Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Seni Sevmek
Sevginin tek dili varmış, tek dini… İnsan ne zaman yüreğinin sesine kulak verse, hangi dilden, hangi milletten olursa olsun aynı yanardağda kavruluyormuş aslında. Ben de öyleydim; sana bakarken hiçbir alfabe yetmedi, hiçbir kelime ağır gelmedi. Ne Türkçeden, ne Kürtçeden, ne de başka dillerden öteye geçebildim. Sana sadece kalbimin en sade hâliyle konuştum. Ben sana Kürtçeden öte kelime bitiktirmedim ki… Çünkü dilin değil, gönlün anlatsın istedim. Her bakışımda bir dağın doruğunu, her susuşumda bir nehrin derinliğini taşıdım sana. Seninle konuşurken harflere değil, gözlerinin içine muhtaçtım. Öyle ki, tek bir kelime bile söylemesem, bütün dillerden daha çok şey anlatabiliyordum sana. Bir gün anladım ki; sevgi, dillerin üstünde, sınırların ötesinde, kitapların yazamadığı, kalemlerin çizemediği bir gerçekmiş. Ne kadar kaçsam da, ne kadar saklasam da kalbim hep seni yazdı. Bazen bir stran gibi yanık, bazen bir dengbêj gibi sabırlı, bazen de sessiz bir dua gibi… Ve işte hikâyemiz: Ben kelimelerden bir ev yaptım, duvarlarını Kürtçe dizelerle ördüm, çatısını suskunlukla kapattım. Sen o evin içinde, en güzel misafirimdin. Ama bil ki, ben sana hiçbir zaman dilden ibaret sözler kurmadım. Benim bütün cümlelerim, bütün sessizliklerim, bütün yarım kalışlarım bir tek şeye dönüyordu: “Seni sevmek.” Çünkü sevginin dili yokmuş, dini yokmuş… Yüreği yanana tek bir kelime bile yetermiş.
Denge kurdî
Reklam
Yıllar sonra..
Yıllar sonra onu tekrar bulmuştum… Sanki zaman bana bir oyun oynamıştı, yıllarca aklımdan, kalbimden silmeye çalıştığım o eller yeniden karşımdaydı. Ne kadar uğraşsam da unutmamışım; meğer unutmak dediğimiz şey sadece kelimelerde varmış, yürekte yokmuş. Onu ilk gördüğümde kalbim öyle bir çarptı ki, bütün yılların aramıza koyduğu mesafeyi bir anlık bakışla yıktı geçti. O eller… O kadar tanıdıktı ki. Bir zamanlar bana umut, huzur, güven veren, yokluğunda içimi kavuran eller… Tam “artık bitti, artık geçmiş” dediğim anda yeniden dokunmak, yeniden hissetmek kaderin gizli bir oyunu gibiydi. İçimde anlatılamayan bir duygu, ne mutluluk tam olarak, ne de hüzün. İkisini bir arada taşıyan, kalbime ağır ama tatlı bir yük bırakan bir his. Yıllarca kendimi avutmuştum: “Unutacağım, alışacağım, zaman ilacı olacak…” Ama zaman bazen ilacı değil, sadece hatırlatmayı bilen bir yaraymış. Onun ellerine tekrar dokununca anladım ki, bütün o sözler, bütün o yeminler sadece kendimi kandırmakmış. Çünkü kalbim onunla çarpmayı öğrenmişti, onsuz susmayı bile beceremiyordu. O an düşündüm: Belki de unutmak hiçbir zaman bana yazılmadı. Belki de hayat, ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, bir gün o anı tekrar yaşatmak için saklı tutmuş. Şimdi yeniden ellerini tutuyorum ve içimdeki derin hisin adını hâlâ koyamıyorum. Sevda mı, özlem mi, yoksa kaybetmekten korkan bir kalbin titremesi mi… Bilmiyorum. Tek bildiğim şey, yıllar sonra bile onun dokunuşunun beni baştan yazdığıydı. İşte bu yüzden bazen insan kaderle inatlaşamaz. Tam unuttum dersin, tam bitti sanırsın; ama kader gelir, seni en zayıf yerinden yakalar. Benim en zayıf yanım da onun elleriydi… Ve yıllar sonra, o elleri tekrar tutmak varmış. Rezan Farqîn
Aşk ve Ayrılık
Hiç eğilmedim
Kolumuza çok paslı kelepçe vurdular ama bilsinler: pas ne ruhumu kararttı ne onurumun rengini soldurdu. Kaç gece yıldızlara el açıp adalet istediysem de diz çökmeyi bilmedim; çünkü benim boynumda eğilecek tek şey yalnızca hak, gölgesi bile olmayanların önünde eğilmedim. Sarayların tahtları altınla kaplı olabilir, ama onlara hizmet eden dillerde doğru sözcüklerin kıymeti yoktur; ben harama yanaşmam, rüşvete boyun eğmem, hiç bir kralın gölgesinde küçülmem. Zincirler ses çıkarır, ama o ses benim inancımın marşıdır; her çarpışta daha da güçlenen bir ruhun yankısıdır. Onlar tacını gösterip korku ekerken ben onlara gerçek cesaretin ne olduğunu öğrettim — onlardan beklediğim saygı değil, adalet ve dürüstlüktü. Kemerlerine güvenenlerin ezgileri yalnızca rüzgârda kaybolur; benim adım ise alın terinde, helal lokmada ve dimdik duruşta yazılıdır. Eğer birine laf sokulacaksa, sözüm paslı kelepçelere değil, iki yüzlü kralların maskelerine gidecek: Namusla yaşa, onursuz kazançtan kork; ben eğilmem, çünkü köküm özgürlükten beslenir.
YILMAZ GÜNEY SÖZLERİ
Zamana Bıraktım
Umutsuzluğu ihraç etmiş nice ülkenin, yorgun sokaklarında bıraktım seni; kendi içine kapanmış, yankısı bile unutulmuş bir hikâyenin hüzün dolu tetiğini çoktan çektim. Şimdi sen, karanlığın en dibinde çırpınırken, ben bile sana acımıyorum; çünkü benden de betersin artık. Yüreğinin küllerinde bile bir kıvılcım kalmamış, gözlerinde direnişin izi silinmiş. Bir zamanlar umutla baktığın ufuklar şimdi sana bile sırtını dönmüş. Anladım ki sen, sadece kendini değil; seni seveni de öldürdün. İşte bu yüzden, benden beter bir hiçliksin; ne geçmişe ait, ne geleceğe… sadece kendi yokluğunun sessizliğine zincirlenmiş bir mahkûmsun. Rezan Farqîn
Aşk ve Ayrılık
AMED
Her çiqas tenê têlek porê min bimîne jî, min li AMEDÊ veşêrin. 🥀🥀
Denge kurdî
Reklam