapta ilk aşamada iktidar(devlet) ve din arasındaki ilişkileri analiz etmiş daha sonra da bu bağlamda Marksizm'i değerlendirmiş. Çoğu yüzeysel değerlendirme Marksizm'i Sosyalizm olarak görmesine karşın, Sosyalizm büyük bir ırmaksa, Marksizm bunun bir koludur. Bakunin'in temsil ettiği anarşist görüş ise zaman zaman kendini Devrimci Sosyalistler diye ifade eden ve Marksizmden hedefte değilse de yöntem ve araçlarda oldukça farklılaşan bir hareket.
Her türlü otoriteyi dışlayan, proleteryanın kurtuluşunun yukarıdan aşağıya örgütlenen despotik devlet yapısıyla değil, bilinçlenen ve dayanışma içine giren ezilen sınıfların aşağıdan yukarıya oluşturacakları yapı ile sağlanacağını savunan Bakunin, tek devlette olacak bir devrimin aynı burjuva devletleri gibi despotik bir yapıya bürüneceğini ve diğer devletlerle mücadele zorunluluğunundan ötürü otoriterleşeceği, militarize olacağı ve ezilen kesimi ezmeye devam edecek yeni bir yapı oluşturacağını öngörüyor. Bu öngörüde ezilen ezilmeye devam edecek, yalnızca ezenlerin artık burjuvazi değil proleteryanın temsilcisi olduğunu iddia edenler olacaktır. Şahsi kanaatimce eleştirileri tarih önünde maalesef haklı çıkmıştır. Öte yandan müthiş tespitlere ve tarih önünde kanıtlanmış öngörülerine rağmen ortaya koyduğu ya da koyamadığı çözümün de gerçeklikle çok bağdaşmadığını düşündüm. Bununla birlikte incecik ama içerik olarak çok dolu olan kitabın mutlaka okunması gereken bir eser olduğu düşüncesindeyim.
Tanrı ve DevletMihail Bakunin · Öteki Yayınevi · 2016573 okunma
Mihail Aleksandroviç Bakunin (Rusça: Михаил Александрович Бакунин; 30 Mayıs [E.U. 18 Mayıs] 1814 – 1 Temmuz 1876), tanınmış bir Rus devrimci ve kolektivist anarşizm kuramcısıdır. Anarşist düşünürlerin ilk kuşağının temsilcilerindendir ve Anarşizmin babaları olarak anılan düşünürlerden biridir.
Bakunin, Moskova’nın Kuzeybatısı'nda, Torzok ve Kuvşinovo arasındaki Piramukhino köyündeki aristokrat bir ailenin çocuğudur. 14 yaşındayken Topçuluk Üniversitesinde askerî eğitim aldığı Sankt-Peterburg’a gitti. Eğitimi 1832 yılında tamamlandı ve Rusya İmparatorluk Muhafız Alayı’na düşük rütbeli bir subay olarak atandı ve Minsk’e, Gardinas’a, Litvanya’ya (artık Belarus) gönderildi. Babası Bakunin’in askerî veya sivil göreve devam etmesini istiyorduysa da, o 1835 yılında ikisini de terk ederek, felsefe okumayı umut ettiği Moskova’ya geçti.
Bakunin Moskova’da eski üniversitelilerden oluşan bir grupla arkadaşlık kurdu ve ardından sistematik bir idealist felsefe çalışmasına başladı. Özellikle de Schelling, Fichte ve Hegel’e yoğunlaştı. Başından beri o ve arkadaşları çalışmalarını, o dönem modern bilimin başkenti sayılan Berlin’e bir seyahat yaparak tamamlamak istiyorlardı. Bakunin’in âilesi bu yolculuğun masraflarını karşılamayı reddetti; ama sonunda yumuşadılar ve 1840 yılında yolculuğa çıktı.
O sıralar Bakunin’in plânı üniversitede profesör olmaktı (arkadaşlarının deyimiyle “doğruluğun râhibi”). Fakat daha sonra “Sol Hegelciler” adı verilen radikal öğrencilerle karşılaştı ve onlara katıldı. Berlin’deki sosyalist harekete dâhil oldu. Buradan Proudhon ve George Sand’le karşılaşacağı, Polonyalı sürgünlerin lideriyle tanıştırılacağı Paris’e geçti. Paris’ten İsviçre’ye seyahat etti. Burada bir süre kalarak sosyalist hareketlerde faâl olarak bulundu.
