Başlığa bakıp, sado-mazoşist ya da dominant-köle fantezileriyle dolu erotik bir roman zannetmeyin. Evet romanın erkek kahramanı Christian Grey gibi son derece yakışıklı, holding sahibi çok zengin bir iş adamı. Muhteşem bir evde oturuyor . Çok lüks bir arabaya biniyor . Giydiği takım elbiseler sanki İtalyan modacıların kişiye özel tasarımından ve yüksek kalite İngiliz kumaşlarından çıkmış gibi. Rolex saat takıyor. Gayet fit görünüyor. Çünkü düzenli spor yapıyor. Zenginler için olmazsa olmaz kredi kartı ödemesi gibi mutlaka aidatı ödenen ve haftasonları gidilen golf kulübüne üye. Nasıl da Türkiye’de izlenme rekorları kıran, yıllar sonra tekrar yayınlarının bile çok izlendiği zengin-yakışıklı adam, fakir-ezik kız dizileri gözümüzde canlandı değil mi? Ultra lüks ( tabii ki de Polat çiftinde olduğu gibi kara para aklama, dolandırıcılıkla elde edilen ve görgüsüzce kamuoyuna gösterilen bir lüks yaşam değil) ve mutlu, “pembe panjurlu evin bol estetikli Barbie ev hanımı olan” tiki kızların ve arabesk hayatından kurtulmak isteyen Kezbanların hayalini kurduğu mükemmel bir evlilik, bol filtreli instagram fenomenliği bir hayat!
Dizilerimizde gördüğümüz ve halka sürekli özendirilen hayat maalesef bu. Her türlü yasak ilişkinin de “zenginse olur o kadar” ön kabulünün de yapıldığı senaryolar.
Romana dönecek olursam; dışarıdan bakıldığında imrenilecek bir ihtişam ve mutluluk var. Kusursuz bir koca; öyle ki eşine tamamen sadık, kendi muhitlerinde diğer kadınların hasetinden deliye döndüğü çok yakışıklı bir adam bu Andrew.
Eşini niye hiç aldatmadığına, niye elaleme dedikodu malzemesi vermediğine de pek kızıyor “cemiyet” hayatı.
Peki gerçekte ya durum böyle değilse? Hemen aklınıza evin hizmetçisiyle yaşanan yasak bir aşk ve gayrimeşru çocuk hikayesi gelmesin. Kastettiğim bu değil.