Adı:
Zarafet
Alt başlık:
Audrey Hepburn'ün Hayatı
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
362
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054560073
Kitabın türü:
Çeviri:
Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Artemis Yayınları
"Bir tarafım belki hep çocuk kaldı. Ama bir yandan da, erkenden olgunlaştım. Çünkü genç yaşta acı ve korkuyla tanıştım..." dedi Audrey

"Nasıl yaşanacağını, kenarda durup izlemeden dünyanın nasıl hem içinde hem dışında olunacağını öğrendim. Bir daha asla ama asla hayattan kaçmayacağım. Aşktan da..."dedi Audrey

"Naif görünüşüne rağmen çelik gibidir." 
-Cary Grant-

"Audrey, artık kaybolan değerlerin kadınıydı. Zarafet, saygınlık ve terbiye... Tanrı, onu yanağından öpmüştü ve tam karşımızdaydı."
-Billy Wilder-

"Audrey Hepburn gibi görünmeyi düşlemeyen tek bir kadın bile yoktur."
-Hubert de Givenchy-

"Öylesine sıradışı bir çekiciliği vardı ki, herkes ona yakın olmak isterdi. Sanki kendisiyle dünya arasına camdan bir duvar örmüştü. Onu kolayca aşamazdınız. Bu onu fazlasıyla çekici kılardı."
-Stanley Donen-

"Doğuştan gelen bir albenisi vardı. Oysa çoğu insanın sadece kibar tavırları vardır."
-Alfred Lunt-
(Tanıtım Bülteninden)
Tanıdıkça fazla fazla sevdirdi kendini Audrey kendini.Okuduğum en güzel biyografilerden biri.Gerçekten zarafet.Birkaç anısı da gerçekten etkileyiciydi hala unutamadım.
Uzun zamandır biyografi okumuyordum; iyi geldi!..A.Hepburn’ün sadeliğinde saklı gizemi!.. Biyografi ve Hepburn sevenlere önerim :
ZARAFET

“ Beyaz çorap giymezsen arka planda kaybolur gidersin!..”
Audrey Hepburn çok sade, naif ve masum bir kadın.. İlham alınası bir güzelliği ve stili var.. Ona bakmaktan onunla ilgili haberleri okumaktan hiç sıkılmadım. Sonra gördüm ki hayatının yazıldığı bir kitabı var, kapağını kaldırmadan satın aldım. Kitabı eve getirdiğim ilk gün oturma odasında; görünür bir yere koydum ve gidip gelip baktım ona.. Okumak için elime aldığımda korktum daha ilk sayfalarından.. Öyle ansiklopedik bilgilerle başlıyor ki; yeniden eski yerine bıraktım.. Sonra dayanamayarak elime aldığımda bitirebilmem için bana bir ay gibi kısa(!) bir zaman gerekti. Çünkü kitapta kulağa yabancı öyle çok isim, öyle çok detay var ki tüm bunların içinde Audrey’e ulaşmak; onun hakkında birkaç şey okumak hayli zor. Tüm bunlara rağmen kitap bugün bitti. Özetlememi isterseniz yine başta kurduğum cümleleri kurabilirim, sade ve naif bir kadın olduğunu söyleyebilirim. Ha belki birde oynadığı film ve yönetmenleri sayabilirim, o kadar.. Hayatını merak ediyorum, ne olursa olsun okurum diyenler bir yana, tavsiyem dekoratif bir kitap olduğudur
''Uzun soluklu bir kontrat imzalamadan önce iyi düşün hayatım. Hayatta ki en harika şey özgürlüktür.'' Audrey Hepburn kitabın adıyla bütünleşen hayatı, hayranı iseniz okurken hiç bitmesin istersiniz.
Bir efsaneye göre Tanrı dünyayı yedi günde yaratmış. Kahvesini yudumlayıp, yarattığı güzelliği seyrederken ''Bundan daha güzel n'apabilirim ki?'' diye düşünmüş. Aklına dahiyane bir fikir gelmiş. Gece gündüz uğraşmış. Tam sekiz gün sonra gözlerini alamadan, yarattığı kusursuzluğa doğru bakarken aynen şöyle demiş: ''Ben Tanrı'yım ve ben bile daha güzelini yapamam.' Bu hafta ki kitabım güzel güzeli Audrey Hepburn'un hayat hikayesi ile başbaşayız
Audrey Hepburn’ü çok beğenirim. Çok güzel ve zarif bulurum. Onu anlatan kitaba verilebilecek en doğru isim de “Zarafet” olurdu.

