Osmanlılar, öteden beri önemli şehirlerde pâdişahın otoritesini yürütmek, şehri ve yerel düzeni korumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500-600 kişi) yerleştirirlerdi. Yeniçeri gibi kapıkulu süvarileri de ülkede yayılmış bulundukları için, bunların başında her bölgede kethüdayeri adı verilen bir komutan bulunurdu. Bunlar, oradaki beylerbeyine veya sancak beyine bağlı değildi. Padişah kulu olarak onların birçok mâlî, kazaî ayrıcalıkları vardı. Kanunî döneminde şehzâde ayaklanmalarından sonra yeniçeri ve sipahiler, özellikle Anadolu şehirlerinde daha çok yayıldılar. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli askerî gruplar, aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başladılar. İşte birçok şehirde bu kapıkulu kumandanları, yerli âyân ve ulema ile birleşerek o yerde gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk, serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları unvan ve ayrıcalıklarla bu özerkliği meşrû ve kanûnî bir hale getirdiler. Yeniçeriler, Kuzey-Afrika vilayetleri, Bagdad gibi uzak eyâletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. Bosna gibi sınır vilâyetlerinde eski zaimler, kapetanlar âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için sultanın şehre vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgelerinden yararlandılar. Aynı zamanda, Anadolu ve Rumeli'nin birçok şehrinde yeniçeri ve sipahi başbuğları, iltizam ve mukataʻalar satın aldılar veya zorbalıkla kudretli âyân durumuna geldiler. 18. yüzyılda bu gibi bölgelerde onların, yerel egemenliği ellerinde tutan gerçek hânedânlar (meselâ, Batı Anadolu'da Karaosman oğulları) kurduklarını biliyoruz. Hatta bazıları, halkı arkalarına alarak Bâb-ı âlî'yi, paşalık ve vezirlik unvanları ile valilik vermeye dahi zorladılar. Âyân,
Sayfa 336 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
"Başlangıçta boşluk ve şekilsiz toprak vardı ve karanlık iyiden iyiye çökmüştü her şeyin üzerine. Derken genç komutanın ruhu suların üzerinde yürüdü. Ve komutan dedi : Haydi ışık olsun .Ve her yer ışıkla doldu .Ve komutan bunun güzel olduğunu görünce, Davay ,davay ,dedi ".
"Komutanım, hatırlıyorsunuz o görevi, değil mi? Timur Komutan'ım kadının kulağına ne söylediyse tek seferde arkaya çekmişti. Ne andı be! Hepimizin ağzı açık kalmıştı."
Masanın da ağzı açık kaldı.
Gülüşüm devam ederken kaşlarım ağır ağır havalandı. "Öyle mi?" dedim büyük bir sakinlikle.
"Zülküf, susmalısın," diyen Timur'un sakinlik dolu tehditkar sesiydi.
Tebessümüm devam ediyordu. "Bana her şeyi anlattığını sanırdım ama anlaşılan atladığı detaylar var. Bunları sizden duymak, onu bir de sizin dilinizden tanımak benim için çok kıymetli. Hepsini anlatın lütfen. Rica ediyorum, susturmayın Zülfikar'ı. Devam eder misin?"
Zülfikar bir şeylerin ters gittiğini anlamış olmalı ki durgunlaşmış, gülen yüzü solmuştu. "Bir bok yedim, değil mi?" dedi masum masum. "Yenge çok uzun ve ciddi konuştu. Hani şu an Timur Komutan'ımdan çok ondan korktum. Kesin bir bok yedim, değil mi?"
Gülüşüm bıçak değmiş gibi kesildi.
"Ahu yenge, tam olarak Timur Komutan'ımda ne buldunuz?"
"Adam, Ahuzar için tüm İstanbul'u ayağa kaldırdı. Kanpusu adını her yere kazıdı," diyen masanın ucundaki Cengiz'di. "Sizin tim arkadaşınız. Onu daha iyi tanıyor olmanız lazım. Bu da soru mu şimdi?"
"Valla ben tanımamışım." dedi Barbaros anında, "Yeminler olsun, yıllarca sırt sırta silah tuttuk ama ben bu adamı tanımamışım. Ağzını açıp, ettiği iki kelamdan biri küfürken bu adam nasıl evlendi, oğlum?" Yanındaki Zülfikar'a dönmüş, isyanını ona dökmüştü. "Bu nasıl mümkün olabilir? Adam konuşmuyordu, lan?"
Zülfikar aynı isyanları duymaktan bıkmış gibiydi.
"La, oğlum, bu adamın bu seviyeye gelebilmesi için konuşması lazım." diye isyanını sürdürdü Barbaros. "Konuşmadan böyle olunur mu lan?"
Timur ne denli sessiz kaldıysa hiçbiri şaşkınlığını atamıyordu. En çok da Barbaros.
"Konuşuyor ki," dedim.
Bu defa hepsi şaşkındı. "Ne konuşuyor?" dedi Süleyman.
"Misal?" dedi Aybüke.
"Ay, ben de merak ettim," diyen Gökçen'di. "Azıcık anlat, lütfen."
Murathan hep bu anı beklemiş gibi keyifle baklava yiyordu. Yusuf Ali, Timur'un kinini anladığından olsa gerek bu sefer onun göğsüne tünemiş, bir eliyle amcasının yanağını okşayarak, yatıştırmaya çalışırken diğer eliyle gizliden Güneş'in elbisesinin uçlarıyla oynuyordu.
"Lan, Tönge," diye keyifle bağırdı Doruk. "Adamlara ne yaşattın? Hepsi şaşkınlık içinde."
Mukbil kendince bir çıkarım yapmıştı. "Dostum, adam ekip lideri olana kadar bizi bile ciddiye alıp konuşmadı. Hepimiz bize emir versin diye peşine koştuk. Kendi ekibine on katını yaptığına eminim. Sence şaşırmaları normal değil mi?"
Tim üyeleri daha çok şaşırdı. "Ekip lideri mi?" dedi hepsi aynı anda.
Bunu bireysel olarak en net şekilde dile getiren Aliş oldu. "Kim? Timur Komutan'ım mı ekip lideriydi?"
Kızılgerdan ekibi
Tüm zamanlanmda kalbimin tek sahibisin Öğretmen Hanım,’
deyip sıcacık dudaklarını alnıma bastırdığında, “Arayıp durduğum
yuvamsm Komutan,” dedim iç çekerek.