Bu saat dediğimiz zaman bölümü, mesafeleri ve zamanları geçerek bize doğru gelmeye çalışır... Bunun bize yaklaşması bir gaye güder ki, o da, nefeslerimizi kesmektir... Kendisine saati varmış kimse derhal ölmüş olur... Böylece, nefisler saati olan büyük saatte de, insanın kıyameti kalkmış olur... O büyük saat, dört mevsimin günlerinin toplamı olan sene gibidir... İşte bu saat meselesi, dünyada bir insan için göz kırpmadan daha süratlidir; çünkü bu saat insana vardığı ân, hükmünü ânında icra eder... Bu, hâkim tarafından verilen hükmün mahkûm üzerinde kuvvet ve nüfuzunu göstermiş olur... Bunu tayin keyfiyeti de insanın iki mesken arasındaki yaptığı yapının ne olduğunu ve ne olacağını belirtir... Bu sonucun Cennet’e mi veya ateşe mi yakın olduğunu, ancak tabiî âlemde hayâlin mevcudiyetini ve Allah’ın kudretini bilenler bilir... Düşünce ve hayâl yoluyla bu iz görünür; birçok senelerin, kısa olan Dünya’daki hayat zamanı içine girdiğini ve bu yakınlığı bu hayâl yoluyla öğrenmiş olur... Buna misâl olarak Cevherî’nin acayip hikâyesini gösterebiliriz... **Kendisinin anlattığına göre, bir gün evinin ekmeklik hamurunu alarak fırına girer... Cenabet olduğunu bilmektedir... Hamuru fırına bırakarak Nil nehrine yıkanmaya gider... Yıkanmak için suya girer ve bu esnada uyuyan ve rüya gören bir insan gibi kendini Bağdat’ta görür... Orada bir kadınla evlenerek 6 sene birlikte yaşar, ondan sayısını bilmediği birkaç çocuğu olur... Bu durumdayken nefsini dönmeye zorlar, yıkanır, kurulanır, elbiselerini giyerek fırına gider, henüz fırından çıkmış sıcak ekmeklerini alarak evine döner ve ailesine başından geçen olayı anlatır... Bir ay sonra, bir gün dalgınlık ânında suda yıkanırken gördüğü kadın gelir, evini sorar ve onunla buluşur... Cevheri, kadını ve çocuklarını inkâr etmeden
Sayfa 515 - 516 Vâridât......... 13 Ağustos bölümü, İBDA Yayınları.