Bu kitap sizi ilk sayfadan rahatsız ediyor; ve bunu bir kusur olarak söylemiyorum.
Başlangıçta basit bir teknoloji eleştirisi gibi görünen metin, sayfalar ilerledikçe kaçınılmaz biçimde netleşiyor: aslında kendi yaşam biçimimizi mercek altına alıyor.
Üç evrenin hikayesi
Postman, teknoloji-toplum ilişkisini üç evreyle anlatıyor. Alet kullanan kültürlerde teknoloji, değerlere hizmet eder — bir çekiç çiviyi çakar, ama ahlaki soruların cevabını vermez. Teknokraside teknoloji daha güçlüdür, kültürle pazarlık halindedir; ama din, siyaset, gelenek hâlâ müzakere masasındadır. Teknopolide ise bu denge tamamen bozulur: teknoloji artık hakem konumuna geçmiştir. Neyin gerçek, neyin değerli, neyin rasyonel olduğuna o karar verir.
Bu sınıflandırma ilk bakışta akademik bir egzersiz gibi görünebilir. Ama her evreyi okurken kendimi sürekli "biz hangi aşamadayız?" diye sorguladığımı fark ettim. Cevap rahatsız edici derecede yakın.
Verimliliğin kökeni: Taylor'ın mirası
Postman, teknopolinin yükselişini Frederick Taylor'ın "bilimsel yönetim" anlayışına bağlıyor. Taylor, 19. yüzyılın sonunda fabrika işçilerinin her hareketini kronometreyle ölçerek verimliliği optimize etmişti. Postman'ın asıl iddiası ise bu mantığın fabrikada kalmadığı: zamanla okullara, hastanelere, ilişkilere, benliğe sızdı. "Verimlilik" kelimesi artık yalnızca üretimi değil, bir dünya görüşünü tanımlıyor.
Bu analizi okurken kendime baktım: sabahları görev listesi yapıyor, akşamları "verimli geçti mi?" diye sorguluyorum. Postman bu soruyu sormayı öğretmiyor; sormanın neden bu kadar doğal geldiğini açıklıyor.
Kurumların teslimiyeti
Kitabın beni en çok duraksatan kısmı buydu. Postman, tıbbın, hukukun, eğitimin ve dinin tekno-bürokrasiye otoritelerini nasıl devrettiğini tek tek
Bence her türden insanın okuması gereken bir eser. Harika bir düşünce fırtınası yaşamaktadır. Açıkçası daha önce olaylara hiç bu şekilde bakmamıştım özellikle de hayatımıza giren yeni kavramların, teknolojilerin, nesneler vb. gibi şeylerin bizden neler değiştirip götürdüklerini anlatan muazzam bir bakış açısı.
Sosyolojide doktora yapan bir arkadaşımın tavsiyesiyle okudum. Gerçekten beğendim. Özellikle son bölümdeki müfredat ve ders önerilerini not aldım. Eğitimcilere tavsiye ederim..
Neil Postman şu an'ı nasıl değerlendirirdi bilmiyorum.Tahlil edeceği pek çok mesele olacağı kesindi.Teknolojinin Kültür'ü nasıl yok ettiğini,manadan yoksun bir dünya düzeninin,eğitim sisteminin ve kültürün olduğu muhakkak ve bu sadece Amerika özelinde de değil.
Tavsiye ederim muhakkak okuyun.
Teknolojinin toplum hayatına etkisi. İlerleyen ve geleceğin teknolojisinden bahsediyor. Güzel ve akıcı kitap. Teknolojinin insanı esir alışını anlatıyor.
