Çok satan, çok ünlü olan, elden ele dolaşan, daha çıkmadan reklamlara düşen kitaplara karşı hep tepkili oldum; pazarlamacıların kurban aradıklarını ve ellerindeki ürünü allayıp pullayıp satmaya çalıştıklarını düşündüm. Bu metin, tüm o ‘çok satma kapasitesi olan bir kitabın, nasıl piyasaya sürüldüğünü, hangi aşamalardan geçtiğini’ bütün detaylarıyla anlattı.
Ama tek anlattığı ya da ana teması bu değildi: ün, ünlü olma isteği, hırs, kin, aşağılama, kibir gibi insana ait olumsuz duyguların, kitap dünyasındaki sonuçlarını, intihal/hırsızlıkları, iftiraları vs de okuduk, tanık olduk.
Arka planda ise Çin’in tarihinden vazı kesitleri, ırkçılık edebiyatını, ‘kim neyi yazar ya da yazamaz’ tartışmalarını, tarihsel ve ırksal konuları kimlerin yazmasının ‘hak’ olduğunu.. vb tartışmalarının içine çekildik.
Ben Kuang’ın ‘Babil’ini de okudum daha önce. Çok araştırmacı ve çalışkan bir yazar olduğu, külliyatının boyutundan ve kapasitesinden belli.. muhtemelen deşsem, araştırmada biraz daha derine gitsem, Kuang’ın başına gelmiş ya da içinden geçmiş bir süreç sonunda bu kitabın yazılmış olduğunu görürüm; kitap bu nedenle yazılmış gibi..
Çok iyi bir başlangıç yapıyor metin, elinizden bırakamıyorsunuz. Sonra durağanlaşıyor, tekrarlamaya, yinelemeye başlıyor, tam ‘ama yeter artık’ dediğinizde, yeni bir dönüşle yeniden hızlanıp sonlanıyor.. iyi bir kurgu. Ben beğendim.