• Şehzade Mustafa (Mustafa Çelebi): Fatih Sultan Mehmet'in Karamanoğlu İbrahim Bey'in kızı Gülşah Hatundan doğan oğludur. 1450'de doğmuş, Karaman valiliği sırasında hastalananarak 1474 yılında vefat etmiştir. Otlukbeli zaferinin kazanılmasında büyük yararlılıklar gösterdi. Kısa hayatı boyunca başarılı bir devlet adamı ve komutan portresi çizmiştir.
  • Topkapı Sarayı'nın bünyesinde kurulan Enderun, dönemin yöneticilerini yetiştiren yüksek dereceli bir okuldu. Sultan İkinci Murat tarafından Edirne'de kurulan bu okul, İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet tarafından modern bir hâle getirilmiştir. Burada üstün yetenekli gençler, devlet adamı ve komutan olarak yetiştirilirlerdi. Saray içerisinde uygulamalı olarak eğitim gören bu öğrenciler belli bir ücret de alırlardı. Bu öğrencilere dönemin bütün bilgileri en üst düzeyde verilirdi. Osmanlı Devleti'nin üst düzey yöneticilerinin çoğu buradan yetişmiştir.
  • İstanbul'un fethinden sonra Okmeydanı'nda büyük bir şenlik düzenlenmişti. Fetih ordusunun geçit töreninden sonra askerler arasında çeşitli yarışlar yapıldı. Tanınmış okçular ok attılar. Bu şenlikte dikkati çeken en önemli olay; İstanbul'u fetheden ordunun komutanı ve Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet'in rütbesiz bir asker gibi askerinin arasına karışması, onlara yemek dağıtması, hizmet etmesi ve hediyeler dağıtmasıdır.

    Bu da Fatih Sultan Mehmet'in büyük bir komutan olduğu kadar alçak gönüllü bir kişiliğe de sahip olduğunu göstermektedir.
  • Komutan ortadaki boşluğa geldi.

    "Asker!

    Unutma, amaç şehit olmak değil, yaşamak. Yaşamalıyız ki dövüşebilelim, dövüşerek düşmanı yenelim. Bu sömürgecileri geldiklerine pişman edelim. Öyleyse akıllı savaşacağız. Aklımızla savaşacağız. Her kurşunumuz, her bombamız, her süngü vuruşumuz, her tekmemiz, her yumruğumuz hedefini bulacak. Düşman bizi vurmadan biz onu vuracağız. Ama sağlıkçılara, sağlıkçıların taşıdığı yaralılara ateş etmek yok. Düşman bu insanlığa layık mı? Hayır. Utanmadan şehitlerimizi dinimizce toprağa vermemize engel oldular ve yaktılar. Belki de içlerinde ağır yaralı kardeşlerimiz vardı, onlar da yandılar. Ama düşman layık değil diye biz insanlığımızı bozmayacağız. Temiz dövüşeceğiz. Yenilmez, yılmaz, yıkılmaz Çanakkale askeri olacağız. Anlaşıldı mı?"

    Bin kişi gürledi:

    "Eveeet!"
    Binbaşı "Aferin asker" dedi, bütün tabura madalya dağıtmış oldu.
  • Sonunda bitirdim. Yazar kitabın başındaki olayla sürdürse romani 200 ile 250 sayfa arasinda bitmesi gerekirken 500 sayfa yazmis romani. O kadar gereksiz ayrıntıya girmiş ki kitabı bırakmamak için zor tuttum kendimi.

    Fazla fon karakter ve o fon karakterlerin ozel hayatina fazlaca yer vermis. Dr. Markos Varvaris'in hayatını çocukluğunu anlatması bana cok saçma geldi. Sadece mektubun onda oldugunu Peri'ye ulaştığı zaman ve Sedbağ'a gönderdiği zaman bahsedilmesi daha dogru olurdu bence.

    Kitap kafamda pek cok soru isaretiyle bitti. İkbal'e ve oğluna ne oldu ? İdris ve Timur'a ne oldu ? Bir de Sedbağdaki komutan. Onun hikayesinin bahsedildigi bölümde adam bir kahramanken bütün kasaba övgüyle bahsederken ne oldu da savaş suçlusu oldu. O sirada neler yasandi ?

    Peri ve Abdullah'in buluşması sevindirse de Abdullah'in onu hatirlamamasi üzdü beni.
  • Savaşan bir ordu, adına savaştığı halkın güvenini üzerinde taşıyorsa, işbirliği gelişecektir. Bunun için askerin, "Ben sizden biriyim" mesajı vererek eylemlerde bulunması gerekir. Halkın değerli gördüğü şeyleri küçümseyen v e dışlayan bir komutan, o halkın güvenini kazanamaz. Güneydoğu'da askerin, ayakkabılarla evlere girmesi, sevilen kişilerin itilip kakılması gibi olayların yaşanması alt kültür grubunun güvenini kazanmayı engellediği bilinmektedir. Psikolojik savaşın amaç larından bir tanesi de, halkla ordunun arasını açmaktır. Bir toplumda casusluk, propaganda ve karıştırıcılık faaliyetleri ile halk ordu arasında güven sevgisaygı bağı zayıflatılmışsa psikolojik savaş amacına ulaşmıştır. Toplum ve ordu arasında sorun varsa, düşman güçler bunu çok iyi kullanacaktır. Toplumun kendi içindeki ihtilaflarda, ordunun taraflarından birisini tuttuğu hissini uyandırmak, karıştırıcı faaliyetlerin en önemli amacıdır. Ordu halk işbirliği psikolojik savaşa karşı koymak için çok önemlidir
  • https://youtu.be/ZHGs2tp5rHw

    Kelebek…

    Zarafet, narinlik. Özgürlük sembolü.

