Murakami den harika bir eser daha. üç kişi arasındaki aşk,cinsellik kurgusunda yunanistan a uzanan bir kayboluşun hikayesi. kaybolan rus kozmonot sputnik gibi kendinin varoluşunu bulmaya çalışan sumire, kaybolmuştur. roman yazmaya çalışan ama bir türlü yazamayan,sumire myu denen bir iş kadınına aşık olmuştur. Myu nun eşiyle kopukluğu, dönme dolaba binip orada unutulması ve oradaki ilginç hikaye çok etkileyiciydi. Murakami den okuduğum bu yedinci eser, yazarın metaforlarına, o gerçekle ruya arasındaki kurgularına oldukça aşina biri olarak yine çok zevk alarak okudum. Sadece sonu biraz muğlak kalmış, bay k ya gelen gece yarısı telefondan sonra bir tümden bir yok oluş, sonu açık veya yarım bırakılmışlık hissi veriyor. Aslında üç ayrı hikaye anlatılıyormuş gibi, sumire, myu, edebiyat öğretmeni bay k. hepsinin hayatlarına öğrencilik üniversite hayatlarından aile konularından kesitler veriyor. Cinselliği özgürce romanlarında yaşatan murakami bu kitabında da eşcinsel ilişkiyi kendine özgü kalemiyle tüm doğallıyla sermiş biz okurlarına. Myu nun Sumire ye iş bulması onun yazabilmesi adına motive etmesi, bay k nın sumire ye aşık olması ve sumire nin yunanistan a gitmesine sessiz kalışı, ona açılamaması ve daha sonra birden bire adada kaybolmasıyla Myu nun tek arayacağı kişinin o olması aslında Myu nun da sumirenin aynı zamanda kitabın tek erkek kahramanına aşık olduğunu bildiğini anlıyoruz.
Roman yazmak yaratıcılığı beslemek için kaybolmak mı gerekiyor?sorusunu getiriyor aklıma, kocaman bir boşluğa tüm önyargılardan uzakta ve yazdıklarının eleştirilmesinden duyulan korkuyu çekmemek için gitmek mi gerekli? Sadece kendi perspektifinden yazabilmek kendince yorumlamalarından utanmamak sebebiyle mi bu kaçış?Kim bilir belki de gereklidir bu kayboluş, insanın kendini bulabilmek için