Teknolojiyle birlikte gelişen hayatımızın her evresinde, her bir noktasına giren radyasyonun; bizleri geliştirmesi gerekirken tembelleşmemizi göremediğimizi anlatan ve bu evre de sadece teknoloji üzerine olan olumlu yanları değil, insan hayatının ne denli etkilendiği konuların altını çizdiği, yeni dünya düzenine ayak uydurmak zorunda kalınan belki de yaşadığımız dünyamızın son çağına ışık tutan teknolojinin bizleri ne denli yerden yere vurduğunu gayet objektif bir dille tam anlamıyla yüzümüze vurmuş bir eser.
“Teknopoli bir tür kültürel AIDS'tir. / Teknopoli'de, aşkın bir amaca, anlama ve kültürel kaynaşmışlığa yer yoktur. / Teknopoli'nin geliştiği ortamda bilgi ve insan arasındaki bağ koparılır. / Teknopoli, teknolojinin tanrılaşmasından ibarettir: Kültür, salahiyeti teknolojide aramaktadır, doyumu teknolojide bulmaktadır ve teknolojiden emir almaktadır. / Teknopoli, bir otorite kaynağı aramaktadır ve bulduğu şey istatiksel nesnellik fikridir. / Teknopoli'de yaşayanların özelliklerinden biri, kullandıkları teknolojilerin kökenlerinden ve etkilerinden büyük ölçüde habersiz olmalarıdır. / Teknopoli'de kesin bilgi doğru bilgeye tercih edilmektedir. / Teknopoli'de birini "ahlâkçı" olarak adlandırmak hakarettir. / Teknopoli'de, önemli kültürel sembollerin değersizleştirilmesi işi reklamlar sayesinde gerçekleştirilmektedir. / Teknopoli'de, hayatlarımızı bilgiye erişme arayışıyla geçirmeye sevk ediliriz. "Ne için?" ve "Nereye kadar?"; bu sorulan sormak bize düşmez.
Teknopoli'ye karşı direnenler:
Sorulan soruları ve neden sorulduklarını bilmeden bir ankete ehemmiyet vermeyenlerdir; verimliliğin, insani ilişkilerin aşkın amacı olduğunu reddedenlerdir; aileye sadakâti ve aile onurunu ciddiye alanlardır; teknolojinin hünerlerini takdir eden, fakat teknolojik marifetlerin
Teknopoli, teknokrasiden farklı olarak, derin anlamlarını, kutsallarını, sembollerini ve yönünü kaybetmiş bir dünyada teknolojinin tüm araçlarına alternatif bir din misali tapınmakla şekillenen otoriterlermiş yeni bir düzeni işaret ediyor. Teknopoli, teknolojik icat/kurum/yöntem severliğin ulaştığı aşırılıkların ve içi boşalmışlığın bir tezahürü. Neilman'a göre "Neden teknoloji", sorusuna verdiğiniz yanıt, "daha verimli, daha etkili, daha hızlı biçimde bilgiye ulaşmak" ise teknopolinin bir kurbanısınız ve bir anlatının içerisine oturtulmamış, tarihsel dayanakları olmayan, bugüne dair ve yarın için bir vaadi bulunmayan bir anlamsızlığın üretimine katkı sunuyorsunuz. Ludistlik anlamında teknoloji karşıtlığına işaret etmeyen bir teknoloji eleştirisine dayanan Teknopoli kavramı, etrafımızdaki en temel ve kanıksanmış kurumların (aile/medya/okul/din) temel aksiyomlarını kökünden değiştiren ve temas ettiği her şeye başka anlamlar giydiren bir radikal dönüşümün de ismi aynı zamanda...Neil Postman'ın dili, retoriği, nüktedanlığı ve toplumsal eleştirelliğinin birleşimiyle ortaya çıkan müthiş bir çağdaş toplum iğnelemesi; eski ancak eskimeyen tespit, teşhis ve önerilerden oluşan bir tür "teknoloji, medya ve toplum" felsefesi okuması.
Son dönemlerde en çok beğendiğim yapıtlardan biri oldu. Teknolojinin bir adım sonrasında insanlığı nasıl bir dünya bekliyor'un gayet anlaşılır bir dille izahı...