Byzantion'u eski Yunanistan'taki Megara kentinden gelenler kurmuş. Tahminen millatan önce 660 yılında. Byzantion da Byzas'ın yeri demektir.
...
"Yunanistan'dan gelen göçmenlerin kralı. Aslında efsanevi bir kişilik. Kral Byzas, bu şehrin ilk kurucusu olarak kabul edilir."
Kimileri Mimar Sinan'ın, içerde babasının yanında yatan Mihrimah Sultan'a âşık olduğunu söyler. Ama bir mimar parçasının sultan kızına gönlünü kaptırması olacak iş değilmiş. Zavallı mimar da aşkını kalbine gömmüş, içinde yanan bu gizli ateşi kimseye belli etmemeye çalışmış. Bu arada Kanuni Sultan Süleyman, çok sevdiği kızını Rüstem Paşa adında biriyle evlendirmiş. Başına devlet kuşu konan adam, bir anda saltanatın önemli bir sadrazamı olup çıkıvermiş. Ama sadrazam olunca da işleri artmış tabii. O işlerin çokluğunda adamcağız karısına nasıl vakit ayırsın? Hadi o vakit ayıranıyor, Mihrümah Sul-tan kocasından kime dert yansın? Çaresiz kalan Mihrümah Sultan kendini hayır işlerine adamış. Kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışmış, yoksulara yardım etmiş, şehrin imarı için çaba harcamış. İşte içindeki aşkı dile getirme fırsatını o za-man yakalamış Mimar Sinan. Çünkü Mihrimah Sultan ondan bir cami yapmasını istemiş. Ve Sinan büyük maharetini göstererek, Üsküdar iskelesinin karşısındaki camiyi yapmış ama bu yetmemiş, ikinci bir cami daha istemiş güzel sultan. Bunun üzerine Sinan ikinci Mihrimah Sultan Camii'ni de Edirnekapı'ya yapmış. Ama bu iki caminin Mihrimah Sultan'ın ismine gönderme yapan bir özelliği varmış. Mihr, güneş demekmiş, mah ise ay, yani sultanın ismi güneş ve aymış. Sinan güneşin battığı yere bir cami, ayın doğduğu yere bir başka cami yaparak sultana olan sevgisini en anlamlı biçimde dile getirmiş. Ve Mihrimah Sultan yılda bir kez, günbatımında, Edirnekapı'daki caminin minaresinin arka sında güneş batarken Üsküdar'daki caminin minarelerinin arasından doğan ayı izlermiş."
Kızı rahat bırakması için ben açıkladım. "Kadıköy Alicim, Kadıköy. Hikâyenin bu kısmını ben de biliyorum. Sarayburnu gibi şahane bir yer dururken, Kadıköy'ün bulunduğu bölgeye yerleşen göçmenleri eleştirmek için kullanılan bir deyim. Yani siz güzellikleri göremeyecek kadar körsünüz demeye getirmişler."
"Sadece güzellikleri değil Başkomserim" diyerek yeniden sözü aldı Zeynep. "Byzantion üç yanı denizlerle çevrili olduğundan savunmaya da elverişliymiş. Tabii, stratejik önemi de var. Boğaz'dan geçen gemilerden de vergi alıyorlarmış."
"Haraç desene şuna." Kendi lisanıyla durumu yorumluyordu bizim kopuk. "Deli Dumrul hesabı, geçenden üç, geçmeyenden beş akçe..."
"Ve balık sürüleri... Kentin başlıca besin kaynağı... Palamutlar, uskumrular, lüferler..."
"Daha ne tür balıklar vardı o zamanlar kim bilir?" diye söylendim içim yana yana. "Benim çocukluğumda bile lüfer çıkardı Haliç'ten. Hepsinin neslini kuruttuk." "Neyse işte, Sarayburnu'nun bu olanaklarını göremeyip Asya yakasına yerleştikleri için onlara kör, köylerini kurdukları yere de Kalkedon demişler."