Yılan Laurell K. Hamilton (Anita Blake Serisi #26)
Anita Blake serisinin bu kitabı, beni hem heyecanlandırdı hem de bazı kısımlarında düşündürdü. Olay örgüsü Edward’ın düğünü için gidilen tropik bir adada başlıyor. İlk bakışta Anita, Micah ve Nathaniel için “tatil havası” taşıyormuş gibi görünse de işlerin kısa sürede kanlı, karanlık ve kaotik bir hale geleceğini biliyoruz. Çünkü Anita nereye gitse bela peşini bırakmaz.
Buradaki en büyük tehdit, insanları yılan yığınlarına dönüştüren eski bir lanet. Micah’ın keşfettiği bu ürkütücü likantropi türü ve kaybolan kadınların sırrı hikâyeyi gerilimli kılıyor. Ama en can alıcı nokta, şüphelerin Nathaniel’in üzerinde yoğunlaşması. Nathaniel’in geçmişiyle bağlantılı bu durum Anita’yı hem sevgilisi için endişelenmeye hem de her şeyi göze alarak onu korumaya itiyor. Bu da Anita’nın en sevdiğim yönünü – sadakatini ve savaşçı doğasını – yeniden gözler önüne seriyor.
Kitabın ilk yarısında ağırlıklı olarak ilişki dinamiklerine, özellikle Anita, Micah ve Nathaniel üçgenine odaklanılmış. Çok eşlilik, ilişkilerdeki denge sorunları ve Anita’nın hem iş hem özel hayatı arasında gidip gelen karmaşası uzun uzun işlenmiş. Açıkçası bu kısımlar zaman zaman yorucu oldu. Serinin polisiye ve doğaüstü tarafını daha çok seven biri olarak ben de senin gibi “biraz daha aksiyon olsa” dedim.
Ama hikâye %60’tan sonra hızlanıyor. Kaybolan kadınlar, ortaya çıkan gizem, Anita’nın alışık olduğumuz polisiye aksiyonları ve korku öğeleri devreye girdiğinde kitap nefes kesici bir hal alıyor. Son bölümler gerçekten sürükleyici, tam anlamıyla serinin özüne dönüş gibi.
Anita’nın güçlü, cesur ve asla pes etmeyen tavrı.
Nathaniel’in geçmişiyle yüzleşmesi ve Anita’nın sevgilisi için her şeyi göze alması.
Ada atmosferinin gerilimi artırması.
Erotizm dozunun azalması,