İsviçre’deyken, Bakunin Rusya hükûmeti tarafından Rusya’ya çağrıldı ve çağrıyı reddetmesi üzerine mallarına el konuldu. 1848 yılında Paris’e döndüğünde, Rusya’ya karşı ateşli bir saldırı başlattı ve bu Bakunin’in Fransa’dan sürülmesine neden oldu. 1848’in devrimci hareketleri kendisine demokratik bir kampanyaya katılma fırsatını verdi ve 1849 Mayısındaki Dresden ayaklanmasına katılması nedeniyle tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. Bununla birlikte idam hükmü ömür boyu hapse çevrildi ve Rus yetkililere teslim edildi. Hapsedildi ve 1855 yılında doğu Sibirya’ya gönderildi.
Bakunin Amur bölgesine gitmek için izin talep etti ve buradan kaçmayı başararak Japonya’ya, ardından da 1861 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nden İngiltere’ye geçti. Geri kalan yaşamını batı Avrupa’da, özellikle de İsviçre’de sürgünde geçirdi. 1869 yılında Sosyal Demokratik Birliği kurdu. Bununla birlikte Birinci Enternasyonal’in uluslararası bir organizasyon olduğu ve yalnızca ulusal organizasyonların üyeliğe kabûl edildiği bahanesiyle Bakunin’in kurduğu birlik Birinci Enternasyonal’e alınmadı. Oluşturulduğu yıl dağılan bu birliği oluşturan çeşitli gruplar daha sonra Enternasyonal’e ayrı ayrı katıldılar.
1870 yılında Bakunin Lyons’taki başarısız bir ayaklanmaya önderlik etti. Ayaklanma daha sonra Paris Komünü için örnek teşkil etti. Karl Marx ve Friedrich Engels daha sonra bu komünü onayladılar ve onu proletarya diktatörlüğünün bir örneği olarak tanımladılar; bununla birlikte Marx Lyons’taki ayaklanmanın erken ve maceracı bir ayaklanma olduğu görüşündeydi.[2] Çünkü başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Aynı zamanda da Bakunin'in önderliğinde olması böyle bir değerlendirmeyi getirebilirdi.
Bakunin’in 1872’deki Lahey Kongresi’nde Marx’ın üstün gelmesiyle Enternasyonal’den tasfiye edilmesi, Marksist düşüncenin devletin nihâî çözülmesinden önce kurulmasını öngördüğü işçi devleti görüşü ile Bakunin’in böyle bir ara basamağa gerek olmadığına dâir görüşü arasındaki uyuşmazlığın açık bir temsili oldu.[3] Marx’ın (dehâsını kabûl ederek) yaptığı sınıf çözümlemesini ve kapitalizme ilişkin öne sürdüğü ekonomik teorilerini kabûl etmekle birlikte, Devlet ve Otorite hakkındaki görüşlerini de son derece âciz, yetersiz buluyordu. Marx’ın küstah ve kibirli olduğunu ve yöntemlerinin komünist devrimi tehlikeye atacağını düşünüyordu. "Bakunin Yahudi kökenli olduğu için Marx’a saldırarak anti-semitist olduğunu da açığa vurdu" diyenler de vardır. Fakat ilginç olan Marx'ın redaktörlüğünü yaptığı Neue Rheinische Zeitung'da Bakunin'in Rus ajanı olduğunu iddia eden bir haberin ciddi imiş gibi yayınlanması ve Avrupa'da tüm burjuva basınının ve bunlara hâkim Yahudi kökenlilerin bu sözde haberi sık sık tekrarlamaları karşısında Bakunin anti-semitist sayılabilecek ifâdeler de kullanmıştır. Bu haber özellikle Marx'a çok yakın Utin (daha sonra Çar'dan özür dilemiş ve Rusya'da yaşamasına izin verilmiştir) tarafından sürekli gündemde tutulmuştur.
Bakunin 1873 yılında Lugano’da bir köşeye çekildi ve 13 Haziran 1876’da Bern’de öldü.