İşte bu yüzdendir ki akıllı bir hükümdarla erdemli bir komutan, üstün zekâlı kişileri casus yaparlarsa mutlaka büyük başarılar elde ederler. Asker kullanmanın esası budur, ordunun her hamlesi buna bağlıdır.
Hükümdar bir anlık öfke yüzünden savaş başlatmamalı, komutan da bir anlık kızgınlık yüzünden savaşa girmemelidir. Sadece yararı varsa harekete geç, yararı yoksa olduğun yerde dur. Öfke yeniden neşeye, kızgınlık yeniden mutluluğa dönüşebilir ama yok olmuş bir ülke yeniden var olamaz, ölen yeniden dirilemez.
Bilge bir hükümdar ne yapacağı konusunda düşünüp taşınır, iyi bir komutan da bunun üzerine bir şeyler koymak için çalışır, yararı yoksa harekete geçme, bir şey elde edilemeyecekse askerleri kullanma, tehlikede değilsen savaşma.
İşte bu yüzdendir ki savaş sanatında kural düşmanın on katıysan etrafını kuşatmak, beş katıysan saldırmak, iki katıysan ikiye ayrılıp iki koldan saldırmak, düşmana denksen çarpışmaya girmek, düşmandan sayıca azsan savaşmaktan kaçınmak, gücün düşmandan zayıfsa kaçmaktır. İşte bu yüzdendir ki savaşmaya inatla devam eden küçük ordu, büyük ordunun esiri olur.
İşte bu yüzdendir ki komutan, ülkenin dayanağıdır. Dayanak sağlamsa ülke güçlü, dayanak güçsüzse ülke de zayıf olur.
İşte bu yüzdendir ki iyi bir komutan düşmana savaşmadan boyun eğdirir; bir şehri kuşatmadan fetheder; düşman devleti savaşın süresini uzatmadan alaşağı eder.
Hz. Muhammed (Sav), aradan geçen birkaç yıl içinde Orta ve Güney arabistan'ın yanı sıra zengin yemen ülkesininin bütün kabilelerini de kendi imparatorluğunun içine kattı. Sıra, kendisine hâlâ düşmanca duygular besleyen baba kenti Mekke'ye boyun eğdirmeye gelmişti. Hz. Muhammed, mekkelileri yenip, bunların önde gelen komutan ve önderlerini tutsak aldı, ama bunlara genellikle çok yumuşak davranmakla kalmadı, aralarından birçoğunu zengin hediyelerle donattı.