Liberalizm, fert hürriyetini belirginleştiren hürriyetçi ve demokratik vasıflarına rağmen, fertlerin hayat seviyelerinin ve refah derecelerinin tayininde eşit kıymetlerin eşit haklar iktisap etmesini sağlayacak umumi bir refah ve adalet planını gerçekleştirecek iktidara sahip olmadığı içindir ki, sosyal siyasette birtakım “doktrinci” meselelerle karşılaşmış bulunuluyor.
Bu meselelerin içinde ferdin hürriyeti kadar onun emniyet ve refahını, tekâmül ve inkişafını ön plâna alacak içtimai adalet endişesinin hâkim olduğu inkâr edilemez.
Cemiyetin mevzuu, kendini teşkil eden insanların saadet ve tekâmülü gayesine bağlıdır. Bu gayenin tahakkukunda hürriyete sahip olmak kâfi gelmez; aynı zamanda ondan istifade iktidarını da haiz olmak lazımdır. Bu iktidar ise ancak maddî imkân ve refahla elde edilir. Bu olmayınca, nazarî bir serbestliğin insanı mesut edeceğini düşünmek hayale kapılmaktır. Hatta bu vaziyette insan hür bile değildir. Bunun gibi, en geniş refah derecesinde şahsiyetinin hürlüğünü temin edemezse, insan yine saadetten uzak kalır.
Gerek ferdiyetçi (individualist) nazariye, gerek sosyal fikirler arasındaki bütün mücadele ve anlaşmazlıklar, tatbikatta tek taraflı kalarak bu ikisi arasında makul bir muvazene tesis edememelerinden ileri gelmektedir. Biri serbestlik veriyor fakat umumi refahı temin edemiyor; öteki refah vadediyor fakat hürriyeti esirgiyor.
Eğer ferde kıymet veren, hayatın tekâmülünü onun şahsî menfaat ve ihtiraslarının serbest oluşunda arayan liberalizm, tatbikatta bunu mahdut bir kısım fertlere değil de bütünü teşkil eden fertler yekûnuna kadar genişletebilseydi mesele yoktu; fakat bu mümkün olmamıştır. **Servet ve refahın haksız bir bölüşüme uğraması, içtimai bünyelerdeki ahenksizliğin başlıca
Sayfa 33 - 2005, I. Levha — GENEL BAKIŞ, “Mülkiyet Hakkına Bağlı Cemiyet Sermayedarlığı”, İBDA Yay.