Oyuncuyu görsel olarak çok beğenmeme rağmen fazla filmini izlemediğimi ve hayatı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimi kitabı okurken fark ettim. Bu nedenle kitap benim için ilginç bilgilerle doluydu. Mesela ünlü oyuncunun annesinin barones olduğunu bu kitaptan öğrendim. O prenses havası genlerinden geliyormuş demek ki :-)

Bütün dünyanın güzellik ikonlarından biri olarak gördüğü bir kadının kendini güzel bulmaması da bana çok ilginç geldi. Röportajlarından alınan cümleleri okurken oyuncunun ciddi bir özgüven sorunu olduğunu gördüm. Hatta bir yerde şöyle diyor:

“Kendimi asla güzel bulmadım. Biraz daha göğsüm olmasını tercih ederdim. Keşke omuzlarım bu kadar geniş, ayaklarım ve burnum bu kadar büyük olmasaydı.”

Bu kadar güzel bir kadının aşkta mutluluğu çok geç bulması insanı üzüyor. Atalarımızın dediği gibi sanırım güzellerin şansı olmuyor. Halbuki kendisi tam bir aşk kadınıymış. Oyunculukta hiçbir zaman hırsları olmamış. Hayatı boyunca en çok istediği şey mutlu bir evlilik ve birçok çocukmuş. İlk çocuğunu düşürdüğü zaman bir röportajında şöyle demiş: “Aklımı kaçırmaya en çok yaklaştığım andı.”

Kitapta çok fazla oyuncu, senarist, yapımcı, yönetmen vb. isim vardı. O dönemi, o dönemin isimleri bilinirse kitap daha zevkle okunacaktır.

Kitabın sonunda oyuncunun fotoğraflarından örnekler var. Bu bölümün kuşe kağıda basılması kitabın kalitesini artırmış.

Güzel olduğu kadar çevresine duyarlı ve yetenekli, 25 yaşında Oscar’a iki kere aday olup birini kazanmış, bu oyuncuyu yakından tanımak isteyenler için Zarafet mükemmel bir fırsat.

Dipnot: Tiffany’de Kahvaltı filminde, filmin uyarlandığı kitabın yazarı Truman Capote rol için Marilyn Monroe’u istemiş ama rolü Audrey Hepburn almış. Bence çok iyi olmuş. Siz ne dersiniz?

Detaylı yorumumu blogumdan okuyabilirsiniz: https://suleuzundere.blogspot.com/...d-spoto-zarafet.html
çok güzel bir kitap audrey hepburn,ün biyografisini okumak çok etkileyci herkesin bu güzel kitabı okuması gerek adeta kitapta bir iyilik meleğinin hikayesini okuyorsunuz yardıma muhtaç insanlara yardıma koşan bir kadının zarif ve duygusal hikayesi mükemmel ötesi
Roma tatili-tiffaniyle kahvaltı filmlerini seven klasik film tutkunlari bu kitabi kaçırmaz kacirmamali. Şahsen sophia loren ı okuyan ben bunu zevkle okuycam.çünkü sinemayi sinema yapan emekciler bunlar.doğal naif berrak güzellikler. Şimdiki zamandaki teknolojide imkanlarda malesef yaşayamadılar.alin okuyun zorluk neymiş sinema neymiş görün derim.
Kitapla ilgili en fazla not aldığım kısım film isimleri oldu. Ben hem biyografik hem otobiyografik eserleri çok seviyorum. Birini hayatını okumak bana çok güzel duygular yaşatıyor. Bu kitapta da karşımdaki tam bir zarafet timsaliydi. Okudukça kendimi kaptırdım. UNICEF bölümleri özellikle insanlara yaşam amacı sunması bakımından çok örnek alınası bir bölümdü. Bana film önerisi olarak çok şey kattı. En kısa zamanda bu filmleri izlemek istiyorum. Bakalım şuanki yoğunluk ve zaman ne gösterir.
“Yaşlanmak beni rahatsız etmiyor ama yalnızlık ediyor.” (50 yaşında aşkına karşılık bulamadığında)
Donald Spoto
Artemis Yayınları
Audrey için mesele basitti: "Yaşamak hayata birşeyler vermek demektir. Eğer bundan vazgeçersen yaşamının bir amacı kalmaz."
"Bir tarafım belki hep çocuk kaldı.
Ama bir yandan da, erkenden olgunlaştım.
Çünkü genç yaşta acı ve korkuyla tanıştım..." dedi Audrey.

