İkinci Dünya Savaşı yılları. Sınırların ve ülkeler arasındaki anlaşmaların sürekli değiştiği; milyonların, sadece yaşamaya devam edebilmek için, evlerinden kaçarak bilmedikleri başka diyarlarda barınabilmeye çırpındıkları yıllar. Almanlar kuzey Fransa’yı işgal etmiş, İtalya ve İspanya Hitler ile kolkola çalışan faşist diktatörlerin yönetiminde. Az sayıda tarafsız kalabilen Avrupa ülkesi ve daha Nazi hücumuna uğramamış güney Fransa, bu faşist liderlerin hışmına uğramadan topraklarına akan mültecilerden bir an önce kurtulmaya bakıyor. Mülteciler için tek umut, Amerika kıtasındaki ülkelerden herhangi birine kapağı atmak. Hem varacakları ülkeden giriş vizesi, hem binecekleri geminin uğrayacağı limanlar için transit vizesi, hem de bulundukları ülkeden ayrılmak için çıkış vizesi almak zorundalar. Tüm bunları yaparken evrakları tamam, paraları hazır, sağlıkları yerinde olmalı.
Tabii şansları da olmalı, zira denizaltılarla ve mayınlarla sarılı okyanuslarda gemilerin hedefe varabilecekleri de meçhul.
Anna Seghers Yahudi asıllı bir Alman yazar. Hem Yahudi, hem de komünist parti üyesi olduğundan vatanından kaçmak zorunda kalıp önce Fransa’ya, Almanların ilerlemesi sonrası ise Marsilya üzerinden Meksika’ya kaçmak zorunda kalmış. Bu romanı da, Marsilya’da karşılaştığı mültecilik ve vize alma çilesi üzerine kurgulamış.
Otobiyografik ögeler de içeren bu romanın kahramanı, 1937 yılında bir Nazi toplama kampından kaçan Seidler. İnsan yığınları ile birlikte oradan oraya sürüklenerek sonunda Marsilya’ya ulaşmayı başaran Siedler’in amacı bu şehirde kalıp savaşın gidişatını beklemektir. Ancak şehir kendisi gibilere kapılarını, sadece gitmeyi taahhüt etmeleri şartı ile açar. Yolculuğu sırasında tesadüfen eline geçen belgelerle yazar Weidler’ın kimliğine bürünen, vize kuyruklarında