Bab-ı Esrar – Ahmet Ümit
“Bazı kitaplar insanı sarsmaz; yavaşça içinden geçer. Sessizce iz bırakır.”
Bu kitabı sadece okumadım.
Bazı sayfalarda gözlerim ilerledi, kalbim durdu.
Bazı cümlelerde bir olay değil, bir hal anlatıldı.
Ve ben ilk defa bir polisiye romanda, kendimle bu kadar derin karşılaştım.
Ahmet Ümit, yalnızca bir hikâye anlatmıyor.
Bir yangının peşine düşerken bizi Konya’nın arka sokaklarından Mevlânâ’nın dergâhına, oradan da kendi içimizin loş koridorlarına götürüyor.
Mevlânâ ve Şems’in o büyük sırrı anlatılmıyor aslında – hissettiriliyor.
Kitap ilerledikçe, içimde yıllardır sessizce duran sorular su yüzüne çıktı:
"Ben kimim?",
"Neye aitim?",
"Gerçekle gördüğüm aynı mı?"
ve en önemlisi:
"Sevgi ne zaman yakar?"
Yazarın dili incelikli, anlatımı güçlü ama en çok da ruhu diri.
Sayfalar bittiğinde ardımda bir hikâye kalmadı sadece…
Bir iz kaldı.
Bana ait. Sessiz, sade ama derin.
Ahmet Ümit Bab-ı Esrar, bir romandan çok daha fazlası.
Bir iç hesaplaşma.
Ve belki de affetmeye, sevmeye, bırakmaya dair yazılmış en şiirsel suskunluk
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
En iyi okumalarımdan biri oldu...
Bu cümleyle başlamamın sebebi kitabın ilk sayfadan beni içine alması ve sanki yaşananları hissettirmiş olması. Nedendir bilmiyorum sanırım annelik duygumdan dolayıdır kanım çekilerek okudum. Finalde de yok artık canım diyerek öyle bir tokatlıyor ki ortada bir yerde kalıyorsunuz öyle. Çok gerildim okurken. Ama bir insan kendini niye bu kadar b.ka bular anlamış değilim. Yazılanlar yüzünden hayatları değişen düğüm olan bir aile... Herkese tavsiye ederim ben bu kitabı. Çok akıcı zaman nasıl geçiyor sayfalar arasında anlamıyorsunuz bile. Colleen Hoover