"Nasıl yaşanacağını, kenarda durup izlemeden
dünyanın nasıl hem içinde hem dışında olunacağını öğrendim.
Bir daha asla ama asla hayattan kaçmayacağım.
Aşktan da..."dedi Audrey.
Donald Spoto
Artemis Yayınları - Audrey Hepburn’ün Hayatı
Akıllı, becerikli ve neşeli küçük kız, anne babasının giderek
artan kavgalarının farkına varmaya başladı. Akşamları yemek
masasına oturduklarında ortaya çıkan soğuk savaş Audrey’nin
aklını müthiş karıştırıyordu. Hatta evdeki ortam öyle gerginleşmişti
ki bazen gizlice ağlıyordu. Evet, gizlice. Çünkü başkalarının yanında
gözyaşı dökerse azar işitiyordu: “Çocukken bana dikkati kendine
çekmenin terbiyesizlik olduğu öğretildi.
İlgi çekmek için garip davranışlar sergilemek çok ayıptı.
Daima vaktinde gel, derdi annem. Ya da, önce başkalarını düşün.
Kendinden bahsetme. Sen ilginç değilsin. Önemli olan başkaları, derdi.”
Audrey annesiyle babası arasındaki gerginliği hissetse de tabii ki
evlilik sorunları asla çocuğun önünde konuşulmuyordu.

Belçika dengeli bir yerdi. Fakat 1929’da Amerikan ekonomisinin
çöküşüyle birlikte tüm dünya bir maddi krize girmişti. Brüksel’deki
seçmenler özlerinde muhafazakardı. Hükümet ülkedeki ve yurtdışındaki
(örneğin madencilikten büyük gelir getiren Kongo’da) ticareti düzene
sokmak için acil durum yetkileri almıştı. Radikallerin, devrimci
sosyalistlerin ve Alman etkisindeki ulusal toplumcuların iktidara
gelmesi yasaktı ama sayıları endişe verici boyutlara ulaşmıştı.

1934’te Brüksel’deki tüm resmi dairelerde faşistler vardı.
Üstelik kontrol altında değillerdi ve kesinlikle etkiliydiler.
Audrey babasının aşırı muhafazakar politik eğiliminden o sıralar
haberdar değildi. Joseph, faşist ideolojiyi giderek daha çok
benimsiyor, Naziler’in oluşturduğu politik topluluklara katılıyordu.

Aslında hem Joseph’in hem de Ella’nın, Audrey Hepburn’ü
hayatı boyunca utandıran önyargıları vardı.

1935 ilkbaharında Audrey’nin anne babası, Oswald Mosley
liderliğindeki İngiliz Faşist Birliği için adam ve para topluyordu.
26 Nisan’da Mosley’nin haftalık dergisi The Blackshirt’te Ella’nın
bir fotoğrafı ve kusursuz İngilizcesiyle, kocasının kaleminden
çıktığı belli olan yazısı vardı.

