"Bilindiği gibi, insan bir bütündür. Vücut dünyası ve ruh yapısı ile iki ayrı yaşam biçimini yaşamaz. Vücudundaki değişikliklerin etkisini ruhunda, ruhundaki değişikliklerin etkisini de vücudunda duyar."
Çoğumuzun peşinde olduğu şey güven ve başarıdır; güven arayan, başarı açlığı çeken bir zihin zeki değildir, bu yüzden bütünleşmiş olarak davranma becerisine sahip değildir. Kişi ancak kendi koşullarının, ırk, ulus, siyasi ve dini ön yargılarının farkındaysa bütünleşmiş davranış mümkündür; yani kişinin, benliğin yöntemlerinin her zaman ayırım yaptığını fark etmesidir.
Kur'an ile sünnet arasında bir çelişki ve aykırılıktan söz edilemez. İmam Ebu Hanife'nin ifadesiyle, "Allah'ın Resul'ü, Allah'ın kitabına muhalefet etmez; Allah'ın kitabına muhalefet eden de Allah'ın Resul'ü olamaz." Ancak Kur'an-sünnet ilişkisini kurarken Kur'an'ın celaline sünnetin cemaline gölge düşürmeyecek bir dil kullanma zarureti vardır. Bu iki kaynağı karşı karşıya getirmeyen, Kur'an'ın yeterliliğine ve sünnetin beyanına gölge düşürmeyen bir üslup kullanılması elzemdir.
"Bütünden ayrı veya önemsiz değilsiniz. Nasıl ki yaprak ağacın, bir su damlası okyanusun bir parçasıysa siz de kâinatın bir parçasısınız. Yaprak olmadan ağaç olmaz. Yağmur damlaları olmadan okyanus olmaz."