Ben biliyordum zaten. Ama bilmemek istedim. Bilmezden gelmek bazen en iyisi. Bilmemeyi istiyorsun çünkü. Öyle olmamasını istiyorsun. Gerçeğin öyle olmamasını. Ama elinden bir şey gelmiyor. Kendi gerçeğini yaratıyorsun sonra, o gerçeğe öyle bir sarılıyorsun ki seninle beraber herkes inanıyor.
Bu ailede de, kendi ailemde de benim çok saf olduğumu düşündüler. İyi olduğunuzda herkes sizin salak olduğunuzu düşünür. Ben salak değilim. Neler olup bittiğini herkes
kadar biliyorum. Ama konuşmamayı tercih ediyorum. Sustuğunda seni saf, salak ve cahil zannediyorlar. Varsın öyle
bilsinler. Herkesin bildiği kendine. Ben kendimden razıyım. Büyük ve küçük günahlardan uzak durdum mu? Durabildiğimce durdum. Bitti.
Küçümsemeyin kimseyi. Tek bir kişiyi bile küçümsemektense, daha iyidir herkes tarafından küçümsenmek.
Bir insanı küçümsemek, küçümsemektir içindeki Mikro-Tanrı’yı. Mikro Tanrı’yı küçümsemekse, Tanrı’nın içinizdeki yerini küçümsemektir.
Sığındığı yerin tek rehberini hor gören birine nasıl sığınabilir ki o?
"...benim arkamı dönmemi beklemeden fısıldaşıp gülmeye başlamışlardı. Gülünecek bir tarafım olmadığını biliyordum. Fakat bunlar da, o yaşlardaki her kof insan gibi, ilk rastladığının suratma gülmeyi bir nevi üstünlük alameti sayanlardandı."