Adam elindeki fincanı bırakıyor, sağ tarafına dönüp bilgisayarım tuşlarına basıyor. O füze için gerekli komutu veriyor. Gemide bir sarsıntı oluyor. Bir füze gemiden çıkıyor. Ekrandan, füzenin okyanusa doğru gidişini ve ardından hedefi vuruşunu canlı olarak gösteriyorlar.
Yani teknolojiyi o kadar geliştirmişler ki, en büyük zulmü çay içerek, kahve içerek, oturdukları yerden yapıyorlar.
“Hayır, gereksiz yere çalışmaktan kurtulmalıyız. İnsan huzur istiyor. Fabrikalar ve bilim huzur vermiyor. Bir insanın yaşaması için hiç de o kadar çok şeye ihtiyacı yok! Bana küçük bir ev gerekirken neden koca şehirler kurayım?”
Bir örnek vermek gerekirse, Almanya' daki Solingen çelik şehrine, yüzyıllar önce Haçlı Seferleri sırasında memleketimize gelmiş "Solingen" adlı bir Alman'ın adı verilmiştir. Bu Alman Müslümanlardan öğrendiğiyle memleketinde çelik sanayisini kurmuş, üne kavuşmuştur. Ben Almanya' dayken duymuştum. Şehrin adının Haçlı Seferleri'ne iştirak etmiş bir ustaya ait olduğunu söylemişlerdi. Haçlı Seferleri' ne katılmış, Müslüman ülkelerden "çeliğe nasıl su verildiği"ni öğrenmiş Solingen adlı usta ... Döndükten sonra, Almanya' daki bu köyde bir demirci dükkanı açmış ve Müslümanlardan öğren diği sanatı orada icra etmeye başlamıştır. İşte bugün o köy, Almanya'nın en büyük sanayi merkezlerinden bi risi haline gelmiştir. Ancak, tarih karıştırıldığı zaman görülüyor ki bugün hayret verecek derecede gelişmiş olan böyle bir çelik merkezinin hocası bizleriz. Bizim mensup olduğumuz İslam medeniyetidir.