• “Ondan hoşlandığımı sanmıyorum,” dedi Bruno, “fazla ciddiydi.”

    “Baban da çok ciddi.” dedi Maria.

    "Evet, ama o baba,” diye açıkladı Bruno. “Babaların ciddi olmaları gerekir. Manav, öğretmen, şef veya komutan olmaları önemli değil!” dedi, babaların yaptığı ve düzgün olduğunu bildiği işleri ve binlerce kez düşündüğü unvanları sıralayarak.
  • Bir milletin inanmışlığının bir tek kişide vücut bulması... Askeri zekasını vatan, peygamber sevgisi için sonuna kadar zorlayan bir kahraman... Askerlerine baba şefkati gösteren merhamet timsali...
    Senin gibi bir komutan olur da düşer mi hiç Medine...
    Senin inanmışlığın geçer de bir millete kurtulmaz mı vatan toprağı...

    Hem ne demiş askerin İdris Bey:

    Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,
    Can verir, cânânı veremez Türkler.
    Ebedi hadim’ül haremeyniniz,
    Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler….

    Fahrettin Paşa'nın ruhunu yaşatmak ümidiyle...
  • "Komutan, 'kurşun pahalı,' demiş bunlara," dedi sayıklar gibi, "bunun üzerine dipçiklerle vurmuşlar çoluk çocuğa... Sonra da..."
    ...
    "Fazla kurşun harcanmasın, tüfekler de zarar görmesin demişler, bu sefer de meşe kütükleriyle..."
    Murathan Mungan
    Sayfa 47 - Metis Yayınları
  • Hayatı çaresizliklerle dolu bir adamın hikayesidir!

    7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.
    8 yaşında okuldan alındı ve bir dönem köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda karga kovalamakla geçiriyordu.
    10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.
    17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını bir dönem tutturamadı.
    24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi. 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
    25 yaşında Suriye’ye sürgüne gönderildi.
    27 yaşında, kendisinden bir yaş büyük meslektaşı, üyesi olduğu derneğin çalışmalarıyla kahraman ilan edilirken, o hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında tek başına olanları izliyordu.
    30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken doğduğu şehir düşmanların eline geçti. 30 yaşında amiri, onu uzaklaştırmak için başka bir göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
    37 yaşında böbrek hastalığından Viyana’da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
    37 yaşında komutan olarak yeni atandığı Ordu dağıtıldı.
    38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden alındı.
    38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından redingot ödünç aldı. Cebinde sadece 80 lirası vardı.
    38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.
    38 yaşında en yakın 5 arkadaşından 3’ü, bir seçimde onun aleyhine oy kullandı.
    39 yaşında idam cezasına çarptırıldı!
    Sonra ne mi oldu?
    42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!
  • Ovanın ortasında , iki milletin büyük bir savaşıyla yeryüzü çınlıyordu sanki .Ve dağın tepesinde ,ordusunun zaferini dört gözle bekleyen eşsiz bir komutan ,Timuçin ...
    ...
    Daha sonraları Cengizhan adıyla ,Türkleri bir bayrak altinda toplayan lider bir teşkilatçı .
    ...
    Yazarın yorumu : Bütün Avrupa'nın barbar diye nitelediği bir hükümdar vardı ,Cengizhan . ...
    Avrupalıların ona barbar demesi ,bütün Avrupa'yı yenmesindendir.
  • İslam devletlerinin ilim hazinesi olan şehirler:Semerkant...Buhara...

    Bu şehirler çevresinde kurulan,Kıpçaklar ile Türkmenlerden oluşan ve bu iki ırkın iç çekişmesiyle boğuşan bir devlet:Harzemşah Devleti..

    Tebaasından ve onun sorunlarından uzaklaşan bir sultan: Alaeddin Muhammed

    Sultanını gaflet uykusundan uyandırmak için kellesini bile hiçe sayan bir komutan:Temür Melik

    Tüm dünya devletlerinin hakimiyetini ele geçirmek isteyen ve bunun için en sinsi, en hileli ve en kanlı yolları tercih eden bir moğol kaanı: Cengizhan

    Hep aynı düzen, aynı hatalar ve tekerrür eden tarih..

    İliklerinize kadar işleyecek bir tarihi roman. Çok akıcı bir dille yazılmış. Öyle ki çoğu kez alıntı yapmak için dahi bölemedim. Cengizha'nın savaş stratejileri, -avını yaralayıp, parçalara ayırarak yiyen bir yırtıcı misali- koca bir devleti önce içeriden bölüp sonra kolayca devirmesi insanı hayrette bırakırken, zalimlikte şeytanı merhamete getirecek halleri bolca lanet okutuyor.
    Ülkesi için çırpınan Temür Melik ise Gladyatör filmindeki Russell Crowe olarak gözünüzde canlanıyor..

    Benim için çok doyurucu bir tarihi romandı..Özellikle bu türü sevenlere kesinlikle tavsiyemdir..
    Keyifli okumalar
  • Dört büyük distopik roman içerisinde en iyisi diyebilirim. (1984, Cesur Yeni Dünya ve Fahrenheit 451) Kitap, ne sizi 1984 kadar kabus dolu bir dünyaya sokuyor, ne Cesur Yeni Dünya kadar mükemmel bir dünyada yaşatıyor ne de Fahrenheit 451'de olduğu gibi tek bir konu üzerinde ilerliyor. Sizi distopik dünyanın içerisine bir kadın anlatıcı üzerinden girmenizi sağlıyor. Kitapta son derece güzel betimlemeler ve harika bir edebi anlatım var -bu da diğer distopik eserlerden kendisini ayıran bir özellik. Kitap, feminist bir bakış açısı yerine her iki cinsin de distopik dünyada yaşadığı zorluklara atıfta bulunan bir anlatımı bize sunuyor. Şu alıntı anlatmak istediğime güzel bir örnek olacak diye düşünüyorum:

    "Oradan uzaklaşırken bizi izlediklerini biliyorum; kadınlara dokunmalarına henüz izin verilmeyen şu iki adam. Bunun yerine gözleriyle dokunuyorlar, kalçalarımı biraz oynatıyorum, uzun kırmızı eteğin sallandığını hissederek. Tıpkı bir çitin arkasından nanik yapmak ya da ulaşabileceği bir uzaklıktan ötede bir köpeği bir kemikle kızıştırmak gibi; bunu yaptığım için kendimden utanıyorum, çünkü bunların hiçbir onların suçu değil, çok gençler."

    Anlatıcı, eşinin ve kız çocuğunun akıbetini bilemeyen bir anne profiliyle karşımıza çıkıyor. Buna rağmen anlatımda kendini bize asla acındırmıyor ve geçmişi hatırlarken de okuru keder içinde bırakmıyor. Kitapta tüm duygular kararında verilmiş: acı, yoksunluk, cinsel istek, özlem. Özellikle geçmiş ve günümüz geçişlerinde roman anlatımıyla son derece başarılı.

    Sadece ezilen ve kısıtlanan halkı değil, sistem içerisinde orta düzey yönetici pozisyonunda yer alan "komutan"lar ve "eşleri"nin de çaresizliklerini son derece güzel anlatıyor.

    Kitapta eleştirebileceğim tek nokta, distopik devlet tasavvuruyla ilgili son derece kısıtlı bilgi verilmesi. Bunun dışında tek kelimeyle enfes bir roman.