“Faşizmin çağrısını duyan ve zafer yolunu aydınlatan ışığı takip
eden bizler, bunca zamandır karanlıkta olduğumuzu anladık.
Nihayet kölelik zincirlerimizi kırdık ve özgürlük yoluna çıktık.
Sir Oswald Mosley’yi izleyen bizler onda gözünü dünyevi değil,
daha büyük amaçlara dikmiş bir lider bulduk. Onun idealizmi,
İngiltere’yi manevi yeniden doğuşun şafağına taşıyacak.”

Ella ve Joseph bu yazının yayımlanmasından on bir gün sonra
Münih’te Hitler’le öğle yemeği yedi. Yanlarında Mosley’nin en
yakın müttefikleri ve Mitford kız kardeşlerden üçü vardı.
Brüksel’e mayıs ortasında döndüler.
Audrey’nin yaş gününü kaçırmışlardı.
Donald Spoto
Artemis Yayınları - Audrey Hepburn’ün Hayatı
Audrey, İngiltere’deki okul hayatı için -1936 ile 1939 yılları arasında-
başta çok korktuğunu ama bağımsızlığını kazanması açısından iyi bir
deneyim olduğunu söylüyor: “Arkadaşlarımı ve öğretmenleri seviyordum
ama sınıfta öğrenme fikrinden asla hoşlanmadım. Kıpır kıpır bir çocuktum
ve saatlerce aynı yerde oturamıyordum. Tarih, mitoloji ve astronomi ilgimi
çekiyordu ama aritmetikten nefret ediyordum.
Okulun kendisiyse sıkıcıydı ve bittiğinde çok sevindim.”

Ama haftada bir gün Audrey’nin bayıldığı bir ders vardı.
Londralı bir bale eğitmeni kızlara dans dersi veriyordu.
Ella, Audrey’nin onuncu yaş gününde, 4 Mayıs 1939’da, okulu ziyaret etti.
Kızının dans gösterisine yetişmişti. Dansını bitirdiğinde öğretmeni ve
sınıf arkadaşları onu coşkuyla alkışlarken Audrey’nin yüzü ışıldıyordu.
Donald Spoto
Artemis Yayınları - Audrey Hepburn’ün Hayatı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zarafet
Alt başlık:
Audrey Hepburn'ün Hayatı
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
362
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054560073
Kitabın türü:
Çeviri:
Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Artemis Yayınları
"Bir tarafım belki hep çocuk kaldı. Ama bir yandan da, erkenden olgunlaştım. Çünkü genç yaşta acı ve korkuyla tanıştım..." dedi Audrey

"Nasıl yaşanacağını, kenarda durup izlemeden dünyanın nasıl hem içinde hem dışında olunacağını öğrendim. Bir daha asla ama asla hayattan kaçmayacağım. Aşktan da..."dedi Audrey

"Naif görünüşüne rağmen çelik gibidir." 
-Cary Grant-

"Audrey, artık kaybolan değerlerin kadınıydı. Zarafet, saygınlık ve terbiye... Tanrı, onu yanağından öpmüştü ve tam karşımızdaydı."
-Billy Wilder-

"Audrey Hepburn gibi görünmeyi düşlemeyen tek bir kadın bile yoktur."
-Hubert de Givenchy-

"Öylesine sıradışı bir çekiciliği vardı ki, herkes ona yakın olmak isterdi. Sanki kendisiyle dünya arasına camdan bir duvar örmüştü. Onu kolayca aşamazdınız. Bu onu fazlasıyla çekici kılardı."
-Stanley Donen-

"Doğuştan gelen bir albenisi vardı. Oysa çoğu insanın sadece kibar tavırları vardır."
-Alfred Lunt-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 44 okur

  • elif saatçi
  • Kübra Keskin
  • SpectrAudrey
  • D
  • Burcu
  • Damla Güleryüz
  • Büşra Yıldız
  • Melis T.
  • şule uzundere
  • Çağla Taşdemir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%5.6
18-24 Yaş
%22.2
25-34 Yaş
%38.9
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%11.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%5.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%82.4
Erkek
%17.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (3)
9
%11.1 (1)
8
%44.4 (4)
7
%11.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0