Hıristiyanlık, başından beri, özünde ve temelinde, yaşamın yaşamdan duyduğu tiksinti ve bıkkınlıktı; bir "başka" ya da "daha iyi" yaşama duyulan inanç altında yalnızca örtüyor, yalnızca gizliyor, yalnızca süslüyordu kendini.
Yoksa, bu kadar aşırı duyarlı, bu kadar delidolu arzulu, böyle eşsiz acı çekme yeteneğine sahip bu halk, nasıl katlanabilirdi varoluşa, aynısını daha yüksek bir şanla çevrili bir biçimde tanrıların da yaşadığı gösterilmesiydi?
Hallac-ı Mansur kendi dönemine göre Balkanlar'daki Bogomillere, Asya'daki Maniheistlere ve Avrupa'daki Katharistlere benzer. Bu yüzden Gnostik bir yapı arzeder düşünceleri. Özellikle Hallac-ı Mansur'ın Nasutilik ve Lâhutilik üzerine binâ ettiği Tanrı’da bütünleşme düşüncesi Hinduizm’deki Brahma ve Atman denklemindeki düşünceyle Mokşa’ya varmanın birebir aynısıdır. Hallac-ı Mansur ise bunu Ene’l Hak olarak adlandırmıştır. Diğer yandan Hallac-ı Mansur bu kitabında baş Şeytan olan İblis’i de idealize ederek onun Tanrı’ya âşık olan bir melek olduğunu, şayet Âdem’e secde etseydi Âdem gibi kusurlu ve hatalı olacağını belirtirek iyilik ve kötülük diyalektinde İblis’in kötülük denklemindeki rolü nedeniyle aslında onun iyiliğin varolması için kötülüğü inşa edici olarak bir “görev sahibi” mitolojik kişilik olarak tanımlar. Nitekim Hallac-ı Mansur’un İblis’i olumlaması ve haklı bulması hakkındaki bu düşüncesini Kur’an-ı Kerim’in Sebe Suresi’ndeki 20. Ayet doğrulamaktadır: “Andolsun İblis, onlar (insanlar) hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir grubun dışında hepsi ona uydular.” Hallac-ı Mansur Abbasiler döneminde düşünceleri nedeniyle politik anlamda baskı gördü. Dönemin halifesi tarafından kafası, kolu, burnu kesilip bedeni yakılarak idam edildi. Kesik başı ise Dicle Nehri’ne atılmıştır. Seversiniz sevmezsiniz ama Hallac-ı Mansur dönemin katı Sünni idaresi karşısında bu tarz heretik kabul edilen düşüncelerle otoriteye meydan okumuştur ve bir anlamda “düşünce şehidi” olarak da kabul edilebilir.
Bu savı kabul ediyorum, ama size şunu sormalıyım: Bir kez zafere ulaştıktan sonra, doğmasına yol açmış olan ideali gerçekten dayatmamış, hatta korumamış tek bir din var mıdır?