Varoluşun Psikiyatrisi

·
Okunma
·
Beğeni
·
41
Gösterim
Adı:
Varoluşun Psikiyatrisi
Baskı tarihi:
Ekim 1997
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757726699
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Vadi Yayınları
"Varoluşun Psikiyatrisi", açıklama-anlama kutupsallığının tıp ve psikiyatri için aşılmaya çalışılmasına büyük önem vermektedir.

Varoluşun Psikiyatrisi, insanı bir Dasein olarak kavrar ve böylelikle yorumsamacı felsefenin Heidegger'den kaynaklanan felsefi antropolojisini paylaşır. Varoluş kavramı bu felsefi antropolojiden gelmekte ve Dasein'in insandaki karşılığı olarak kullanılmaktadır yoksa varoluş kavramının humanistik ve varoluşçu gibi adlarla anılan psikoterapi ekolleriyle bir ilişkisi yoktur.
(Arka Kapak)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Ontoanalitik terapinin temel amacı, bireyin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla, etkili ve doyurucu bir ritmik kapasite içersinde yaşayabileceği açıklığı ve olanakları göstermeye çalışmaktır.
Otantik bir varoluş, doğaya, başkalarına ve kendisine açıktır; onları çatıştırmamaya, bir bütün içerisinde toparlamaya çalışır. Yani otantik bireyler, tüm bu ilişki düzeylerine açık
olmaları nedeniyle, kendilerinden herhangi bir şeyi gizlemeden, yaşamın önlerine serdiği olanakların çok daha farkında olarak seçimlerini yapan kimselerdir. Otantik bir varoluş, göstermek istemediğim yanlarım açığa çıkar gibi bir korku taşımadığından başkalarıyla ilişkilerinde, daha kendiliğinden ve daha özgürdür. Otantik ilişkilerde insanlar, birbirleriyle gerçekten bizzat o kimseler oldukları için ilgilenmektedirler ve bu ilişkilerde, işitilmek istenene değil de gerçek olanın söylenmesine ağırlık ve prim verildiği için,
ortaya çıkan güven de gerçek bir güven olmaktadır.
(Prochaska, 1984; M ay, 1958b).
Ölüm, zamanımızın; kazalar, gücümüzün; verilecek kararlarla ilgili kaygılar, bilgimizin; anlamsızlık tehdidi, değerlerimizin; yalıtılmışlık, eşduyumumuzun ve reddedilme olasılığı, diğer insanlar üzerindeki denetimimizin sonluluğunu yansıtmaktadır.
(Kişilik Teorisi)
Varoluşçu yaklaşım , olanca esnekliği
ve bütünleştirici gücüyle ve insanı derinlemesine kavramaya çalışan düşünce geleneğiyle daha avantajlı bir konum sergilemektedir. Varoluşçu terapist, hastayı ne biyolojik ne toplumsal ne de psikolojik yanlarına indirgeyecek ama tüm bu yaklaşımların depresyon tedavisindeki olumlu katkılarından yararlanarak hastasını önce depresyondan çıkarabilmek için uğraşacak; sonra da yine her psikoterapi ekolünün hastası için uygun bulduğu tekniklerinden faydalanarak hastasının otantisite yolunda ilerlemesini sağlayabilmek için çaba gösterecektir. Onun teorik önyargıları yoktur ama insanın ne olup ne olmadığı konusunda açık ve net bir fikir ve tavır sahibidir.
'Başkalarıyla-olan-varlık' yanımızı, tüm diğer yanlarımızın önüne geçirmeden, kendimizi başkalarına teslim etmeden dünya-içerisindeki-varlık'ımızı sürdürmemiz olanaklıdır. Fakat tarihin belli bir zamanında, belli bir yerde, belli bir genetik yapıda dünyaya gelmek gibi yaşam verilerimiz, özgürlüğümüzün gerçek sınırları olarak her zaman bizimledirler. Bu gerçeğin farkında olan varoluşçular, otantik olmak için yaşadığımız toplumdan aşkınlaşmak gerektiğini kabul ederler fakat bunun için mutlaka toplum -karşıtı olmamız gerekmediğini de söylerler. Ne kurallara bağlı olmak, ne de kuraldışı olmak varoluşçuların sorunu değildir. Önemli olan, yaşamımızdaki kuralları kimin koyduğudur. Bu nedenle varoluşçu terapistler, danışanın kendi yaşam kurallarını seçmede özgür olduğunu özellikle vurgularlar. Kimileri için, bazılarına daha hedonistik görünen bir yaşama tarzı otantik olabilir; kimileri ise dünyevi haz ve arzularından vazgeçerek kendi otantik yollarında yürüyebilirler. Bilincine varma ve seçim yapma süreçleri, kişi olgunlaştıkça, onun yaşamında öne geçerler; zaten özgürleşmenin anlamı da budur. Yoksa otantisiteden her kendiliğinden arzunun anında ifade edilmesi ve karşılanması gibi akıldışı bir tutum çıkarılmamalıdır. (Prochaska, 1984; Boss, 1963).
Varoluşçu yaklaşıma göre, terapötik içerikte yer alması gereken kişisel işlevsellik düzeylerinin dördüncüsü, bu üç çatışma alanının ötesinde yer alan, otantisitenin yaşama geçirilmesiyle yani yaşamdaki anlam, değerler ve ideallerle ilgilidir. Varoluşçular, yaşamın anlamını keşfetmeye çalışmakla değil, yaşamımızdan bir anlam yaratmaya çalışmakla uğraşırlar; yaşama nasıl cevap vereceğimiz sorusuyla değil, yaşamın bir soru olmadığı cevabıyla ilgilenirler. Varoluşumuzu anlamlı kılan şey, yanında yer almayı seçtiğimiz şeyden türeyecektir. Varoluşçu yaklaşıma göre, yaşamın da terapinin de ideali, varoluşuyla ilgili anlam ve değerler yaratacak şekilde seçimler
yaparak, otantik olmak şeklinde özetlenebilir. (Prochaska, 1984; Boss, 1963).
Varoluşçu terapist, hastayı ne biyolojik ne toplumsal ne de psikolojik yanlarına indirgeyecek ama tüm bu yaklaşımların depresyon tedavisindeki olumlu katkılarından yararlanarak hastasını önce depresyondan çıkarabilmek için uğraşacak; sonra da yine her psikoterapi ekolünün hastası için uygun bulduğu tekniklerinden faydalanarak hastasının otantisite yolunda ilerlemesini sağlayabilmek için çaba gösterecektir. Onun teorik önyargıları yoktur ama insanın ne olup ne olmadığı konusunda açık ve net bir fikir ve tavır sahibidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Varoluşun Psikiyatrisi
Baskı tarihi:
Ekim 1997
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757726699
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Vadi Yayınları
"Varoluşun Psikiyatrisi", açıklama-anlama kutupsallığının tıp ve psikiyatri için aşılmaya çalışılmasına büyük önem vermektedir.

Varoluşun Psikiyatrisi, insanı bir Dasein olarak kavrar ve böylelikle yorumsamacı felsefenin Heidegger'den kaynaklanan felsefi antropolojisini paylaşır. Varoluş kavramı bu felsefi antropolojiden gelmekte ve Dasein'in insandaki karşılığı olarak kullanılmaktadır yoksa varoluş kavramının humanistik ve varoluşçu gibi adlarla anılan psikoterapi ekolleriyle bir ilişkisi yoktur.
(Arka Kapak)

Kitap istatistikleri