    Mavi…

    Denizin, gökyüzünün, sonsuzluğun rengi. Özgürlük sembolü.

    Peki ya ikisi birleşince?

    Kocaman bir acı “mavi kelebek”…

    Mavi kelebekler Avrupa’nın orta yerinde, Bosna Hersek’te yaşanan bir katliamın simgesi…

    “Bastığın yeri toprak deyip geçme” sözü bizlere tanıdık.

    Durum Bosna’da da benzer.

    Attığın her adımda bir toplu mezara rastlamak mümkün.

    Bosna Savaşı’nda 312 bin kişi öldü.

    35 bini küçücük çocuklardı.

    Binlerce çocuk annesiz, babasız kaldı. Tarif edilemez acılar yaşadı.

    50 bin kadın tecavüze uğradı.

    Ruhunda tamir edilemez yaralar açıldı..

    Ölenler toplu mezarlara gömüldü.

    Sadece bugüne kadar 500’ün üzerinde toplu mezar ortaya çıkarıldı.

    Bunların 300’ü mavi kelebeklerin yardımıyla oldu.

    İşte bu yüzden de mavi kelebeklerin hikayesi bugüne kadar duyduğum en yürek yaralayıcı öykü…

    Bosna Hersek’te bulunan toplu mezarların üzerinde mavi kelebeklerin uçtuğu farkedilmiş.

    Bir, iki derken bunun tesadüf olmadığı anlaşılmış.

    Durum biraz incelenince toplu mezarların olduğu yerlerde toprağın yapısının değiştiği, mezarların üzerinde farklı bitkiler oluştuğu belirlenmiş.

    Bu koku da mavi kelebekleri çekiyormuş.

    Birçok kişi için kocaman bir acı olan bu hikaye, Bosnalılar içinse bir umuttu.

    Sevdiklerinin kemiklerini bulmak, sadece onlardan bir ize rastlamak isteyen binlerce kişi günlerce mavi kelebekleri izlemeye, onların peşinden gitmeye başladı.

    Nice ömür mavi kelebeğin peşinde geçti…

    Bugün işte bu acıların en büyüklerinden birinin yıldönümü.

    8 bin Boşnak erkeğin sırf Müslüman oldukları için Sırplar tarafından katledildiği Srebrenitza Katliamı’nın…

    Srebrenitza Bosna Savaşı sırasında BM tarafından güvenli bölge ilan edilmiş, binlerce kişi buraya sığınmıştı.

    Ama öyle olmadı.

    BM Barış Gücüne NATO’dan yeterli destek gelmedi.

    Sırplar bölgeye ulaştığında da Barış Gücüne bağlı Hollandalı askerler Boşnakları Sırp askerlere birer birer teslim etti.

    8 bin Boşnak Sırplar tarafından katledildi.

    Tarih 11 Temmuz 1995’ti…

    Üstelik öldürülen Boşnaklar için toplu mezarları kazanlar yine Hollandalı askerler oldu…

    Srebrenitza insanlık tarihine kara bir leke olarak kazındı.

    Elbetteki bu kanlı savaşı anlatırken, zalimlere hesap soran kahramanları da zikretmeden olmaz.

    Naser Oriç; Bosnalı kahraman komutanın hazin ama bir o kadar destansı bir hayatı vardır. Kendisi hakkında kanatimce sadece şunu yazmamız yeterli olur. Srebrenitsa katliamı yapılınca, bu şehre gelen yiğit komutan katliama karışan hiçbir Sırp askerini o şehirden canlı çıkarmamıştır…

    Bosna-Hersek’te yaşanan bu savaş, eşsiz bir lider, ( Aliya İzzet Begoviç) ve son derece kıymetli komutanları ortaya çıkarmıştır. Bosna savaşı bittiğinde, henüz otuzuna dahi girmemiş olan Nasır Oriç, mücadelesiyle Bosna tarihinin övünç anıtlarından biri olur. Hayatı bir film gibi geçen bu komutan, şimdilerde Tuzla kentinde sivil olarak yaşamını sürdürmektedir. Kendisine minnet ve şükran duygularıyla en kalbi selamlarımı gönderiyorum…

    ”Çeçenistan Şamillerin destan yazdığı diyarın adıdır.” İmam-ı Şamil ve Şamil Basayev önümüzde hep rehber olarak yürümüş; ”Allah’ın iki yiğit kılıcıdır.”  Bugün Şamil Basayev’in, şehadet yıldönümü (10 temmuz 2006). Bu vesile ile Allah davası yolunda şehit düşen Bosnalı ve Çeçen mücahitleri rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.